Milli yüzücü Devrim Ulusoy mutluluğu derinlik sarhoşluğunda arıyor.
Tek bir nefesle 83 metre derine dalarak iki dakika 24 saniye su altında kalan milli yüzücü Devrim Ulusoy, İtalyan sporcu Ulberto Pellizari'ye ait olan ve sekiz yıldır kırılamayan dünya dikey dalış rekorunu kırdı. Dövmeleri yüzünden 12 yıl milli takıma alınmayan ve kazandığı sayısız madalya için hayatta çok şeyden vazgeçen Ulusoy sorularımızı cevapladı.
Nasıl serbest dalışçı oldunuz? Serbest dalış yoluna ben aslında 30 yaşında girdim. Beş yıllık bir mazim var serbest dalışta.
Ama bir temeli vardır herhalde? Tabii ki; bunun alt temeli yüzme ve mono palet (geniş yüzeyli tek parça palet). Serbest dalış yapmadan önce bunun disiplinini aldım hocalarımdan. Otuzumdan sonra her şeyim değişti. Şu anda 35'im. Hayal bile edemezdim... Zaten inanın bana sağlam düşünen hiçbir Türk genci dünya rekorunu hayal etmez. Ben 14 yıldır yüzüyorum. Bir sorun bakalım buradaki bütün yüzücülere, sorun hangisi dünya rekorunu hedefliyor. Televizyonda bile seyrederken hiç ah çekmedim ben, çünkü hedefimde yoktu.
Türk sporcunun neden yüksek hayalleri olmaz? Koşullar yüzünden tabii ki... Aslında inanılmaz potansiyel var bizde ama Türkiye'nin ekonomik durumu belli. Hangi sporcu amatör bir branşta para kazanmış? Ancak Avrupa rekorunu kırınca benim bütün hayatım değişti.
Aileniz her anlamda destek oldu mu size? Annem de babam da emekli ve kendileri beni bu zamana kadar hep desteklemişlerdir. Diyebilirlerdi ki bana; "Biz emekliyiz, ancak kendimize yetiyoruz. İstanbul'a veya başka büyük bir şehre git, orada iş hayatına atıl. Kendi ayaklarının üstünde dur." Onların da en doğal hakkı bunu söylemek. Ama babam dedi ki; "Çanakkale'de bir yüzme kulübü varmış. Git oraya, şöyle bir yüz, kendine gel. Bakarsın toparlarsın, bir şeyler olur." Yani hep umut duydular. Antrenörlerim de hep umutluydular, ama nedense bir tek ben göremedim bunu. 30'umdan sonra Çanakkale'deki kulübe geçtim, antrenmanlarımı yaptım. O yıl sonunda Avrupa rekorunun üzerinde bir derece geldi. 114 metre denizin altından dip yaptım. Hem Türkiye rekoruydu hem Avrupa rekorunun üzerindeydi. Daha ilk sefer! Ondan sonra; "Var bende bir şey" dedim. Sonra check up'a girdim ve çok ciddi değerler çıktı. Ciğer kapasitem 13.5 benim.
"Ciğer kapasitem 13,5" ne demek? 13,5 litre. Normal, sağlıklı, spor yapan bir insanın beş ila beş buçuk litre. Atıyorum sizde altı litre ciğer kapasitesi varsa onun üç nokta küsurunu kullanabilirsiniz. Ben 13,5 litre üzerinden 8,7'sini kullanabiliyorum. Buna vital kapasite deniyor ve bu çok ciddi bir rakam.
Tek gereken fizyolojik kapasite değil herhalde? Hayır, bana göre yüzde 30 fizyoloji, yüzde 70 mental. Mental ve çalışma... Ben aldığım havayı diyaframıma hapsediyorum ilk önce. Ondan sonra ciğerlere ve arka tarafa yönlendiriyorum havayı. Yani havayı vücudumun içinde dolaştırıyorum. Diyafram vücudun en sağlam kası ve siz ona hükmediyorsunuz. Çektiğiniz havayı içinizde zaptetmek için inanılmaz bir enerji harcanıyor. Mental olarak buna hazırlanıyorsunuz. Vücudunuzun o havayı çektiğiniz zamanki tepkilerini önceden bildiğiniz için vücudunuzu ona göre hazırlıyorsunuz.
Yüzmeden para kazandınız mı bu hayatta? Yüzmeden hiç para kazanmadım. Yüzme sadece bana bu zamanımı hazırladı. Çok başarılı bir yüzücüydüm; çok ciddi derecelere imza attım yurtdışı ve yurtiçinde. Ama yüzmeyi meslek olarak hiç düşünmedim, düşünemem de. Hiçbir yüzücü bunu düşünmüyordur Türkiye koşullarında. Ben de ancak 2005'de Akçansa bana sponsor olunca nefes alabildim. Üniversite hayatı nasıl geçti peki? Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Doğu Akdeniz Üniversitesi Makine Mühendisliği'ne gittim. O zamanlar makine mühendisliği bir etiketti. Makine mühendisi olup iş bulmama imkânınız yoktu. Ailem de ondan dolayı istedi. Bilinçli bir öğrenci değildim açıkçası. Üçüncü sınıfta her öğrencinin girdiği o bunalım evresine girdim. Kaydımı dondurayım, biraz rahatlatayım dedim kafamı. Askerliğimi yaparım, ondan sonra okula devam ederim düşüncesindeydim ama devam etmedim.
Peki dövmeleriniz hangi döneme ait? 17 yaş... Çılgın yaş devresine ait. Bir tane yapınca arkası geliyor. O zamanlar motosiklet de kullanıyordum. Aykırı bir tiptim. Dövme bana göre sıkıntıların ortaya çıkması ama bana bir yaptılar pir yaptılar. Bu dövmeler spor hayatınızda sorun yarattı mı? Evet, uzun yıllar milli takıma alınmadım. Hatta o dönemki federasyon başkanı dövmelerimi sildirmem için Alman Hastanesi'ni sponsor olarak ayarladı ama kabul etmedim. Ancak başkan değiştiğinde milli takıma girdim. 30'undan sonra çok şey mi değişti hayatınızda? Aynen öyle, 30 yılımı bir anda sildim ama 30 yıl beni bu 30'umdan sonrasına hazırladı. O kadar doymuşluk oldu ki ses duymak istemiyor, kendimle kalmak istiyordum. Denizi anlatırken bile duygulanırım. Bence son noktayı buldum ben. Ama şuna da dikkat edin; yaptığım performans branşı yine hayata aykırı. Serbest dalış yaparken yine yaşamla savaşıyorsunuz. Çok riskli değil mi? Çok... Çok yüksek bir basınç altına giriyorsunuz. İki buçuk dakikalık performansın altında çok ciddi bir çalışma var. 30 metreden sonra tüm kan ciğerlerde toplanıyor. Çünkü vücut, ciğerler kaburgalar tarafından ezilmesin diye tepki veriyor. Ciğerdeki ufacık bir kesik, ödeme ve çok korkunç sonuçlara yol açar. O kanla siz böyle bir derinliğe inip çıkıyorsunuz.
Size değer verenler ne hissediyorlar bu konuda? Alışmış vaziyetteler. En yakınım benim annem babam. Onlar bana destek vermeseler zaten bu branşı yapmam. Bana güveniyorlar ama güven demek tabii ki "Ya Allah bismillah" deyip de dalmak değil, iyi bir antrenman gerektiriyor. Onlar ilk önce benim antrenmanıma ve çalışma disiplinime güveniyorlar. Günde yedi sekiz saat antrenman yapıyorum. Yüzme, koşu, bisiklet, nefes tutma, reiki, beyin egzersizleri, kondisyon, ağırlık... Olumsuzlukların önüne geçemezsiniz. Nasıl ben 30'umdan sonra dünya rekorlarını aldıysam ve bunun önüne kimse geçemediyse, aynı şekilde olumsuzlukların da önüne geçemezsiniz. Ama ben bunu en az seviyeye indirmek için çaba harcıyorum; emniyetimi önceden alıyorum. Diyorum ki bu benim maskemden olmasın, diyaframımın erken kasılmasından olmasın, ciğerlerimden olmasın, aldığım ilk nefesten ya da ayaklarımdaki yorgunluk hissinden olmasın.
2004 Kâinat Güzeli Jennifer Hawkins; 2010 yılında bu kez Marie Claire'in yüzü olarak karşımızda. 26 yaşındaki Avustralyalı model stiline dair ipuçlarını bizimle paylaşıyor.
23 yaşındaki oyuncuyu yeni sezonda sürpriz bir projede başrolde görmeye hazırlanırken, ilk kez gerçekte kim olduğunu ve hayallerini öğrenme şansını elde ediyoruz.