Ayşe Kulin, ailesini ve yadigarlarını Marie Claire'le paylaştı.
Ayşe Kulin'in evinde başınızı nereye çevirseniz bir anıyla karşılaşıyorsunuz. Her şey farklı hayatlardan izler taşıyor. Tam da bu yüzden kendisi için özel eşyaları gösterirken müthiş bir heyecan duyuyor Kulin. Birer birer anlatıyor hikayelerini. "Eşyaların ruhu olduğuna inanıyor musunuz?" diyorum, "Kesinlikle" diye cevap veriyor, "Her şeyle çok kişisel bağım olduğuna inanıyorum. Eşyalarla, bitkilerle bir bütünün parçasıyız hepimiz."
Nasıl biriydi anneanneniz? Bana çılgınca düşkündü çünkü tek çocuğunun tek torunuyum. Başka yok. Tek kız, tek torun. Bir de eşini kaybettiği sıra hemen arkasından geliyorum. Çok genç dul kaldı anneannem. Herhalde daha 40 yoktu. Bütün sevgisini, ilgisini bana verdi; hayatının gayesi oldum. Bir de çok meraklıydı güzelliğe. Ben mesela meraklı değilimdir o kadar ama anneannem için güzelliğin de tarifi var; güzel insan beyaz olur. Öyle yerleşmiş kafasına. Ben kocaman gözlerimle doğunca bitti artık anneannem, esir!
Annenizle mi daha yakındınız anneannenizle mi? Anneanneyle çok yakındım ama onun da huyları vardı aramızı bozan. Bir şey istiyorsun, herkes yiyor, ben de yiyeceğim... Yasak! Elma şekeri mesela. Pistir, alınmaz. Yani ne istesem hep anneannemin o merakı bir set gibi çıkardı. Onun için çok dalaşırdık ama severdim.
Babanızla aranız nasıldı? Babama çok düşkündüm. Çok özeldi babam. Yalnız bir çocuktum, kardeşim yoktu fakat çok yaramazdım. Buradaki elbiselerimden belli olmuyor. Belli bir yaşa geldikten sonra beni evde tutamadılar, tam bir sokak çocuğuydum. Çok büyük bir apartmandı, çoluk çocuk yaşardı orada. Bir çetemiz vardı. Duvarların üstüne tırmanır dururduk. Geçen gün bir arkadaşıma gittim, annesini ziyarete. O bana dedi ki; "Ayşe, sen kapıların üstüne otururdun." Normal kapının üstüne oturur, at gibi sallanırdım. Bunu yapan başka çocuk yok. Bir tuhaf olacağım diye korkarlardı. Kıza benzemezdim pek. Hele ortaokuldayken pantolon modası geldi. Pantolon hep üstümde. Ya bir yere tırmanıyorum ya bisiklete biniyorum. Yani öyle hanım hanımcık bir çocuk değildim... Kızlarla mı arkadaş olurdunuz daha çok erkeklerle mi? Mahalledeyken erkeklerle çünkü daha çok erkek çocuk vardı. Sonra tesadüfen -üçüncü romanı yazarsam orada olacak- annemin Roma'da Azra diye bir arkadaşı var, o Azra Ankara'ya geldi. Sonra orada bir oğlu oldu. O benim en yakın arkadaşımdı; Osman... Bir tane de Hasan vardı yine çok yakın arkadaşım, piyanist Fuat bey'in oğlu. Benim piyano hocamdı; "Alın bu çocuğu başımdan, çalamıyor, kulak yok" diye yollamıştı beni. Apartmanda en üst katta Can vardı, doktorun oğlu. Yani bütün çevrem erkek çocuklarıyla sarılı. Dolayısıyla ben erkek çocuklarıyla çok oynardım. Zaten bebekten çok koşturmak, saklambaç oynamak, bunlara bayılırdım. Sonra ilk mektebi bitirince kendi okulumun orta birine gittim. Kızlarla erkeklerin kaldırımlarını ayırdılar, yani kızlar bu tarafta, erkekler bu kaldırımda gidecek diye sınır belirlediler. Ben buna korkunç bir tepki verdiğimi hatırlıyorum. Derslerim çok kötüydü, yıl sonunda imtihanlara soktular ve girdim koleje.
Hep tepkisel biri miydiniz? Evet, şımarık zannediyorlardı beni ama o şımarıklık değildi, ne istediğimi bilip doğru olduğuna karar verdim ve bitti. İyi bir huy değil.
O dönem Amerikan Koleji'nde sadece kız öğrenciler vardı. Zor olmadı mı? Sadece kız kıza okumanın da keyifli yanları vardır. Birlikte tiyatro yapıyorduk, konser yapıyorduk. Her ayın sonunda çaylarımız, partilerimiz oluyordu. Babalarımız vardı, dolayısıyla erkek görünce korkan çocuklar değildik ama tabii şu da vardı; erkek çocuklarla okumadığımız için romantik de olsa, platonik de olsa bir gönül macerası, ona göre süslenmek, hiç öyle bir şey olmadı hayatımızda. Hepimiz salaş...
Kaç yaşınızda evlendiniz? 18'de evlendim.
Bu kadar yaramaz bir kız çocuğu için erken değil mi? Büyümeye başladığım zaman annem beni çok sıktı. Kışları hiçbir sorunum yoktu çünkü yatılı okuldayım; partilerimiz, konserlerimiz var. Hafta sonları çıkıyorum arkadaşlarla sinemaya gidiyorum. Yazları geliyor, eve dönüyorum. 'Senin zamanın bitmiş, başka bir zaman bu' diyorum ama oraya ayak uyduramadı annem. Hiç unutmuyorum bir gece bir evde bir partiye gittim. Arkadaşlarımın hepsi kolejden, yani doğru dürüst aile çocukları. 'Beni gelip almayın' dedim. Öyle bir şey bitmiş çünkü gidip partiden kız alınmıyordu. Bir de utanır insan. Çok utanıyorsun, bütün mesele orada. Erkeklerden utanıyorsun, kızlardan utanıyorsun. Nedir bu böyle? Sen dayımla gel kapıya, aşağıda dayımın arabası, yanında annem oturuyor saat 12'de. Öldürürdü beni, nasıl kavga ederdik. Bir öğleden sonra çay partisi mesela, üçten yediye kadar. Laf arasında annem öğrendi ki partiye gitmişim, evde ceza! Üç gün denize girmeyecekmişiz. Ben bu anneyle koleji bitireceğim ve Ankara'ya döneceğim üniversite yapmak üzere. Herhalde fıttıracağım, ya annemi öldüreceğim ya annem beni öldürecek. Ben nasıl kurtulacağım bunlardan? Bir de okumak istiyorum. Adadaydık, genç bir çocukla tanıştık, çok zengin bir ailenin oğluymuş.
Duyunca anneniz ne yaptı? Fıttırdı. Halbuki bu artık kızların flört yaşları. Koleje yolladıysa kızını, tesettüre sokmadıysa beni, normal olarak bir arkadaşım olacak, bir yerlere gideceğim, yolda el ele tutuşacağım. Hayır! Onun üzerine beni istediler, ben dedim ki kurtulayım, gideyim. Eğlenmek istiyorum çünkü; dans etmek, gece çıkmak, gezmek istiyorum. Herkes geziyor, ben de istiyorum. Tepemde iki tane kadın; biri annem, biri anneannem! Etraf ne der, güzel kız, herkesin gözü onun üzerinde... Kuzenlerimi böyle sıkmadılar. Bana lüzumsuz ve aşırı bir baskı yaptılar. Neden korktular bilmiyorum. Sonunda işte ben gittim, yanlış bir evliliğe. Kabahat tabii bende.
Bu arada aile farklı bir çatışma içinde. Sabahat Teyze'nizle Bâlâ Enişte'niz arasındaki yoğun aşkı ne zaman fark ediyorsunuz? Herhalde ortaokulda. Ben eniştemin Ermeni olduğunun da farkında değildim ilkokuldayken.
İnsan böyle bir aşka tanık olarak büyüdükten sonra beklentileri biraz farklı olabilir mi? Annem babam arasında da bağırış çağırış olmadığı için ben evlilikleri öyle zannediyordum. Önce şaşırtıcı geldi çünkü babamı anneme bağırırken hiç duymadım. Annem dırdır ederdi o başka. Kadın dırdırı vardır ya... Sonradan hayatın içinde, başkalarının hayatlarında gördüm. İkinci evliliğimde de, o bana hiç yaramayan birinci evliliğimde de kavga ettiğimizi söyleyemem. Ruhlarımız uymuyordu. Bunu çabuk gördüm ve hemen ayrıldım. Üç yıl filan sürdü ancak.
Birbirine uymayan ruhlar konusunda ne yapsanız boş. Ne yapsanız boş, yani ancak gidersiniz. Büyük bir cesaretti çünkü çok gençtim, iki tane de çocuğum vardı ama kararımı verdim. Böyle bir cesur duruşum var hayata karşı. Annem ve babam da arkamda durdular.
Arada üniversiteye de gidememişsiniz. Üniversiteyi kaçırmış oldum. Ona çok üzüldüm çünkü parlak bir öğrenciydim ve üniversite okumak için her türlü neden vardı. Gittim üniversite okumak üzere ama çocuklarım oldu ve olmadı. Yani bunu iki kişi yapıyorsa olur. Onun üzerine döndük. Sonradan da çok zordu çünkü hep çocuklar var, çocukların yemek saati var. Sonra benim bir çocuk mücadelem oldu boşandığım eşimle. Üniversiteye gidemezdim çünkü onu da kullanırdı çocukları almak için. Nasıl bir temponuz vardır? Çok çalışkan mısınız? Evet, çok çalışkanım, sorumluluk hissim var. Bana biri bir şeyi bitir diye verdiği zaman önüme onu mutlaka yaparım. Ve en iyisini yapmam lazım, yoksa çok rahatsız olurum.
İlk kitabınız yayınlansın diye biraz beklemiştiniz. Şaşırmış olmalısınız. Biraz mı? (Gülerek) 25 yıl.
İnsan kendinden şüphe etmez mi? Her kitapta zaten şüphe ediyorum iyi oldu mu diye. Müthiş bir korku, satar mı, satmaz mı, 'satar mı'dan çok beğenilir mi. Hep var o şüphe.
2004 Kâinat Güzeli Jennifer Hawkins; 2010 yılında bu kez Marie Claire'in yüzü olarak karşımızda. 26 yaşındaki Avustralyalı model stiline dair ipuçlarını bizimle paylaşıyor.
23 yaşındaki oyuncuyu yeni sezonda sürpriz bir projede başrolde görmeye hazırlanırken, ilk kez gerçekte kim olduğunu ve hayallerini öğrenme şansını elde ediyoruz.