Saint Michel Fransız Lisesi’nin ‘Ünlü – Ünsüz Uyumu’ projesi için objektif arkasına geçen Fransız fotoğrafçı Rodolphe Gonzales; ‘ün’ kavramını sorgulatıyor. Binnur Kaya, Altan Erkekli, Demet Evgar gibi isimlere onun gözünden bakıyoruz.

Sizin için bu projenin en ilgi çekici noktası ne oldu?
Daha önce tanışmadığım Türk ünlülerin portre fotoğraflarını çekebilmekti. Fotoğraf sanatı farklı kültürlerle tanışabilmek için harika bir aracıdır. Beni bu projeye doğru çeken de, Fransız ve Türk kültürü arasında gerçek bir köprü olma özelliğiydi.

Bu projeyi kendi gözünüzle nasıl yorumladınız? Mesaj nedir?
Serginin ismi olan ‘Ünlü-Ünsüz Uyumu’ ve genel anlamda ünlülük kavramı, benim fotoğraflarımda bir sadelikle buluşup bu sadelikle var oldu. Benim şöhret kavramına bakışım da aslında bir o kadar sıradan ve sadedir. Çünkü sanatçılardan oluşan bir ailem vardı ve çok küçük yaştan itibaren ünlü insanlarla bolca zaman geçirip onlarla birlikte büyüdüm. Bu sergide de, ünlü kadın ve erkekleri kendi doğallıkları içerisinde gösterme çabam oldu. Temel
mesajı; ‘şöhret kavramını kutsamaktan veya sürekli göklere çıkarmaktan vazgeçmek.’ Çünkü portreleri sergilenen meşhur bireyler her şeyden önce sadece birer insan. Üstelik tüm sıradanlıklarıyla…

Ünlü isimlerin portre fotoğraflarını çekmek nasıl bir duygu yaratıyor?
Ünlü kadın veya erkek şahsiyetlerin portrelerini çekmek, heyecan verici bir iş. Çünkü tutkuları olan ve yetenekleriyle hassasiyetlerini ifade edebilen insanlarla karşılaşıyorsunuz. Onlar bize hayatta az sayıda insanın başarabildiği bir şeyi işaret ediyorlar; kendi hayat hikâyelerinden bir sanat eseri yaratabilmeyi… Olağan bir insanın ve bir şöhretin portre fotoğrafı arasında teknik çalışma olarak büyük bir fark görmüyorum. Özünde, iyi bir fotoğraf çekebilmek için, ünlü olsun veya olmasın, her insanı sevebilmek ve içimizde her bir kişinin sahip olduğu özel, büyülü kısmı yakalayabilmek gerekiyor.

 

Aynı zamanda birçok marka ve tiyatro sahnesi için dekoratör olarak çalışıyorsunuz. Bir sahne yaratmakla, olağan sahneyi göstermek arasındaki fark nedir?
Ressamlık ve dekoratörlük benim ilk mesleklerimdi. Fotoğraf sanatçısı olmanın onlardan farkı yok. Bu bir görsel meslek; görselleri bir araya getirme, kurgulama, kadraj bilgisi gerektiren bir iş. Kendimi tam anlamıyla gelişirken bulduğum ve doğru ifade ettiğimi hissettiğim sanat, fotoğraf. Bu sanata tutkuyla bağlıyım, seçimlerimden sorumluyum ve süreçleri yönetebiliyorum. Gençken ortalama, hatta vasat bir ressamdım. Bu nedenle tamamen başkaları için çalıştığım dekor sanatçılığına yöneldim; hatta sığındım diyelim. Fakat bu noktada fotoğraf hayatımı kurtardı ve kendi hassasiyetlerime ve sanatsal kaygılarıma yakınlaşmama olanak tanıdı.