Ruh Sağlığı

Hayır dedikten sonra neden suçluluk duyarız?

Hayır dedikten sonra neden suçluluk duyarız?

Hayır demeye alışık değilseniz, özellikle de uzun zamandır çoğu şeye “evet” diyorsanız, sınır koymaya başladığınız ilk dönemlerde kendinizi kötü hissetmeniz oldukça normaldir.

Sınır koyduktan sonra gelen suçluluk ve kendini sorgulama

Çünkü alışkanlıklarımızın dışına çıktığımızda, bize iyi gelecek bir davranış olsa bile başlangıçta rahatsızlık hissedebiliriz. Daha önce “evet” diyerek sürdürdüğümüz ilişkilerde, sorumluluklarda ya da davranışlarda “hayır” demeye başladığımızda zihnimiz bu yeni durumu sorgulayabilir.

“Acaba yanlış mı yaptım?”

“Karşımdaki kırıldı mı?”

“Bencilce mi davrandım?”

“Biraz daha anlayışlı olmalı mıydım?”

Bu sorular, sınırımızın yanlış olduğunu göstermez. Bazen yalnızca alışık olmadığımız bir davranışı öğreniyor olduğumuzu gösterir.

Uzun süre başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımızın önüne koyduysak, “hayır” demek ilk başta suçluluk yaratabilir. Çünkü yıllardır bize güvenli ya da doğru gelen davranış, karşı tarafı memnun etmek olmuş olabilir.

Ancak burada önemli bir ayrım var: Suçluluk hissetmek ile gerçekten yanlış bir şey yapmak aynı şey değildir.

Bir sınır koyduğumuzda suçluluk hissetmemiz, o sınırın yanlış olduğu anlamına gelmez. Bazen yalnızca sınır koymaya henüz alışık olmadığımız anlamına gelir.

Zaman içinde kendi sınırlarımızın bize nasıl iyi geldiğini deneyimledikçe, bu rahatsızlık da azalabilir. “Hayır” dediğimizde her zaman kötü bir şey olmadığını, ilişkilerimizin bitmek zorunda olmadığını ve başkalarının hayal kırıklığının bizim sorumluluğumuz olmadığını fark etmeye başlayabiliriz.

Sınır koymak bir anda öğrenilen bir davranış değildir. Tıpkı başka bir beceri gibi, deneyimledikçe ve tekrar ettikçe daha tanıdık hale gelir.

Hayır demek, yalnızca bir talebi reddetmek değildir; kişinin kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve kapasitesini fark etmesiyle de ilgilidir. Ancak özellikle başkalarını memnun etmeye alışmış kişiler için sınır koymak başlangıçta suçluluk, kaygı ve kendini sorgulama duygularını beraberinde getirebilir.

Hayır demenin rahatsızlığından nasıl kurtulabiliriz?

İlk adım, suçluluk duygusunu hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onu fark etmektir. Kendimize, “Şu anda neden suçluluk hissediyorum?” diye sorabiliriz.

Ardından şu ayrımı yapmak faydalı olabilir: “Gerçekten birinin hakkını mı ihlal ettim, yoksa sadece onun beklentisini karşılamadığım için mi rahatsızım?”

Eğer birine zarar vermediysek, yalnızca kendi ihtiyacımızı veya sınırımızı ifade ettiysek, bu rahatsızlığın zamanla azalmasına izin verebiliriz.

Sınır koymayı öğrenirken kendimize küçük alanlar açmak da önemlidir. Her durumda büyük ve kesin “hayır”lar söylemek zorunda değiliz. “Şu an bunu yapabilecek durumda değilim”, “Bunu düşünmek için zamana ihtiyacım var” ya da “Bu konuda yardımcı olamayacağım” gibi ifadeler de sınır koymanın yollarıdır.

Bir başka önemli nokta ise karşımızdaki kişinin duygusunu kontrol edemeyeceğimizi kabul etmektir. Birisi bizim “hayır”ımıza üzülebilir, şaşırabilir veya hayal kırıklığı yaşayabilir. Bu duyguların varlığı, bizim yanlış yaptığımız anlamına gelmez.

Sağlıklı sınırlar, başkalarının hiç üzülmemesini sağlamak değil; başkalarının duygularını yok saymadan kendi ihtiyaçlarımıza da yer açabilmektir.

Zaman içinde “hayır” demeyi deneyimledikçe, başlangıçta ortaya çıkan suçluluk ve kaygının azalması mümkün olabilir. Çünkü zihnimiz yeni deneyimler yoluyla şunu öğrenmeye başlar: “Hayır dediğimde kötü bir insan olmuyorum. Bir ilişkiyi reddetmiyorum; kendi sınırımı ifade ediyorum.”

Sonuç olarak sınır koymak, bencillik ile özveri arasında seçim yapmak değildir. Daha çok, kendimizle ve başkalarıyla kurduğumuz ilişkide daha dengeli bir alan oluşturabilmektir.

Ve bazen sağlıklı bir “hayır”, hem kendimizle hem de ilişkilerimizle daha dürüst bir bağ kurmanın başlangıcı olabilir.

Fotoğraf: @bellahadid

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.