Kate Winslet, Oscar hayaline hiç bu kadar yaklaşmadığını anlattı.
Heyecanla ardı ardına kurduğu cümlelerden birinde; "Kaybetmek ya da kazanmak... Her ikisine karşı da gayet hassasım" diyor Oscar ödülleri öncesinde Kate Winslet... Şu ana kadar tam altı kez Oscar'a aday gösterilen ve geçtiğimiz ay iki Altın Küre kazanarak kariyerinin zirvesine çıkan oyuncu; hayallerine ilk kez bu kadar yakın olduğunu itiraf ediyor. İlk kez Hamlet'in uçarı Ophelia'sı rolüyle dikkat çelen ünlü aktris, beyazperdenin en etkileyici aşk epiklerinden Titanik'teki Rose karakterini güzelliği ve etkileyici oyunculuğu ile derinleştirerek Hollywood'da yükselişe geçmişti. Birbirinin peşi sıra çevirdiği filmlerin ardından özellikle ünlü yazar Iris Murdoch'ın hayatını konu olan Iris, Jim Carrey ile başrollerini paylaştığı bir bağımsız sinema başyapıtı olan Sil Baştan ve Tutku Oyunları filmleri ile unutulmaz performanslar sergiledi.
O sıralarda ilk evliliğini sonlandırarak ünlü yönetmen Sam Mendes ile evlendi ve kariyeri ile birlikte özel hayatında da mutluluğu yakaladı. 2008 yılı ise tam anlamıyla Kate Winslet'ın şanslı yılı oldu! Hayallerinin Peşinde (Revolutionary Road) ve The Reader'ı oyunculuğuna meydan okuyan filmler olarak tanımlarken; izleyici olarak bizler de bu filmlerde bambaşka bir Winslet ile karşılaştık... Yetenekli bir aktris olmasının yanı sıra hızla verdiği kilolarla daha da güzelleşen; kendinden emin ve ayakları yere basan bir kadın olarak gözleri ışıldayan Kate Winslet'tan etkilenmemek mümkün değil! Hayatının en güzel dönemini yaşadığını söyleyen Kate Winslet, Oscar öncesi yaptığı röportajda duygularını ve heyecanını bizimle paylaştı...
Başarılarınızı yakından izleyen ailenizden nasıl tepkiler aldınız? Altın Küre Ödülleri'nin organize edildiği hafta kız kardeşimin Pearl adında bir kızı oldu... Dolayısıyla o hafta, annem ve babam için oldukça heyecan verici geçti. Tüm bu güzel gelişmelerin bir hafta içerisinde, birbirini peşi sıra meydana gelmesine inanamadılar. Bence birden fazla çocuğu olan ebeveynlerin, hayallerini gerçekleştiren ve başarılı olan çocuklarının arasından biri ile gurur duyduklarını göstermeleri çok zor. Benim diğer üç kardeşimin de çok başarılı ve mutlu hayatları olmasına rağmen; onlara karşı suçluluk hissetmeden ne kadar gururlandıklarını gösterebilmeleri pek de kolay değil. Buna rağmen annem ve babam benimle övündüklerini her fırsatta dile getiriyorlar. Babam çocukluğumdan beri bana her zaman; "Kızım, senin elinden gelenin en iyisini yapman ve mutlu olman benim için yeterli, " demiştir. Bunu duymak çok hoş. Annem ve babam, harika birer ebeveyn ve aynı zamanda da harika insanlar...
Peki, Meryl Streep'e rakip olmak sizin için nasıl bir deneyim? İsmimin; Meryl Streep ile aynı kategoride geçmesi inanılmaz. O benim küçüklüğümden beri; evet gerçekten çocukluğumdan beri hayran olduğum bir oyuncu. Bunu yaşayacağım hiç aklıma gelmezdi. Sanki bir rüyadayım. Her ne kadar onu fazla tanımasam ve sadece birkaç kez karşılaşmış olsak da; 'Tanrım, iyi ki Meryl var' diye düşünüyorum. Benim ve benden önce gelen kuşağın kadın oyuncularının hepsi onu izleyerek ve ondan etkilenerek yetişti. Meryl, her zaman kadın oyunculara ve gençlere örnek oldu. Özellikle şu sıralar yirmili yaşların başındaki genç aktörler ve aktrisler için oyunculuk daha da zorlaştı. Artık yürümeden koşmaları bekleniyor. Eğer ilk filmlerinde hata yaparlarsa sonra ne olacak? Artık öğrenmeyi beklemek, araştırmak için istekli olmak ve hata yapmak gibi bir şey söz konusu değil. Oyunun bir parçası olabilmek ve o oyunda yerini korumak, günümüzde gerçekten çok zor. Dolayısıyla böyle bir dönemde Meryl gibi bir oyuncuya bakıyorum ve 'Tanrım, iyi ki karşımızda böyle bir örnek var' diyorum. Onu izlemek, bu işin içerisindeki diğer kadın oyuncular ve benim için büyük bir şans. The Reader filmindeki Hana Schmitz karakterinin sizi önceki rollerden daha fazla zorladığını söylemişsiniz. Bu rolü canlandırarak Oscar'a aday olmak sizin için daha mı anlamlı? Beni ağlatmaya mı çalışıyorsunuz? Gerçekten çok zorluyorsunuz beni, ona göre. (Gülüyor) Bu konuda gerçekten çok hassasım... Evet, o karakteri geride bırakmak çok zor oldu. Aslında canlandıracağım karakterden önce ilk olarak film ile ilgili beni en çok şaşırtan, önümüzdeki yıl yerine bu yıl vizyona girmesiydi. Çünkü hiçbirimiz ne zaman gösterileceğini bilmiyorduk ve filmin oyuncuları olmamıza rağmen kimse bize ne olacağına dair bir açıklamada bulunmuyordu. Buna başkaları karar veriyor biliyorsunuz. Hanna'yı canlandırırken, Almanya'da yaptığımız çekimler muhteşemdi. Temmuz sonunda bitirdik. Ekim ayında ise bu rolle ilgili bana yöneltilen soruları cevaplamaya başlamıştım bile... Ancak fark ettim ki hala etkisinden kurtulamamışım. Bu rolü canlandırmak tahmin ettiğimden de etkili oldu hayatımda. Bu rolü sizin için bu kadar önemli kılan neydi? Bir aktris olarak çok şey öğrendim ve bu rol birçok açıdan bir dönüm noktası haline geldi benim için. Oyunculukla ilgili daha önce karşı karşıya kalmadığım durumlarda, Stephen'ın (Daldry) da katkısıyla kendi kapasitemi zorladım. Gerçekten başarıp başaramayacağım konusunda şüpheliydim. Açıkça konuşmak gerekirse; 'Acaba başarabilecek miyim? Gerçekten emin değilim' diye düşünüyordum. Aklımdan her gün bunlar geçiriyordu ve kendi kendime sürekli; 'Hadi, hadi' diye tekrarlıyordum. Sanki bir tür dayanıklılık testi gibiydi. Canlandırdığım karakteri kendimle de özdeşleştiremiyordum. Benim için tamamen yeni bir deneyimdi. 'Bir dakika... Bu karaktere bürünüp, tamamen içinde kaybolmalı, onu bulmalı ve yeniden yaratmalıyım. Ancak kendimle karşılaştıracak en ufak bir benzerlik bulamıyorum' diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bu bir oyuncu için oldukça korkutucu bir durum. Çünkü oyuncu olarak her zaman kendinizle özdeşleştirebileceğiniz bir şeyler olması gerekiyor ama bu rol için benim böyle bir şansım yoktu. Bu nedenle Hana Schmitz karakterini canlandırmak, benim için hiç şüphesiz şu ana kadarki en zorlayıcı deneyim oldu.
2004 Kâinat Güzeli Jennifer Hawkins; 2010 yılında bu kez Marie Claire'in yüzü olarak karşımızda. 26 yaşındaki Avustralyalı model stiline dair ipuçlarını bizimle paylaşıyor.
23 yaşındaki oyuncuyu yeni sezonda sürpriz bir projede başrolde görmeye hazırlanırken, ilk kez gerçekte kim olduğunu ve hayallerini öğrenme şansını elde ediyoruz.