Toplam
20
Paylaşım

İlişkinizde gücü elinde tutan taraf kim? Uzmanlar geleneksel rolleri paylaşmanın uzun soluklu bir ilişkinin anahtarı olduğuna inanıyor. İşte, mutluluğa giden yolda size rehberlik edecek ipuçları!

Güç, her sosyal ilişkinin içinde var olan temel unsur. Birçok insan gücü manipülasyonla bağdaştırsa da, günümüz psikologları onu diğer insanları etkileyebilme kapasitesi olarak açıklıyor.

Güç aslında bizim birbirimizle ilişki kurma biçimimizi tanımlıyor. İnsanların sizi dinleyip dinlemeyeceklerini veya size ilgi gösterip göstermeyeceklerini belirliyor. Romantik ilişkilerde ise güç bir kişide toplandığında, ilişki zarar görüyor.

Partnerlerden biri, diğerinin ihtiyaçlarını görmezden gelebiliyor ve çiftler duygusal olarak bağ kurmakta zorlanabiliyor. Öte yandan bir ilişkiden beklediğimiz ve ihtiyacımız olan şey ise aslında bu duygusal bağ.
Uzmanlar uzun soluklu ve tutkulu bir ilişki yaşamanın tek yolunun, toplumda kabul edilmiş geleneksel kadın-erkek rollerini paylaşmak olduğuna inanıyor.

Eşitlik sadece arzu edilen bir durum değil; aynı zamanda partnerinizle uzun süreli bir ilişki yaşayıp yaşamayacağınızı ya da nefret dalgaları ve depresyon içinde sürüklenip sürüklenmeyeceğinizi belirleyen bir etmen.
Couples, Gender and Power kitabının yazarı, evlilik terapisi konusunda uzman Profesör Carmen Knudson-Martin diyor ki;

Çiftlerin stresle başa çıkabilme yetenekleri, değişime ayak uydurabilmeleri ve birbirlerine iyi gelmeleri, güçler dengesini kurabilmelerine bağlı.

İlişkide yaşanan neredeyse bütün sorunların kaynağı, aslında rollerin eşit olarak dağılmaması. Günlük yaşamın stresiyle mücadele eden çoğu çift -farkına dahi varmadan- toplum tarafından kabul gören, erkeğin ihtiyaç ve isteklerinin ön planda olduğu geleneksel rollere bürünüyor.

Gün boyu çalışıp eve geldikten sonra bu durumu değiştirebilen fazla kişi de yok. Ayrıca çiftler, sürekli aynı konu hakkında bir tarafın, diğerinin fikrini beyhude bir çabayla değiştirme uğraşı verdiği bir güç savaşı içinde kalabiliyor. Evin içinde güç dağılımını dengede tutmak, ilişkideki sorunlara aynı pencereden bakabilmeyi öğrenmek açısından önemli.


“SADECE İKİMİZ”

Hepimizin aradığı şey aslında birisi ile yakın olabilmek. Destek görmek, bağ kurmak ve duygularımızı ifade edebilmek, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımız için gerekli. Ama yakınlık anlayışımız değişmiş durumda. Tarihçi Stephanie Coontz, 20. yüzyıla kadar yakınlığın aile ve arkadaş çevresiyle kurulduğunu belirtiyor.

Bu dönemde insanlar kuzenleri ve hatta komşularıyla bile sıkı fıkıydı. Fakat bireysellik ve küreselleşme etkisiyle insanlar, yakın olmayı “çift olma” durumu ile ilişkilendirmeye başladı. Günümüzde birçok çift, ailelerinden farklı şehirlerde yaşıyor. Ve artık eskisi gibi komşuluk ilişkileri kurmuyoruz. Coontz, “Yakınlık kurma konusunda beklentilerimiz arttı ama yakın olduğumuz insan sayısı azaldı. Diğer ilişkilerimizdeki beklenti ve duygularımızı, partnerimizle yaşadığımız ilişkiye kanalize ettik” diyor.

Sosyal çevremiz de oldukça daraldı. Bugünlerde erkekler sadece bir sırdaşa sahip olabiliyor ki o kişi de eşi oluyor. Bu da erkekleri, eşinin hissettiklerine karşı aşırı tepki vermeye itiyor. Kadınlar bu tarz tepkiler vermiyor demiyoruz tabii. Ama erkeklere kıyasla biraz daha geniş bir sosyal çevreye sahip oluşumuz, içimizi başkalarına dökebilmemizi sağlıyor. Böylece tüm sinirimizi partnerimizden çıkarmamış oluyoruz.

Biriyle yakın olmak, ilişkide her hâlinle (mesela daha hassas olduğun regl döneminde) var olabilmeniz demek. Psikolog Harriet Lerner, “Gerçek yakınlık için gün geçtikçe ilişkiye kendini daha çok adama cesaretini gösteren, dinlemeyi ve konuşmayı bilen iki insan gerekli” diyor.

“İki tarafın da gerçekte ne istediğini anlaması için eşit güce sahip olması gerek. Ayrıca ilişkinin günün birinde bitebileceği gerçeğinin de unutulmaması gerekiyor. Eğer ilişkiniz olmadan hayatınıza devam edemeyeceğinizi düşünüyorsanız, o ilişkide gerçekten kendiniz olabilecek güce sahip değilsiniz demektir.”

Sıklıkla partnerlerden biri, kendinden daha fazla ödün veriyor. Öncelik ve değerler, ilişki baskısı altında değişmeye başlıyor. Çiftlerden biri karar verme aşamasında gereğinden fazla alttan alıyor ya da karşısındaki insanı öncelik hâline getiriyor. Lerner, “Geçmişe baktığımızda bunu yapan tarafın genellikle kadın olduğunu görüyoruz. Fakat günümüzde bu her iki taraf için de geçerli. Çünkü artık kadınlar ekonomik özgürlüklerini kazanmış durumda” diyor.

Sıklıkla olan şey ise şu: Taraflardan biri sürekli alttan alıyor; asıl yapması gereken ise, her şey kötüleşmeye başlamadan evvel gücünü tekrar elde etmeye çalışmak. Bunu yapamadığında ise eninde sonunda ilişkiyi terk eden taraf oluyor.

Peki ne yapmak gerek?

Lerner, “Tüm bunlar olmadan önce ‘Bana bu şekilde davranmandan hoşlanmıyorum ve böyle davrandığın müddetçe seninle bu tartışmayı sürdürmeyeceğim’ diyebilmek gerek” diyor.

İYİ İLİŞKİ TANIMI

Peki, gerçekten dengeyi kurmuş olduğunuzu nasıl anlayacaksınız? Washington Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden emekli olan Profesör John Gottman’a göre her ne kadar para paylaşımı, çocuk bakımı ve çöpü çıkarmak gibi şeyler sürekli örnek gösterilse de, aslında ilişkide eşitliğin sağlanması için illaki ev işlerinin eşit bölüşülmesi gerekmiyor.

Gottman, “Partnerine gösterdiğin ve onun sana gösterdiği nezaket, ilişkinin adil olduğunu hissettiren en önemli şey. Ve bu da esneklik ve duygulara karşı duyarlı olmayı gerektiriyor. İnsanlar partnerinin ilgisini çekmek, sohbet etmek, şakalaşmak ya da sevgi görmek ister. Birbirinizin istek ve ihtiyaçlarını dikkate alın” diyor.

Eğer gözlerinizi birkaç dakikalığına da olsa telefonunuzdan ayırıp birbirinizi “gerçekten” dinliyor ve sevginizi belli etmekten kaçınmıyorsanız, ilişkide sağlıklı bir güç paylaşımı yapmışsınız demektir.
Psikolog Pepper Schwartz’a göre bu tarz davranış biçimi saygıyla alakalı. Binlerce çiftle yaptığı görüşmelerde, çoğu kişinin “iyi ilişki” tanımının, “birbirinin en iyi arkadaşı olabilmek” olduğunu görmüş.

Bu yanıt çok da şaşırtıcı olmasa gerek. Çünkü iyi arkadaşlar eşitliğe önem verir ve bir arkadaşın “en iyi” sıfatını alabilmesi karşılıklı saygıya bağlıdır. Schwartz’ın dediğine göre evliliklerde bu durum iş bölümüne de yansıyor ama bunun yanında karşılıklı konuşma becerisi ve ortak karar alma mekanizmasını oluşturmak da önemli: “Saygı, birinin bana insan olarak değer vermesi ve ilişkideki taraflardan biri olarak benim de bir birey olduğumu unutmaması demek. Neden tuvaleti temizlemek benim olduğu kadar senin de görevin olmasın? Tamam, ben tuvaleti temizlerim ama sen de köpeğin tuvaletini temizle ki ikimiz de ilişkinin selameti için pis işler yapmak durumunda olduğumuzu bilelim.”

Knudson-Martin’in bulgularına göre partnerinin ihtiyaçlarının farkında olan kişi, karşısındaki kişiye sadece önemli olduğunu değil, desteklendiğini de hissetme fırsatı vermiş oluyor. Bireysel ve ortak değerlerin belirlenmesi sonrasında çift olarak kendinizi değişime açabilir ve birbirinizi etkileyebilirsiniz. Hatta en bastırılmış duygularınızı açığa çıkarıp, zayıflıklarınızı, çelişkilerinizi ve hatalarınızı kabul edecek kadar kendinizi güvende hissedebilirsiniz.

Karşılıklı olarak savunmasız yanlarınızı birbirinize açmanız, ilişkide tamamen kendiniz olduğunuzun göstergesidir. Knudson-Martin’in parmak bastığı bir diğer nokta ise eşit olarak paylaşılan gücün, çiftlerin iletişiminin daha net olmasını sağlaması. İstediğiniz her ne ise lafı dolandırmadan söyleyebilirsiniz. Çocukları elçi olarak kullanmak ya da uygun anı yakalayabilmek için saatlerce beklemek zorunda değilsiniz.


ÇABA GÖSTERMEK

Eşit olmanın başka bir önemli yanı ise ikinizin de ilişkinin iyiliği için sorumlulukları paylaşması. İlişki adil olursa, iki taraf da işler rayından çıktığında onu yoluna sokabilmek için çaba sarf edecek kadar ilişkiyi sahiplenir. Knudson- Martin’e terapi için gelen çiftlerde sıklıkla sadece bir taraf (tahmin edib bakalım hangi taraf?) sorunun ne olduğunu anlamaya çabalıyormuş:

Erkekler ilişkinin devam etmesini istediklerini söylüyorlar ama ilişkinin devam etmesi için ne yapılması gerektiğine dair net bir fikre sahibi değiller.

Coontz, gerçekten dengeli bir ilişki kurmak için biz kadınların da bir türlü vazgeçemediğimiz duygusal paylaşım isteğimizi sorgulamamız gerektiğini söylüyor. Ayrıca sürekli duygu paylaşımı hâlinde olmayı yakınlığın bir göstergesi olarak düşünmemizin tamamen kadınsal bir yaklaşım olduğuna inanıyor:

Duygusal derinliğimizin büyük bir kısmının ortaya çıkış sebebinin, kadının (tarihsel olarak) gücünü gösterememesi ile alakası olduğunu kabullenmiyoruz. Bu durumun yegâne sebebinin, ‘Ben aslında bunu yapmak istiyorum’ diyebilecek güce sahip olmayışımız olduğunun farkına varmadan, erkeklerden sürekli duygusal paylaşım içinde olmalarını bekliyoruz. İlişkinin çok fazla ‘derin ve anlamlı’ olmasını istemek, çiftlerin üzerine büyük bir yük bindiriyor. Oysa çiftlerin küçük sorunları anında çözmeleri gerektiğine dair bir kural yok. Sözlerden ziyade eylemlerin ilişkiye katacağı yakınlığı hafife alıyoruz. Aşka biraz da erkek gözüyle bakmalı.”

Sizin için arabanın sileceklerini değiştirmesinin, aslında “seni seviyorum” demesinin başka bir yolu olduğu gerçeğini neden görmezden geliyorsunuz ki?


GÜÇ HER ŞEYİ DEĞİŞTİRİR

Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nden Psikoloji Profesörü Dacher Keltner, gücün (ya da güçsüzlüğün) beyindeki biyolojik değişikliklerle uzaktan bir bağı olduğunu söylüyor. Uzun yıllar yaptığı araştırmalarının sonucunda, güce sahip olmanın sinir taşıyıcı dopamini tetikleyerek insanları değiştirdiğini ortaya koymuş.

Bu da güçlü insanları arzularının peşinden koşma, besin, para, ilgi, cinsellik ve onay gibi sosyal ödülleri fark etme konusunda daha hızlı hareket etmeye itiyor. Seks hakkında daha fazla düşünüyor ve daha açık bir şekilde flört edebiliyorlar. Ancak başka insanlara karşı daha ilgisiz oldukları için onların duygularına karşı duyarsız kalabiliyorlar. Keltner’a göre güç sahibi olmak, insanları sosyopat gibi davranmaya meyilli hâle bile getirebiliyor.
Diğer yandan güçsüzlük, beynin inhibisyon sistemini harekete geçiriyor. Yani tehdit ve cezaya odaklanmayı sağlayarak, kişinin yüzleşmekten ya da rahatsız edici durumlardan kaçınmasına sebep oluyor. Marriage Rules kitabının yazarı Dr. Harriet Lerner’a kulak verelim:

“İnsanlar farklı yollarla ve farklı zamanlarda ilişkilerindeki gücü kaybedebilir. Bir kişi ne zaman sesini yükseltmekten vazgeçer ve kendinden ödün vermeye başlarsa, ilişkide güç kaybını en şiddetli yaşayan partner hâline gelir. Anksiyete, depresyon ve baş ağrıları gibi sonuçlar da beraberinde gelebilir. Bu durumun cinsiyet ya da mevki ile alakası olmadığı da aşikâr. Bir şirketin genel müdürü olan biri dahi eve geldiğinde tartışmanın nafile olduğunu düşünerek konuşmuyorsa, ilişkide bir sorun var demektir.”

SOSYAL BASKIDAN KURTULMAK

Peki, partnerlerden birinin çocuk sahibi olmak ya da yüksek lisansa başlamak istemesi gibi kaçınılmaz güç dalgalanmaları olduğunda ne yapmalı? Gottman, heteroseksüel çiftlerin sürekli devam eden evriminin yanı sıra, homoseksüel ilişkilerden de öğreneceğimiz çok şey olduğuna inanıyor.

Gottman’a göre 200 yıl içerisinde heteroseksüel ilişkiler, homoseksüel ilişkilerin bugün bulunduğu yere ulaşmış olacak. Bu, değişimi beklemek için epey uzun bir süre. Ancak bahsettiği bulgular, ilişkinin aynı cinsiyetten olan çiftlerde daha nazik ve net ilerlediği, güç savaşlarının daha çok heteroseksüel çiftlerde ortaya çıktığı fikriyle örtüşüyor.

Çünkü gay ve lezbiyen çiftler, toplumsal cinsiyet rollerine bağlanmak yerine, karar almak ve iş bölümü yapmak için rol paylaşımlarını kendileri yapıyor. Kimin ne yapacağına birlikte karar vermek, her iki insanı da adaletli bir ilişki yaşamak konusunda duyarlı hâle getiriyor. Ve hepimiz buradan bir ders çıkarabiliriz.

Son olarak diyebiliriz ki bütün ilişkiler, gücün ve aşkın birbirine yakın kuvvetler olması durumunda sağlıklı bir şekilde ilerleyebiliyor. Power and Love kitabının yazarı Adam Kahane, “Sevilmek için güçten ya da güç için sevilmekten vazgeçmek gerektiğine dair çok yaygın bir düşünce var” diyor.

Ama bu doğru bir düşünce değil. Sağlıklı bir ilişki, iki insanın karakterinden ödün vermeden bir takım olabilmesi demek. Peki, bunun için ne gerekli? Bağımsızlıklarını kaybetmeden takım ruhuna sahip olma gücünü kendilerinde bulmalarına imkân verecek bir aşk!

 

Derleyen: Pınar Şen | Women’s Health Nisan 2017

Toplam
20
Paylaşım