|
Cihan Akça Türkiye'yi Dünya Sörf Şampiyonası'nda temsil edecek ilk Türk sörfçü...
Marie Claire Haziran 2010
Nasıl tanıştınız dalga sörfüyle? Kanarya Adaları'nda doktora için çalışırken bir yandan dalıyordum ve en iyi dalış yapılacak yerleri araştırıyordum. Bir gün sahilde yürürken bir köşeyi dönmemle her şey değişti. O an hâlâ gözümün önünden gitmez; kocaman adamlar, saçlar sarı ve uzun, yanık tenler, koskoca dalgaları yakalıyorlar... Bir anda onların içinde olmak istedim. Sörf dersleri almaya başladım. İlk düzgün dalgamı yakaladığımda, mucizevi bir his yaşadım. Genellikle yakaladığınız dalgaları hatırlamazsınız ama ben hâlâ o ilk dalgayı çok net hatırlıyorum. Tanrı'yla konuşmak gibi bir deneyimdi. Öyle büyük bir heyecan ki, suyun üstünde yürüyor gibisiniz ve her şey anlamını yitiriyor. Ben de zaten o dönemde doktoraya ara verdim, okyanus kıyısında bir ev tuttum ve altı ay boyunca her gün en az beş saat suda yaşamaya, dalga bekleyip yakalamaya başladım. 1927'den beri sörf yapan biri demiş ki; 'Bir kere koltuğunun altına sörf tahtanı alıp sahile in, ayaklarının arasına yapışan kum taneleriyle suya gir; hayatta bir daha vazgeçemezsin.' Benim için de öyle oldu.
Ne kadar sürede öğrendiniz? İyi bir sörfçü olmak için normalde iki yıl boyunca her gün suda olmak gerekiyor; çünkü kondisyon şart. Okyanus kıyısında altı ay boyunca her gün dalga var mı diye bakıyordum. Hayat sadece sörf, yemek ve uykuyla geçiyordu. Sonrasında sörf yapmak için tüm dünyayı dolaşmaya başladım. Seyahat etmek zaten en sevdiğim hobiydi ama sörfle başka bir şeye dönüştü. Kosta Rica, Endonezya, Şili, Paskalya Adası, İspanya, Fas, Portekiz, Fransa, Nikaragua, Sri Lanka, Amerika... Dalga sörfü yapılan her yere gittim. O seyahatler sayesinde sörfüm de gelişti. Çünkü ne kadar çok değişik dalga görürseniz o kadar çabuk korkularınızı yenip daha büyük dalgalara çıkabiliyorsunuz.
Dalgaların dili hep aynı mıdır? Hayır... Yer biçimi yüzünden, her dalganın özelliği farklıdır. O yüzden ilk defa bir yere sörf yapmaya gidiyorsanız, içinizde büyük bir heyecan ve dalganın boyuna bağlı olarak da korku olur. Bu korkuyu yenmenin tek yolu ilk gelen dalgayı yakalamaktır. Bu kendinize güvenmenizi sağlar. Sörf tahtasının üstünde dalga geldiği anda ayağa kalkmak saliselik bir şey olduğu için, beyinle çok iyi koordineli çalışması gerekir. Sörfçüler bu yüzden korkularını yenmek için yoga yaparlar. -Ben de yoga ve pilates yapıyorum. Özellikle Hawaii'deki büyük dalga sörfçüleri -orada dalgalar on, 12 metre arası, apartman boyunda- sakin kalmayı öğrenmek için yoga yapmak zorundalar çünkü dalga sizi saniyelerce suyun altında çamaşır makinesi gibi çevirir. Ben de yaşadım; gözünüzü açarsınız her yer kapkaranlık. Çıkmaya çalışır, çıkamazsınız. O noktada kendinizi telkin etmeyi bilmeniz gerek; 'Sakin ol, bir şey olmaz. Öleceksem de sorun değil' diye. Zaten bu işi yapan bir şekilde ölümü göze alıyor.
Hayatınızı sörf üzerine kurmayı yönlendiren ne, nasıl tanımlarsınız o hissi? İmkânsızı başarma duygusu... Suyun üzerinde yürüyebiliyorsunuz; bu zaten mucizevÃ''Ã'î bir şey. Sadece sörf tahtası üzerinde ayağa kalkma süreci altı ay; bu arada sabırlı olmayı öğreniyorsunuz. Her dalgayı aldığınızda ayağa kalkma şansınız da yok; bazısında düşüyorsunuz. Bir dalgayı belki yalnızca altı yedi saniye kadar sürüyorsunuz ama o altı yedi saniye için üç saat suda kalıyorsunuz. Bazen ben de kendi kendime soruyorum, 'Ne yapıyorsun burada?' diye ama bulamıyorum cevabı. Aslında bu konuyla ilgili tezler yazılmış. Kaliforniya'daki sörfçülerin, diğer spor dalları ile uğraşan insanlara göre mutluluk oranlarının daha fazla olduğu saptanmış. İnsanın üçte dördünün sudan oluşması, dünyanın üçte dördünün sudan oluşması, bunların hepsinin bir oran olmasına bağlıyorlar. Sörf bana her şeyden önce özgür olduğumu hissettiriyor. Karaya ayak bastığım zaman, insanların kafası hep eğik, sanki harpten çıkmışlar. Hayatları bitmiş, kimse kimseyle konuşmuyor, 'Bir yazlık alayım, yılda 15 gün gideyim ama geri kalanında deliler gibi çalışayım... İki çocuğum olsun, özel okula gitsinler, hayat bitsin...' Karaya ayak basmam bunları daha iyi idrak etmeme sebep oluyor. Sörfün Aloha kültürü vardır, Hawaii'den gelen; 'basit yaşa, mutlu ol' anlamında. Çünkü aslında bir plazma televizyon parasına Bali'de bir yıl yaşayabilirsiniz. Felsefe tamamen basitlik üzerine kurulu.
Hayatınızda sörften önce, sörften sonra diye iki ayrı dönem mi var? Ben zaten hep denizi çok sevdim. Sörfle tanıştıktan sonra her şey değişti tabii. Bağlanıyorsun, iyi dalga sürmek istiyorsun. Formda kalmak için her gün suda olmalısın. O yüzden bir şekilde başka bir hayat yaşamak zorundasın. Sörfçülerin hayatı biraz hippi kültürünü yansıtıyor. Kanarya Adaları'ndan döndükten sonra hayat da başka oldu. Ailem İstanbul'a döndüğümde beni tanıyamamıştı; saçlarım aylarca güneş altında, suda olmaktan sapsarıydı. Gelir gelmez bir arkadaşımın da kanına girdim, hemen Karadeniz'e gittik. Bizde bir tabir vardır; 'Karadeniz kumu insanı çeker' diye. Hayır; sadece tuzluluk oranı Karadeniz'de az, buna bağlı olarak da suyun kaldırma kuvveti azalıyor ve rahat yüzemiyorsun. Zaten dalga olan yerde yüzülmez; sörf yapılır. Bu bilgilerle, korkularla elimizde meteorolojik bilgiler, her yeri dolaştık.
Türkiye'de en iyi dalga nerede? Şaşırıyor mu yerel halk sizi görünce? En iyi yer şu ana kadar Şile merkez. Onun da en büyük sebebi, çok büyük bir mendireğin karman çorman olan denizi içeri sokmaması. Bir diğer yer ise Hatay. İlk başta Türkiye'yi dolaşıp dalgaları takip etmeye iki kişi başladık. Aktif olarak şimdi on, 20 kişi varız. 8433 kilometre sahil şeridi olan bir ülkedeyiz; birilerinin dalga noktalarını araması gerekiyordu. Biz yaptık... Rüzgâr sörfü için herkes Alaçatı'ya gidiyor, çarşaf gibi denizde bir sağ bir sol yapıyor. Dalga sörfü çok farklı. Bir sörf takımı kurduk; Karadeniz Sörfçüleri diye. Uluslararası platformda da tanınıyor bugün. Dalga İhbar Hattı kurduk; insanlar arayıp mesaj bırakıyorlar, biz de dalgaların büyük olduğu noktaları keşfediyoruz bu sayede. Komik şeyler de yaşıyoruz; yaşlı amcalar tekneleri ile yanımıza geliyorlar meraktan. Bir keresinde boğuluyoruz diye sahil güvenliği aramışlar. Başka bir sefer karabatağa benzetmişler bizi; üstümüzde wetsuit'ler olduğu için. Suda ördek dalışı yapıyoruz; 'Bu yıl karabataklar çok büyüdü' demişler. Teyzeler 'Yavrum senin annen, baban yok mu?' diye soruyorlar ama artık Şile'de herkes bize alıştı artık.
Eda Göklü Fotoğraflar: Jamtul
 |
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
Estetik ve Plastik Cerrahı Dr. Osman Oymak; 26 yıllık kariyeri süresince başından geçen ilginç tecrübeleri, önümüzdeki aylarda piyasaya çıkarmaya hazırlandığı bir kitapta toplayacak.
|
|
|
|
'Kaşık pozisyonu, başka da şey istemem!' |
|
|
|
Hakkında herşey!
|
|
|
|
Sarp Levendoğlu'nu yakın çevresi anlatıyor.
|
|
|
|
Genç oyuncu Selen Seyven'i yakın çevresi anlatıyor.
|
|
|
 |
|
|
Nehir Erdoğan, Engin Altan Düzyatan, Yiğit Özşener ve Berrak Tüzünataç; ... |
|
|
|
 |
|
|
MC / Son'un Başlangıcı
MC / Son'un Başlangıcı
|
|
|
Kenzo SS2012
Stella McCartney SS2012 |
 |
|
|
Chloe Moretz, 14 yaşındaki bir genç kızın hayal dahi edemeyeceği bir yerde...
|
|
|