Jacqueline Durran’ın yarattığı karakterler konuşmadan önce giyinir. Hatta çoğu zaman konuşmalarına gerek bile kalmaz çünkü Durran için kostüm, bir dönemi temsil eden estetik bir detay değil; karakterin dünyayla kurduğu ilişkinin en açık ifadesi. Onun sinemasında kıyafetler süslemek için değil, açığa çıkarmak için vardır aslında. Oscar ödüllü tasarımcının Atonement’tan Little Women’a, Barbie’den Anna Karenina’ya uzanan filmografisi, kadın karakterleri idealize etmek yerine onları çözümlemeyi tercih ediyor. Durran’ın kostümleri “güzel” olmaktan çok anlamlıdır; karakterin sınıfsal konumunu, bastırılmış arzularını ve iç çatışmalarını sessizce taşıyor.
İçindekiler
Atonement ve Yeşilin Sessiz Anlatısı
Atonement, kostüm anlatısının sinema tarihinde bu kadar güçlü hizmet ettiği nadir filmlerden biridir. Keira Knightley’nin canlandırdığı Cecilia Tallis’in üzerindeki o ikonik yeşil elbise, yalnızca estetik bir tercih değildir. Bu yeşil; arzu, özgürlük ve bastırılmış duyguların görsel karşılığıdır. Cecilia her sahneye girdiğinde renk, hikayeyi sessizce ileri taşıyor. Film, yaz sıcağını hissettiren yoğun bir sarı tona sahip; ancak bu sıcaklık, karakterlerin iç dünyasındaki gerilimi örtmez, aksine görünür kılar.
Renklerin Duygusal Hafızası
Durran’ın renk dili, sembolik olduğu kadar duygusaldır. Cyrano’da Roxanne’in pembeleri, masalsı romantizmin ötesine geçerek karakterin duygusal cesaretini ve inceliğini yansıtıyor. Bu pembe, sinema tarihinde sıkça masumiyetle ilişkilendirilmiş olsa da burada daha şiirsel bir zemine taşıyor. Roxanne’in taşıdığı tonlar, idealize edilmiş bir aşk fikrinden ziyade kalbiyle hareket eden bir kadının iç dünyasına açılan bir pencere gibidir.
Sarı Elbise ve Öznenin Doğuşu
Sarı, sinema tarihinde çoğu zaman umut, zeka ve hareket duygusunu temsil eder. Beauty and the Beast’te Belle’in sarı elbisesi de tam olarak bu kavramlar üzerine kurulu. Belle, dünyayı merak eden, bulunduğu yerden fazlasını isteyen bir karakterdir. Sarı elbise, Beast ile kurduğu bağın romantik tarafını yansıttığı kadar, Belle’in kendi hikayesini yazmaya başladığı anın da simgesi. Bu elbise bir prenses kostümünden çok, karakterin iç dünyasının sinemasal tercümesidir.
Kadın Karakterleri Çözümlemek
Jacqueline Durran’ı diğer kostüm tasarımcılarından ayıran şey tam da burada ortaya çıkar. Kendisi, kadın karakterleri estetik bir çerçeveye hapsetmez; onların psikolojik ve sınıfsal katmanlarını kıyafetler aracılığıyla görünür kılıyor. Kostümler, seyirciyi rahatlatmak için değil, karakterle yüzleştirmek için var adeta. Durran’ın dünyasında zarafet, çoğu zaman bir mesafe taşır; güzellik ise her zaman konforlu değildir.
Bugün Oscar sezonunda filmlerin kendisine erişmek çoğu izleyici için hala sınıfsal bir ayrıcalıkken, bu filmlerin estetiğini tüketmek çok daha erişilebilir halde. Kırmızı halı görüntüleri, kostüm analizleri ve viral sahneler dolaşımda; hikayelerin kendisi ise çoğu zaman uzakta. Jacqueline Durran’ın kostümleri belki de tam bu noktada anlam kazanıyor. İzleyemediğimiz filmlerin duygusunu, karakterlerin üzerindeki kumaşlardan okumaya biliyoruz.
Kostümün Sorduğu Soru
Kostümleri bize yalnızca ne giyildiğini değil, neden giyildiğini sorar. Ve bu soru, sinemanın hala en dürüst anlatı biçimlerinden biri. Bu yüzden seyirciye sunduğu estetik doyumu ve bakış açısı için Durran’a saygı duymamak elde değil..
Fotoğraf: © 2017 – Walt Disney Motion Pictures
İlginizi çekebilecek bir diğer yazı >>>>> Bu Bridget Jones’un Günlüğü değil: Platonik arkadaşlık mümkün mü?