FURKAN ANDIÇ, HAKKINDA MERAK EDİLENLERİ CEVAPLADI


Televizyonun ardında toz bırakmayan acımasız çarkları dönedursun, aradan sıyrılan bir kazananımız var! Tatlı İntikam dizisiyle ‘mutfakta erkek var!’ dedirten Furkan Andıç ile bir otomobil yolculuğundan geriye kalanları okuyacaksınız.

 

Pazar günü olması yetmiyormuş gibi hava, geçirdiğiniz her dakikada size yazın yaklaştığını hissettirecek kadar sıcak… Çekim için Riva’dayız… Bir önceki akşam Tatlı İntikam dizisini izlerken, diğer yandan Furkan hakkındaki bilgilerimi tazeledim, kısacası her şeye hazırım. Ekip olarak sete yorgun geleceğini düşünüyoruz çünkü dizi piyasasının oyuncular için koyduğu görünmez kural bunu gerektiriyor. Hazırlıklarımızı yaparken Furkan beliriyor… Yorgun mu? Evet ama bunu hissettirmeye pek de niyeti yok. Yalan değil; reytingleri yüksek bir dizide oynayan oyuncuda zor bulunan bir samimiyete sahip. Çekim boyunca enerjisi hiç düşmüyor, çekime değil de sanki hep birlikte bir pazar gezmesine gelmişiz gibi keyifli geçiyor zaman. Birkaç saat sonra 1930’ların buhran döneminden çıkıp, kendi hayatına geri dönüyor. Röportajı ‘nasıl, ne zaman yapacağız?’ derken, İstanbul’a doğru bir otomobil yolculuğunda sohbet etmeye karar veriyoruz. O arabayı kullanırken, ben kayıt cihazını açıyorum… Şimdilik hayatının sınırlarını, oyunculuk çerçevesinde çizmiş. Ses tonundan yeni dizisine ve oyunculuğa olan hevesini anlıyor, yoğun temposundan şikâyet etmesini beklemiyorsunuz. Ailesi ve ‘her zaman yanımdalar’ dediği dostları dilinden düşmüyor. Aşk hakkındaki düşüncelerini ise cömertçe kelimelere döküyor. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız yolculuğun sonunda yanından ayrılırken içimden iki şey geçiriyorum… Umarım hep böyle olduğu gibi kalır ve arabasını park edecek bir yer bulur.

 

Furkan Andıç Tatlı İntikam 2

 

Kaçak Gelinler’i saymazsak, Tatlı İntikam senin ilk başrolün… Hikâyesini ilk duyduğunda ne hissettin?

Öncelikle oynayacağım karakterin aşçı olması oldukça ilgimi çekti. Sinan’ın üniversitedeki hâli olan Tankut karakterini de merak etmiştim. Bir proje geldiği zaman benim gelen projeyi ne kadar merak ettiğim unsuru, onu seçmemdeki en önemli etken. Sinan karakteri oyunculuk için avantaj yaratan bir karakter çünkü dizide büyük bir evrim geçirirken duygusal olarak devinim de yaşıyor. Kaybeden taraftayken kazanan tarafa geçmesini sevdim. Gerçekten pürüzsüz, bir çırpıda okuyabileceğiniz senaryonun yazıldığı bir hikâye. Bu işi çok iyi yaptığımızı düşünüyorum. Aşama aşama yol kat ettik… Bir de ekip olarak çok iyi anlaşıyoruz. Ailemden fazla onları görüyorum. Setin eğlenceli bir yer olması, motivasyon için oldukça önemli.

Leyla’yı daha önceden tanıyor muydun yoksa bu projeyle mi tanıştınız?

Hayır, daha önce tanımıyordum. Leyla çok iyi kalpli biri… Onunla anlaşmak hiç zor olmadı, hatta kaynaşmamız yirmi dakika ya sürdü ya sürmedi diyebilirim. Bazen oyuncu olarak zorluk çekebiliyorsunuz ama karşınızdakine bunu söyleyemiyorsunuz çünkü kimin nasıl çıkacağı ya da size ne diyeceği belli olmuyor. Oyunculuk tıpkı masa tenisi gibi. Leyla’yla bu konuda iletişimimiz kolay, ikimiz de karakterlerimizle ilgili düşüncelerimizi söyleyebiliyoruz birbirimize.

Dizi setine geldiğin ilk günü hatırlıyor musun?

Hatırlamaz olur muyum? İlk gün, Tankut karakterini canlandıracağım gündü. Tankut kaybeden bir karakter… Sahnelerini Okan Üniversitesi’nde çekmiştik, ben de o gün çok heyecanlıydım. İlk olarak Tankut karakterini benim oynayıp oynamayacağım belli değildi, sonradan kesinleşti. O gün o kadar çirkin olmuştum ki, çevredeki herkes bana bakıyordu. Ben de; ‘Bunu bir şekilde doğallaştırmam lazım’ dedim ve lenslerimi çıkardım. Kimseyi göremiyordum, herkes bulanıktı benim için ve öyle de devam ettim rolümü oynamaya. Açık söylemek gerekirse Tankut olmayı seviyorum. İnanılmaz naif ve saf bir karakter. Hatta Tankut’u Sinan’dan daha çok seviyorum sanırım.

 

Muhtemelen; ‘Şu an önceliğim işim’ diyeceksin ama aşkın hayatındaki sırası nedir?

Evet, çok çalışıyorum ama bu yoğunlukta aşkı tercih ettiğim zamanlar da olmadı değil. Artık ilişki yaşamaktan biraz çekiniyorum çünkü şu zamana kadar hep uzun ilişkilerim oldu. Şimdi biraz kendimi dinlemek istiyorum. Hayatı iki kişi yaşamak gerçekten zor… Çapkın bir insan da değilim. İlişkinin içinde iki kişisiniz ve kendi başınıza bir şey yapmak istiyorsunuz. Karşı tarafı çok düşünen bir insan olduğum için keyfime göre alıp başımı gidemem çünkü bilirim ki o mutsuz olur. İlişki yaşadığım kadınlara karşı o kadar şefkatliyimdir ki, beni özlemesine bile kıyamam ama aşkın verdiği o yorgunluğu istemiyorum sanırım şu sıralar.

 

Furkan andıç tatlı intikam

 

 

Bir kadında güzelliği nasıl tanımlarsın?

Dış güzellikten mi bahsediyoruz?

Senin ne açıdan baktığına bağlı…

Sevgililerim çok iyi anlaştığım, güldüğüm, birçok anı paylaştığım insanlardı.

O zaman senin için dış görünüş o kadar da önemli değil…

Hayır, değil ama güzelliği de tanımlayacak olursam ‘sıcak bir gülümseme’ diyebilirim.

Birkaç röportajında kıskançlıktan hoşlanmadığını söylemişsin…

Kesinlikle hoşlanmıyorum! Kıskanç bir insan olsam, karşımdakinin hayatını kısıtlasam, o kişinin bana ne katkısı olacak ki? Sıklıkla bir şey paylaşamadıktan sonra o ilişki savaş gibi oluyor, çok tatsız…

O zaman bir kadın sevgisini nasıl hissettirmeli sence?

Bir kadın sevgisini isterse gösterir, istemezse göstermez. Bana bunu hissettirmesine ya da beni sevmesine de gerek yok çünkü ben onu seviyorum sonuçta, bu yeter… İlişkide kimse eşit sevemez ki, ayrıca sevmek zorunda da değil. Ben kendi sevgimle yaşarım, karşıdan beklentim yok.

Peki, şu zamana kadarki gözlemlerine dayanarak kadınlar üzerinde nasıl bir etkin olduğunu düşünüyorsun?

Kadınları iyi tanıdığımı düşünüyorum. Biraz da onların gözünden bakabiliyorum hayata, bu yüzden onları daha iyi anlayabiliyorum. Bir de karşı cinsle şakalaşmak bile daha kolay ve eğlenceli. Hele bir de içtense…

 

Şimdi hızlı sorulara geliyorum. Şu sıralar kulaklığını taktığın zaman ilk çalan şarkı ne olmalı?

Bu aralar dizimizin müziklerini yapan Güliz Ayla’nın parçalarını dinliyorum. Oldukça güzel ve eğlenceli…

Oyunculukta ‘işte bu noktaya gelmeliyim’ dediğin bir persona ya da aktör var mı?

Yok, hayır çünkü eğer önümde böyle bir örnek olursa kendi yolumu çizemem ki…

Sürekli taktığın kolyenin anlamı nedir?

Göktürklerin bereket duası bu… Yakın arkadaşlarımla aramızda taktığımız bir şey, bu yüzük de (yüzüğü gösteriyor) aynı şekilde. Kolye Koray’da var, yüzükse hepimizde… Onların beni yalnız bırakmadıklarını, yanımda olduklarını bildiğim için üzerimde onlardan bir şey taşımak isterim hep. Bu tip şeylere anlamlar yüklemeyi seviyorum. Hayatımdaki ufak şeylerin değerli olması güzel…

Şimdi kadınlar kadar erkekler de dış görünümüne önem veriyor. Senin ekstra bir çaban var mı?

Spor zaten benim hayatımda hep vardı. Yeditepe Üniversitesi’nde hâlen basketbol oynuyorum. Hayatımın yarısı sporla iç içe diyebilirim o yüzden benim için ekstra bir çaba gerektirmiyor. Sonuçta senin vücudun ve baktığında iyi görünmesini istersin. O bile seni motive eder. Onun dışında kendime özen gösteren biri değilim. Salaş bir insan da değilim ama kendime çok dikkat etmem.

Peki, ‘basketbol’ demişken… Biriyle teke tek maç yapmak istesen bu kim olurdu?

Michael Jordan gelse de oynasak keşke… Onunla büyüdüm, o yüzden oyun stilimi de Jordan’a benzetirim.

Peki, son soru; hakkında bilmediğimiz bir şey söyler misin?

Dudaklarımı yeme alışkanlığım var. Aynı şeyi Leyla da yapıyor. Setteyken sürekli bu konuda birbirimizi uyarıyoruz.

Röportajın tamamını Marie Claire Mayıs sayısında bulabilirsiniz.

 

SÖYLEŞİ: SELEN MEÇOĞLU

FOTOĞRAFLAR: OZAN KIYMAÇ

STYLING: TUĞÇE ÜLKÜMEN

Nurdan Gündoğdu