Sezon Modası

Algoritma neden bizi aynı giydiriyor?

Algoritma neden bizi aynı giydiriyor?

Son birkaç yıldır sokakta yürürken ya da bir kafede otururken fark ediyor musunuz bilmiyorum ama sanki hepimiz aynı dönemlerde aynı şeyleri alıyoruz ve giyiyoruz. Aynı renkler ve aynı parçalar. Bazen bir parçayı ilk kez görüp o an beğendiğimizi sanıyoruz ama aslında onu daha önce birkaç kez görmüş, farkında olmadan göz aşinalığı oluşturmuş oluyoruz. Ve bu benzerlik eskiden sezonluktu. Ama şimdi iki üç ayda bir değişen ama o dönem içinde herkesi saran trendler var.

Peki bu tesadüf mü sizce? Yoksa biz farkında olmadan algoritma bizi aynı yere mi itiyor?

kristii_shvets

Artık ilhamımızın neredeyse hepsini sosyal mecralardan aldığımız için bir şeyleri istemekle bir şeylere maruz kalmak arasındaki çizgi bizim için eskisi kadar net değil. Sabah uyanır uyanmaz TikTok’ta ya da Instagram’da birkaç video izliyoruz. Belirli bir tarzdaki kombine birkaç saniye fazladan bakıyoruz. Algoritma, bu davranışımızı kaydediyor. Sonra o estetik, gün içinde tekrar karşımıza çıkıyor. Akşamına, aslında hep böyle bir pantolon istiyordum demeye başlıyoruz. Gerçekten hep istiyor muyduk, yoksa o görüntüler zihnimizde yer ettiği için mi istemeye başladık, bunu hiç düşünüyor muyuz?

“Filtre balonu”na girmek

2011’de internet aktivisti Eli Pariser “filter bubble” yani “filtre balonu” kavramını ortaya attı. Bu kavram algoritmaların bize kişiselleştirilmiş bir dünya sunuyor gibi göründüğünü ama aslında benzer içerikleri tekrar tekrar göstererek perspektifimizi daraltabileceğini anlatıyordu. Bu fikir o dönem daha çok haber akışları için tartışılıyordu. Ama bugün modaya baktığımızda aynı mantığın burada da işlediğini görebiliriz. Bir stile ilgi gösterdiğimizde algoritma bunu beğendiğimizi kaydediyor ve bize daha fazlasını gösteriyor. Böylece o estetik karşımıza o kadar çok çıkıyor ki bir süre sonra bize sıradan, hatta olması gereken gibi gelmeye başlıyor. Ne kadar çok görürsek o kadar normalleşiyor bizim için.

marianne_theodorsen

Özellikle Tiktok’un For You sistemi trend döngüsünü inanılmaz hızlandırdı. Moda dünyasında artık mikro trend kavramını herkes fazlasıyla konuşuyor. Eskiden bir siluet ya da renk bir iki yıl gündemde kalırken, bugün iki üç ayda zirveye çıkıp, hızlıca düşebilir. Bir anda herkesin aynı lookları denediğini görüyoruz. Aynı babetler, düşük bel pantolon veya gömlek. Birebir aynı ürün olmasa da aynı estetik ve tarzda oluyorlar. Trendler bu kadar hızlanınca dolaplarımız da hızlanmak zorunda kalıyor. Çünkü geride kalmış hissetmek istemiyoruz .

Bu noktada, dijital platformların sistemlerine bir bakalım. Akademisyen Shoshana Zuboff, dijital platformların kullanıcı davranışlarını tahmin etmeye ve yönlendirmeye çalıştığını, çünkü bu davranışların zamanla ekonomik değerlere dönüştüğünü savunuyor. Yani neye baktığımız, neyi beğendiğimiz, neyi satın aldığımız  onlar için önemli veriler. Moda açısından düşünürsek, trend ne kadar hızlı yükselip düşerse, tüketim de o kadar sıklaşır. Eğer hepimiz kendi stilimizi bulup yıllarca aynı parçaları giyseydik, bu hız ve sirkülasyon mümkün olur muydu? Büyük ihtimalle hayır. Trendlerin kısa ömürlü olması, alışverişin canlı kalmasını sağlar. Bu özellikle bizi aynı giydirmek için yapılmış bir plan değildir ama sistemin tüketimi besleyecek şekilde çalıştığı açıktır.

meazue

Şimdi dürüst bir açıdan bakalım. Diyelim biz alternatif giyiniyoruz. Ana akım influencer’lardan değil, daha niş hesaplardan etkileniyoruz. Bu bizi sistemin dışına çıkarıyor mu? Pek değil. Kültür kuramcısı Dick Hebdige, alt kültürlerin bile zamanla piyasaya entegre edildiğini, farklı görünen estetiklerin de satış nesnesine dönüşebildiğini söylemişti. Marjinal olan da bir süre sonra normalleşebiliyor yani. Bugün bir tarafta basic bir estetik var, diğer tarafta ise alternatif estetikler. Ama hepsi de kendi içinde tekrar ediyor aslında. Algoritma herkesi tek tipe dönüştürmüyor ama herkesi kendi dijital alt grubunda benzerleştiriyor.

Burada sosyal psikolojiden bir noktayı da hatırlatmak istiyorum. Psikolog Solomon Asch 1950’lerde yaptığı deneylerde, insanların açıkça yanlış olduğunu bildikleri bir cevapta bile çoğunluğa uyma eğiliminde olduklarını göstermişti. Deneylerde katılımcılar, çoğunluğun verdiği yanlış cevaba sırf dışlanmamak için katılabiliyordu. Bu da bize insanın sosyal bir varlık olduğunu ve çoğunluğa uyum sağlama eğiliminin güçlü olduğunu gösteriyor. Günümüzde de çoğunluk anlayışımız fiziksel olarak yanımızda duran insanlardan oluşmuyor. Feed’de gördüğümüz görüntüler ve influencerlardan oluşuyor çoğunlukla. O yüzdenestetiği ne kadar çok görürsek, herkes bunu giydiğine dair hissiyatımız o kadar güçleniyor. Ve moda zaten sosyal bir dil olduğu için, görünür çoğunluğa dahil olmak istiyoruz. Öyle daha güvende hissediyoruz.

puerparasitus

Sonuç olarak algoritma bizi tam olarak aynı giydiriyor diyemeyiz. Ama aynı şeyleri normalleştiriyor ve aynı parçaları güvenli kılıyor bizim için. Aynı estetiği iyi zevk kategorisine yerleştirtiyor. Biz de bize çizilen o çerçeve içinde seçim yaptığımızı sanıyoruz.

Bunun için de birbirimizi suçlayamayız. Hepimiz aynı sistemin içindeyiz. İlham almak, etkilenmek, trend denemek hepimizin yaptığı şeyler. Ama sonsuz ve kontrolsüz tüketmek hiçbirimiz için sağlıklı değil. Trendleri takip etmek ve günceli yakalamanın yanında, kendi tarzımızı oturtup her akıma kapılmamak bizim için daha sağlıklı olabilir.

Fotoğraf: @helenabeckman

İlginizi çekebilecek bir diğer yazı >>>>>> “Girl’s girl” olmayı öğrenmek: Kendimizi yeniden programlıyoruz

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.