|
|
Marie Claire Türkiye
ANASAYFA
EDİTÖRDEN HABERLER
MODA
GÜZELLİK
LİFE STYLE
SÖYLEşİ
YAşAM
YARIşMALAR
Video
BU AY DERGİDE
Son dönem resimlerini, İznik çinileri ile yaptığı çalışmaları Panorama Pasajı ile İstanbul'da Galerist'te sergileyen sanatçının hikâyesi de eserleri gibi özel...
Marie Claire Haziran 2009


Önce Ekonomi eğitimi alıyor, ardından Hukuk master'ı yapıyor. Resim tüm bu eğitim sonrası hayatının merkezine yerleşiyor. Bugün resmettiği dünyayı 'renkli, karmaşık, feminen ve komik' olarak tanımlayan sanatçı, New York'taki dünyasının kapılarını Marie Claire'e açtı.

Gizli dünyanız nasıl bir yer, nasıl tarif edersiniz kendinizi ait hissettiğiniz hayatı?
Gizli olan, çalışmak için gereken beyinsel mekân. Etkilerden uzak yaratabilmek için hafif korunaklı, barınaklı bir dünya. Diğer taraftan genel olarak hayat çok gizli olmamalı; çünkü ben aileyle, yakınlarla, arkadaşlarla paylaşılmayan bir hayat düşünemiyorum.

New York bu anlamda eviniz mi?
New York'a okula gitmek üzere geldim. Sanat eğitimimi de burada Columbia Üniversitesi'nde aldım. Sonra fırsatlar gelişti; atölye, sergi derken her şeyi koparıp İstanbul'a geri dönmek gibi bir durum olamadı. New York benim için evden çok okul, atölye, müze, sanat dünyası, galeriler, ofisler gibi kavramlarla dolu bir yer. Hayat çok değişken; inişli çıkışlı, gelip geçen çok heyecanlı bir serüven gibi ama aynı zamanda, bunca yıl sonra bunlara çok kapılmayıp sanki yeraltındaymış gibi kendi dünyamı yaratabilmek ve bunun içinde rahat ve huzurlu bir şekilde, çok dikkatimi dağıtmadan çalışabilmek benim için en önemli olan. Bir sanatçı için çalıştığı yer yaşadığı yer oluyor. Birkaç yıldır İstanbul'da ve İznik'te de çalışıyorum. Bu nedenle İstanbul da hayatımın bir parçası oldu ve tabii bu anlamda İstanbul tarihi, benim yakın tarihim, ailem, eski arkadaşlarım olarak daha çok ev duygusu uyandırıyor bende.

İlk hatıralarınızda neler var; çocukluk - gençlik yıllarına dair neler hatırlıyorsunuz?
Ben Ankara'da doğdum; bir yaşındayken İstanbul'a taşındık. Çocukluk yıllarım 70'lerin sonları, 80'li yıllara denk geliyor. Türkiye için epey hareketli yıllardı. Hatırladığım önemli olaylar 70'lerin sonundaki terör, 80 darbesi ve sonraki Özal rejimi ve onun getirdiği dışa açılım, tüketim ekonomisi, seçeneklerin çoğalması...

Sanat hayatınızda ne derecede var o dönemde?
Robert Kolej'de hocalarımız esaslı sanatçılar Nancy Atakan ve Maria Sezer'di ama seçmeli dersten öteye gidilemiyordu müfredatta. Orada gördüklerimden sonra koşarak Amerika'daki ilk üniversite dersi olarak stüdyo dersi aldım. Desen dersleri, sanat tarihi dersleri hep üniversite hayatıma paralel olarak devam etti.

Robert Koleji sonrası Amerika'ya eğitime gidiyorsunuz. Hangi yıl oluyor?
90'lı yıllarda, okul nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri'ne bursla gittim. O sırada onca fedakârlıkla Amerika'ya gönderilen ben ve benim kuşağım genellikle ekonomi, işletme, mühendislik gibi bizleri 'meslek sahibi' kılacak dallara yöneldik. Ben de Ekonomi ve uluslararası İlişkiler okudum fakat Brown'da her alandan ders almak çok kolaydı, hatta kardeş okul Rhode Island School of Arts'dan da Sanat ve Sanat Tarihi dersleri aldım. Üniversiteden sonra hem yüksek okula devam etmek istiyordum hem de New York'a gitmek... Ancak Sanat master'ına başvurma cesaretim ve birikimim yoktu henüz. Böylece Columbia Üniversitesi'nde Hukuk okudum. O dönem bir sonraki sanat eğitimimi planladım. Bir hukuk firmasında part-time çalışırken yine New York'ta sanat lisans eğitimimi finanse ettim, sonra yine Columbia'da Güzel Sanatlar master'ı yaptım.

Neler hissetmiştiniz ilk New York'a dair? Şimdi nasıl görüyorsunuz New York'u?
New York 90'ların başlarında daha pis, tehlikeli ve esrarengizdi. Sanat piyasası, East Village'daki galeriler çökmüştü. O zaman şehrin Batı tarafında Tunnel, Vault, Roxy, Jackie 60 gibi kulüpler vardı; çılgın 80'li yılların bazı kalıntıları silinmemişti, Times Square temizlenmemişti. Chelsea'de galeriler yeni yeni ortaya çıkıyordu. Sonra Belediye Başkanı Giuliani barlarda dans etmeyi yasaklayınca, New York'un yıldızı bir anlamda söndü. 11 Eylül 2001'de ise şehir bir nevi savaş alanı oldu, o günlerde burada olmak bir dönüm noktasıydı. Ardından ani bir yükseliş yaşadı. Şimdi yine çöküşte. Wall Street şehrin ekonomisinin en önemli parçasıydı; büyük yara aldı. Çok sayıda kişi işini, evini kaybetti. Yani şimdi New York yine biraz mahzun...

New York'ta Türk bir ressam olmak nasıl?
New York'ta her ülkeden, her alanda çok iyi, çok yetenekli insanlar var; sanatçılar da buna dâhil. Bunların çoğu benim gibi burada eğitim görmüş, bazıları ise kariyerlerine kendi ülkelerinde başlayıp New York'a taşınmış ama aynı zamanda New York biraz da kendi içine kapalı bir koy gibi, ne kadar uluslar arası olsa da, biraz taşra mantığı var. Komik bir paradoks sanırım.

New York sanat çevresine girmek, orada var olmak zorlu bir süreç miydi?
Burada uzun süre okula gittim, çalıştım, sonra güzel sanatlar master'ımı Columbia Üniversitesi'nde, burada yaşayan ve çalışan sanatçıların hocalık yaptığı bir okulda yaptım. Tüm bunların tabii ki çok farklı bir etkisi oldu. Şu anda bir ayağımın burada olması biraz da olayların organik bir şekilde gelişmesine bağlı. Galeri, sergi, atölye gibi imkânlarla oluştu her şey. Yoksa sanat dünyası denilen şeyin artık gittikçe küreselleştiğine inanıyorum. New York ne kadar büyük, ne kadar önemli ve renkli de olsa bu global zincirin bir halkası. Bu zincirin başka bir halkası da giderek önem kazanan İstanbul.

Şimdi nasıl bir rutininiz var orada?
Sabahları çok erken kalkıp köpeğim Socrates'le parka giderim. Washington Square Park'ın bu yüzden hayatımda yeri çok önemli. Sonra kahve ve gazete keyfi... Genelde hafta sonları da dâhil olmak üzere her gün atölyedeyim. En az sekiz saat kalmaya çalışırım orada. Sergi açılışları dışında fazla dışarı çıkmam. Yoga yaparım. Hep mecazi olarak 'kampa girmek' deyimini kullanırız ya, biraz öyle. Çünkü burası çalıştığım bir mekân; bitirilmesi gereken işler etrafında dönen bir rutin var. Tabii arada beslenmek için müzeleri, galerilerdeki sergileri takip ederim.

Sizi en çok ne etkiliyor yaratım aşamasında?
En başta Metropolitan Müzesi; kuşkusuz tartışmasız en başarılı müze. Hem ansiklopedi gibi, tarihi sergileriyle eğitici hem de son zamanlarda modern, çağdaş sanatçıları, akımları kapsayan iddialı sergiler yapan bir müze. Şu anda mesela hem Francis Bacon hem de 70'lerin Pictures kuşağının sergisi var. Diğer favorilerim Flick, Neue Galerie ve American Folk Art Museum. Müze ve galerilerin dışında kitaplardan etkileniyorum. Sanat tarihinden, kültürel eleştirilerden, medyadan... -Atölyede çalışırken sürekli radyo dinlerim.- Ve sinema, video, televizyon, sinema, youtube, sergiler, politika, ekonomi, güncel tarih beni etkiler...

İlham aldığınız belirli sanatçılar var mı?
Bu devamlı değişen bir grup. Genelde ilham aldığım, hakkında okuduğum, takip ettiğim sanatçılar sanat tarihinden. Mesela bu aralar New Yorklu kadın Dadacı'lar -Beatrice Wood, Florine Stettheimer, Elsa Von Freytag-Loringhoven- hakkında bir kitap okuyorum. New York'a geldiğinde Duchamp'la arkadaşlık eden, ona arka çıkan kadın sanatçılar her biri. Stettheimer'in resimleri beni hep etkilemiştir ama bu sanatçıların resmin yanı sıra tabak ve seramikle uğraşmaları daha çok beni ilgilendiriyor. Sonra şu anda bir galeride harika bir geç dönem Picasso sergisi var: 70-80'li yaşlarında aynı heyecanla, keşifle ve özgürlükle çalışabilmiş olması, çok bildik sanabileceğimiz bu dâhinin, belki de gelmiş geçmiş en büyük sanatçı olduğunu bir daha kanıtlıyor. Sosyal eleştiri olarak Goya, Hogarth ve Daumier bana ilham veriyor. Sonra bir de Osmanlı-Türk görsel sanatı, minyatürlerdeki sürreal mitologya...

İstanbul'da Galerist'te açılan son serginiz Panorama Pasajı'nın çıkış noktası nedir?
Sergi ismi Alman düşünür ve kültür eleştirmeni Walter Benjamin'nin Pasajlar kitabından alıyor. Benjamin '19. Yüzyılın Başkenti Paris' isimli yazısında modern hayatın sembolü olarak gördüğü pasajlardan bahseder. Pasajlar, Benjamin için 'tüketim ekonomisinin orijinal tapınakları'dır. Aynı zamanda, pasajlarda panoramik geniş açılı resimlerin de gösterildiğini anlatır. İnsanlar buraya kendi ufuklarının ötesindeki dünyadan manzaralar görmek için gelir. 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında bu gelişmelerle eş zamanda, İstanbul'da aynı şekilde art nouveau stili binalar ve bunlara endeksli pasajlar ortaya çıkmış. Serginin İstanbul'da Beyoğlu'nda olması, böyle tarihi olan Mısır Apartmanı'nda olması benim için önemli noktalardı. Bu mekânlar, bu binalar, pasajlar modernizmin İstanbul'a gelişinin bir sembolü. Benim de sergiyi oturtmaya çalıştığım çizgi modernizm ve gelenek arasındaydı.

Renkler çok canlı, figürler çok dinamik, çarpıcı... Size ait bir dil var ve bambaşka bir dünyanın kapılarını açıyor sanki. Nasıl bir dünya resimlerinizde anlatmak istediğiniz?
Hem göze hem beyne hitap eden bir dünya diye cevaplayabilirim...

İznik çinileri ile çalışmalarınız, özellikle dansöz kıyafeti desenli çini vazolardan oluşan Göbek serisi dikkat çekici. Kadının, oryantalist kadının, kadın erotizminin yeri ne eserlerinizde?
Kadın üzerinden birçok oyun oynanıyor. Kadının görüntüsü politik bir alet oluyor. Kadını eğitmek, ilerletmek isteyen kadınlar gözaltına alınıyor, kadın töre ve namus cinayetlerine- maruz kalıyor. Kadınımız gün geçtikçe kapanıyor ama aynı zamanda açılıyor. Bir de Batı'nın oryantalist klişeleri var; dansöz, harem, başörtüsü gibi... Ben de bu soruyu soruyorum. Kadının çinide yeri ne? Kadının sanatta yeri ne? Kadının Türkiye'de yeri ne?

Röportaj:Eda Göklü, Fotoğraflar: Metin Öner





Yorumlar
Siz de Yorumda Bulunun
Yorumda bulunabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir


2004 Kâinat Güzeli Jennifer Hawkins; 2010 yılında bu kez Marie Claire'in yüzü olarak karşımızda. 26 yaşındaki Avustralyalı model stiline dair ipuçlarını bizimle paylaşıyor.
23 yaşındaki oyuncuyu yeni sezonda sürpriz bir projede başrolde görmeye hazırlanırken, ilk kez gerçekte kim olduğunu ve hayallerini öğrenme şansını elde ediyoruz.

"Kendimi en sade ve duru halimle görmek isterdim..."
"En gösterişli tasarımı giyerdim..."
"Kırmızı halıda en iyisi cesur olmak!"
Arama
Bu Ay Dergide
 
Kendine özgü cool çekiciliğinin yanı sıra gün geçtikçe genişleyen aile...
Marie Claire Video
 
Elie Saab Sonbahar/Kış 2010
Paris Moda Haftası - WireImage Video/Serimaj
Hemen İzle
ERDEM Sonbahar/Kış 2010
Chloe Sonbahar/Kış 2010
Editörden Haberler
 
Istanbul, 16 Temmuz-28 Ağustos...
 
MARIE CLAIRE DUYURULAR
 
Marie Claire
Defileler
 
2010-11
Sonbahar - Kış
Koleksiyonlarının
500 En Çarpıcı Modeli
 
BU HAFTA EN ÇOK OKUNANLAR
EN YENİ HABERLER
ANASAYFA
|
EDITÖRDEN HABERLER
|
MODA
|
GÜZELLIK
|
LIFE STYLE
|
SÖYLEŞI
|
YAŞAM
|
VIDEO
|
BU AY DERGIDE
|
GİZLİLİK
|
KULLANIM KOŞULLARI
|
BİZE ULAŞIN
|
KÜNYE
İlginizi Çekebilecek Diğer Dergilerimiz
|
|
|