Röportaj

Beden, zihin, ruh: Zeyrek Çinili Hamam’da modern bir arınma

Beden, zihin, ruh: Zeyrek Çinili Hamam’da modern bir arınma

Tarihin, suyun ve mistik bir yeraltı dünyasının hafızası, Zeyrek Çinili Hamam’ın Bizans sarnıcında çok katmanlı bir diyalogla canlanıyor. Amerikalı sanatçı Margaret R. Thompson’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Temenos: The Inland Sea, ziyaretçileri kokuların, seslerin ve tuvallerin rehberliğinde içsel bir sığınağa davet ediyor.

Bu büyüleyici projenin arkasındaki iki güçlü isimle gerçekleştirilen söyleşiler, serginin ve mekânın derinliklerine kapı aralıyor. İlk bölümde, bu tarihi dokuyu sanatsal programın omurgası haline getiren Zeyrek Çinili Hamam’ın artistik direktörü ve küratörü Anlam de Coster, serginin kavramsal çerçevesini ve İstanbul’un güncel sanat sahnesine olan etkilerini aktarıyor. Hemen ardından ise evinden 6.000 mil uzakta keşfettiği ilksel görsel dili ve sarnıcın zamanı durduran atmosferini detaylandıran sanatçı Margaret R. Thompson yer alıyor.

Zamanın döngüsel aktığı bu yeraltı denizinde, zihni susturup ruhu dinlemeye odaklanan zamansız bir keşif alanı…

Anlam de Coster ile Röportaj

  1. Zeyrek Çinili Hamam’ın sanatsal programını oluştururken temel vizyonunuz neydi? Bu mekânı nasıl bir kültürel platforma dönüştürmek istiyorsunuz?

Osmanlı döneminde hamamların arınmanın ötesinde çok önemli bir sosyal fonksiyonu bulunuyordu. Hamamlar sosyal statü ve etnik köken farkı gözetmeden insanları bir araya getiren, özgürlük ve aidiyet duygusu yaratan mekânlardı. Biz de Zeyrek Çinili Hamam’da kurmaya çalıştığımız kültürel program ile bu komünite duygusunu ve toplumsal misyonunu sanat, tasarım ve akademik alanlardaki çalışmalarımızda korumayı ve geleceğe taşımayı amaçlıyoruz.

Kurucu Direktör Koza Güreli Yazgan ile ilk konuşmaya başladığımız andan itibaren ortak yaklaşımımız, hamamı ve altında keşfedilen Bizans sarnıcını bir dekor ya da arka plan olarak değil, programın omurgası olarak ele almak oldu. Dolayısıyla burada gerçekleştirdiğimiz her proje, bu yapının mimari, tarihsel ve sembolik katmanlarıyla bir diyalog kurmak zorunda. Mekân bu anlamda son derece cömert; sanatçılara hem fiziksel hem de düşünsel olarak çok güçlü bir zemin sunuyor.

Öte yandan programımız yalnızca güncel sanat sergileri ile sınırlı değil. Müze koleksiyonumuz, yayınlarımız, eğitim programlarımız, kamusal etkinliklerimiz ve mağazamızda gerçekleştirdiğimiz tasarım iş birlikleriyle çok katmanlı bir kültürel ekosistem kurmaya çalışıyoruz. İstanbul’un tarihsel katmanlarını, hamam kültürünü ve kaybolmaya yüz tutmuş zanaatleri görünür kılarak, yeniden yorumlayarak yalnızca Türkiye’de değil, farklı coğrafyalarda da karşılık bulabilecek bir ilham alanı yaratabilirsek ne mutlu bize. 

  1. Sanatçı seçim süreciniz nasıl işliyor? Bir sanatçının bu programa dahil olması için hangi kriterler sizin için belirleyici?

Zeyrek Çinili Hamam’ın Bizans sarnıcındaki programın çerçevesini Koza Güreli Yazgan ile konuşmalarımız ve mekânın kendisi belirledi. Her defasında sanatçılar aracılığıyla bu külliyatın farklı yönlerine dair beklenmedik bakış açıları keşfetmek ve bu küçük ama dipsiz alanda yeni dünyalar yaratmak beni çok heyecanlandırıyor. Daha önce Türkiye’de kişisel sergi açmamış ve pratiği (benim için) bu yapının ruhuyla konuşan sanatçıları davet ediyoruz ve bu mekâna özgü eserler yaratmaları için alan açmaya, eşlik etmeye gayret ediyoruz. Bu bağlantı çoğunlukla zihnime düşen bir hisle başlıyor ve sanatçıyla konuşmaya başlayınca arkasındaki sebep ortaya çıkıyor. Örneğin Eylül’de ağırlayacağımız Brezilyalı sanatçı Alex Cerveny’i davet ettiğimde bilmiyordum ki neredeyse 20 sene önce İstanbul’a gelmiş, hamamlara âşık olmuş ve o dönem sakladığı peştemaller üzerine işler üretmiş; sahaflarda bulduğu Osmanlı astronomi risaleleri üzerine çizimler yapmış. 

Margaret R. Thompson

The Invitation, 2026

Zaman içerisinde davet ettiğim sanatçılar arasında görünmeyen bir bağ olduğunu sezmeye başladım, sanki hepsi pratiklerinde evrensel maneviyata, bizi bir araya getiren hikâyelere dair bir arayış içerisinde. 

3. Günümüzde sanat izleyicisinin deneyim beklentisi değişiyor. Siz bu programda izleyiciye nasıl bir deneyim sunmayı hedefliyorsunuz?

Son zamanlarda deneyim meselesi bir erozyona uğradı, sosyal medya uğruna her adım bir deneyime dönüşmeli gibi bir algı oluştu ve her şeyin içi boşaldı. Atipik mekânlardaki sergiler de bu yüzden bazen klasik müze sergilerinden daha çok ilgi görebiliyor. 

Margaret R. Thompson

Where Fire Meets Water, 2026

Açıkçası klasik bir müzede olmamanın bize getirdiği büyük bir özgürlük var. Sadece zihinsel olanla sınırlı kalmak zorunda değiliz. Hamama yıkanmak insanların hayatın koşturmacasından nefes almaları, kendilerine dönmeleri, arınmaları için alan açan bir ritüel. Toplumsal göstergeler taşıyan zırhlarınızı soğuklukta bırakıp hamama girdiğinizde hepimizin bedenlerden ibaret olduğunu hatırlıyorsunuz. Kimseye kanıtlayacak bir şey olmuyor, kendinizi bir yabancıya teslim ediyorsunuz, savunmasız olmayı kabul ediyorsunuz. Tanımadığınız insanlarla samimi bir alanı paylaşıyorsunuz. Suyun sesi, ışığın oyunları, sabunun kokusuyla kendinizi kâh bir huşuya bırakıyorsunuz, kâh düşüncelere dalıyorsunuz. Çoğu insan çıktığında yeniden doğmuş, yenilenmiş hissediyor. Bu hisler programa da yön veriyor. 

Margaret R. Thompson

Touching Infinity, 2025

  1. Bir artistik direktör ve küratör olarak, bir serginin “başarılı” olduğunu nasıl anlarsınız?

Sanırım bir serginin “başarılı” olup olmadığını asla düşünmüyorum. Başarı kelimesi bana kurumsal dünyanın performans kriterlerini çağrıştırıyor. Örneğin başarılı bir şarkı nedir? Sizi ağlatan mı, güldüren mi? Basit olsa da akılda kalan mı, dinledikçe kıymetini anladığınız mı? En çok dinlenen mi, en az bilinen mi? Bazen imkansızlıklar içinde yapılmış çok derme çatma bir sergi inanılmaz etkileyici olabilirken, çok büyük bir müzenin profesyonel ekiplerle yaptığı bir sergi çok yavan olabiliyor. Bir de saymakla bitmeyecek farklı sergi formu ve sanat kurumu tipolojisi olduğu için hepsini kendi kategorilerinde değerlendirmek gerekiyor. Günün sonunda niyet, özen, araştırmanın derinliği, inandırıcılık, tutarlılık, simya gibi pek çok rasyonel ve irrasyonel faktör o serginin etkisinde rol oynuyor. 

Margaret R. Thompson

Temenos, 2026

  1. Bu programın İstanbul’un güncel sanat sahnesine nasıl bir katkı sağlamasını umuyorsunuz?

Naçizane umudum öncelikle İstanbulluların kendi şehirlerinin gizli cevherleri, hamam kültürü ve farklı medeniyetlerin iç içe geçerek oluşturduğu tarihi birikimle ilişki kurmalarına ilham vermek, merak uyandırmak. Keşif unsuru da benim için çok önemli. Malum ülkemizde bir kısır döngü içerisindeyiz. Türkiye’de, yapısal zorluklar nedeniyle zaman zaman kendi içine kapanan bir sanat ortamı var. Uluslararası alandaki güncel ve heyecan verici üretimlerle temas kurmak kolay olmuyor. Genellikle büyük müzelerde sadece belli bir üne ulaşmış isimleri görebiliyoruz. 

Biz de kendi küçük ölçeğimizde de olsa keşfedilmeyi bekleyen sanatçıları davet ederek bir karşılaşma alanı yaratmak istiyoruz. Böylece hem sanatçılar ve sanat profesyonelleri hem de genel izleyici için farklı pratiklerle tanışmak mümkün oluyor. 

Margaret R. Thompson

When I Close My Eyes, 2026

Ayrıca her davet ettiğimiz sanatçı, İstanbul’a galeriler, koleksiyonerler, küratörler ve basın gibi farklı alanlardan kendi çevresini getiriyor. İstanbul bu kitlelerin radarına giriyor ve akıllarındaki önyargıları dönüştürüyor. Bu dolaşımın ekosisteme doğal bir katkısı oluyor. 

Margaret R. Thompson

Mother of Pearl, 2026

Son dönemde fark ettiğim bir başka ilginç etki de şu: sanatçıları mekâna özgü üretim yapmaya davet ettiğimiz için, İstanbul’un hikayeleri ve malzemeleriyle bu sanatçıların pratiğinde yaşamaya devam ettiğini görüyoruz. Yani ilişki sergiyle bitmiyor; başka coğrafyalarda, başka işlerde yeniden ortaya çıkıyor.

Margaret R. Thompson ile Röportaj

1.Temenos: The Inland Sea”, Türkiye’deki ilk kişisel serginiz. Bu sergi sizin için hem sanatsal hem de kişisel açıdan ne ifade ediyor?

Sergi, dünyalar arasında bir köprü gibi hissettiriyor. Çöldeki evimden, suyla çevrili İstanbul’un katmanlı ve karmaşık dokusuna; yer üstündeki son derece canlı şehirden, serginin yer aldığı sarnıcın sessiz yeraltı odalarına uzanan bir köprü. Türkiye’de, çalışmalarım benim için yeni olan bir yere evrildi. Burada kültürel tarih çok derinlere uzanıyor; köklü bir çekim yayıyor. Sarnıç ise adeta bir zaman kapsülü, bir hafıza arşivi. Kişisel olarak, İstanbul’da tanıştığım insanların sıcaklığı ve misafirperverliği, bana eşlik eden anlamlı sohbetler, bölgeyle kurduğum bağı güçlendirdi. Bu bağın zamanla daha da büyüyeceğini biliyorum. Sanatsal açıdan ise bu sergi, evimden 6.000 mil uzakta, beni daha derin bir kuyuyu dinlemeye yöneltti. Daha önce bu derinlikte keşfetmediğim ilksel bir şeyi ifade edebilmek için görsel bir dil buldum.

Margaret R. Thompson Temenos – The Inland Sea, 2026

2. “Temenos” kavramı, kökeni Antik Yunan’a dayanan ve çalışmalarınızın merkezinde yer alan bir fikir. Bu kavramla ilk kez ne zaman ve nasıl karşılaştınız?

Sığınak fikri, son birkaç yıldır çalışmalarımın merkezinde yer alıyor. Zeyrek Çinili Hamam’daki Bizans sarnıcını deneyimlemek, bana kutsal bir mekân hissi verdi; insanı aşağı inmeye ve bir zamanlar suyla dolu olan karanlığının içinde çözülmeye davet eden, sessiz taş odalardan oluşan bir sığınak gibi. Yukarıdaki şehrin gürültüsünden uzak bir soluklanma alanı; insanın nefes verdiği, zihinden uzaklaşıp bedene döndüğü bir içe çekilme mekânı. İçimize çekildiğimiz alan, ritüel alanı; tüm bunlar beni “temenos” kavramına götürdü. Temenos, dış dünyadan ayrılmış, korunan ve kutsal kabul edilen bir alan olarak tanımlanıyor. Carl Jung da temenos kavramını, kişinin bilinçdışıyla güvenli bir şekilde karşılaşmak üzere girdiği psikolojik bir alan olarak ele alıyor. Sarnıç benim temenos’um oldu ve bu tek kelimenin içinde keşfedilecek birçok dünya buldum.

3. Bu sergide “temenos” kavramını hem fiziksel hem de psikolojik bir sığınak olarak ele alıyorsunuz. Bu çok katmanlı bakış açısı, sanatsal pratiğinizi nasıl şekillendiriyor?

Resim yaparken, yaşamın hem içsel hem de dışsal akışına bağlanıyorum. Fiziksel olan ile psikolojik olan sürekli birbirinin içine geçiyor. Örneğin, spiral biçimde dönen bir su birikintisi resmettiğimde, bu benim için hem doğada sessiz bir yer hem de hepimizin parçası olduğu sonsuz havuza dair bir metafor oluyor. Bir dağ ise aynı anda fiziksel bir mekân, bedenin içinde meditatif bir eksen ve varoluşsal meraka işaret eden bir zirve olabiliyor. Kulağa biraz soyut gelebilir, ancak benim için resim yapmanın en doğal yolu tam olarak bu.

Margaret R. Thompson Temenos – The Inland Sea, 2026

4. Bu eserleri, 16. yüzyıldan kalma Zeyrek Çinili Hamamı’nın altındaki Bizans sarnıcı için özel olarak ürettiniz. Bu tarihî mekân yaratım sürecinizi nasıl etkiledi?

Sarnıcın, tarih boyunca suyu taşıyan bir hazne olmasının yanı sıra savaş dönemlerinde şehir için bir korunma ve hayatta kalma kaynağı olması, onu benim için koruyucu bir alan olarak düşünmeme neden oldu. Bu durum resimlerin duygusal tonunu da şekillendirdi; hepsi birer sığınma alanı olarak üretildi. İçine girilebilen, içinde yavaşça derinleşen çalışmalar gibi. Eserleri üretirken çoğu zaman kendimi suyun içinde hissediyordum. Sarnıcın duvarlarındaki mineral su izlerini yansıttım ve tavan mimarisine karşılık verecek şekilde kemerli formlarda resimler ürettim. Yüzyılların tarihini içinde taşıyan bir mekânla diyalog halinde olmak, zaman algımı genişletti; zamanı doğrusal değil, döngüsel bir şey gibi hissettirdi.

Margaret R. Thompson

Communion, 2026

5. Sarnıcı bir “iç deniz” olarak tanımlıyorsunuz. Bu metafor sizin için neyi simgeliyor?

Benim için iç deniz, temenos’a girdiğinizde ulaştığınız psikolojik alanı ifade ediyor. Sarnıç bir aynaya dönüşüyor; iç deniz ise bu aynada, kendi içinizde karşılaşabileceğiniz şeyi simgeliyor.

Margaret R. Thompson

Talisman, 2026

6. Sergide tuval ve ipek üzerine yapılan resimlerin yanı sıra ses ve koku enstalasyonları da yer alıyor. Bu çok duyulu yaklaşım aracılığıyla izleyiciler için nasıl bir deneyim yaratmayı umuyorsunuz?

Kutsal mekânlar uzun zamandır duyusal deneyimleri içinde barındırıyor; kişi içeri adım attığı anda atmosferde doğrudan bir değişim hissedilir. Yağların ya da tütsülerin yakılması, ritüel sözler, müzik, suya dokunmak ateşin kokusu. Ben de daha kapsayıcı bir deneyim sunarak bu karşılaşmanın duyusal frekansını değiştirmek istedim. Sarnıçta, katmanlı ama sakinleştirici bir kokuyu Marmara Denizi’nin dalga sesleriyle bir araya getirmek, ziyaretçileri mekâna daha derin bir şekilde yerleşmeye davet etti.

Margaret R. Thompson

Peribolos, 2026

7. Tarihsel olarak hamam, arınma ve dönüşüm alanı olarak işlev görmüştür. Bu miras, serginin kavramsal çerçevesine nasıl katkıda bulundu?

Hamamın arınma ve dönüşüm mirası, sergi için yol gösterici bir güç oldu. Yenilenme, teslimiyet ve özen kavramları üzerine düşünme biçimimi şekillendirdi. Hem hamam hem de sarnıç, insanın tutulduğu, yumuşadığı ve yeniden kendine döndüğü alanlar hâline geldi. Resimler ise bu hissi taşıyan yüzeylere evrildi.

8. Eserlerinizde sıklıkla görülen dikey çizgiler, spiraller ve girdaplar genellikle yeniden doğuş ve sonsuzluk temalarıyla ilişkilendiriliyor. Bu semboller sizin için ne ifade ediyor?

Hepsi, yaratımın başladığı noktalara ve doğal düzenine uyumlanan içsel bir eksene referans veriyor.

Margaret R. Thompson

The Invitation, 2026

9. Arketipsel imgeler, kanatlı mitolojik varlıklar, kuşlar, bitkiler ve gök cisimleri gibi öğeler kompozisyonlarınızda belirgin bir şekilde yer alıyor. Bu sembolik dil zaman içinde nasıl evrildi?

Evren kendi kendini çizebilseydi, sanırım bu sembolleri seçerdi. Bir resimdeki sembol benim için işlediğinde, gelecekteki çalışmalarımda yeniden kullandığım bir temaya dönüşüyor. Bu sembolü ne kadar çok resmedersem, zaman içinde o kadar anlam kazanıyor. Semboller; gözlemlerden, rüyalardan, gezintilerden, kitaplardan, müzikten, araştırmadan ve güzelliğin peşinden gitme arzusundan doğuyor. Bence evren, kendisine güzel olduğunun söylenmesini istiyor; ben de bunu simgesel olarak ifade etmenin yollarını arıyorum.

Margaret R. Thompson

Ash and Gold, 2025

10. Eserleriniz izleyicileri yavaşlamaya ve içe dönmeye davet ediyor. Bu davet, günümüzün hızlı temposu içinde neden özellikle önemli?

Bilgiyle bu kadar hızlı karşı karşıya kalıp ardından hemen devam etmemizin ve hayatta kalmamızın beklenmesi bana doğal gelmiyor. Umarım resimlerim, insanlara onları üretirken benim hissettiğim duyguyu hissettirir. Resim yapmak benim için zamanı durduran bir eylem; aşırı hızlanmış bir dünyaya karşı bir karşı güç haline geldi. Ben de bu hissi paylaşmak istiyorum.

11. Türkiye’de sergi açmak ve İstanbul’un zengin kültürel mirasıyla etkileşimde bulunmak sizi nasıl etkiledi?

Baktığınız her yerde eski dünya ile modern dünyanın iç içe geçme biçimini seviyorum. Mimari detayların incelikleri, müzik, insanların konuşma ritmi, çay ve kahve ritüelleri beni çok etkiliyor. İstanbul’un her yerindeki kediler, şehre tuhaf ama büyülü, neredeyse mistik bir katman ekliyor. Onları çok seviyorum. Dini mekânlardaki ikonografi, tavanlardaki yıldızlar, denizin gümüş gibi parlayışı… Orada geçirdiğim zamandan, içimde hayranlık uyandıran birçok anı yanımda taşıyorum.

Margaret R. Thompson

When I Close My Eyes, 2026

12. Ziyaretçilerin sergiden ayrılırken yanlarında hangi duyguları veya düşünceleri taşımalarını umuyorsunuz?

Ziyaretçilerin, sergiden ayrılırken sessiz bir geri dönüş hissi taşımalarını umuyorum.

Margaret R. Thompson Temenos – The Inland Sea, 2026

Margaret R. Thompson

Mother of Pearl, 2026

13. Doğa, mitoloji ve insan ruhu arasındaki kesişimleri araştırıyorsunuz. Bu üç unsur sanatsal pratiğinizde bir araya geldiğinde nasıl bir anlatı ortaya çıkıyor?

Benim için, yaşamın en saf haliyle anlatısı ortaya çıkıyor; tüm unsurların aynı anda bir arada olduğu ve her birinin eşit ağırlık taşıdığı bir anlatı. Hiyerarşik olmayan, olasılıklarla dolu bir dünyada elementlerin bir araya gelişi.

Margaret R. Thompson

Firmament’s Gate, 2026

14. Vahşi ve uzak coğrafyalarla kurduğunuz bağ sanatsal dilinizi nasıl şekillendirdi? Bu coğrafyalar sizin için neyi temsil ediyor?

Uçsuz bucaksız bir alanda yalnız olmak beni hem sakin hem de kendimi en canlı hissettiğim hâle getiriyor. Doğanın vahşiliği, yalnızca orada hissedebildiğim bir özgürlük duygusu sunuyor. Issız coğrafyalar bana başka gezegenler gibi geliyor; beni çevremle bütünleşmeye, adeta bedensel bir serap gibi bulunduğum yerin içinde çözülmeye götürüyor.

Portre görselleri: Elif Kahveci
Eser görselleri: Hadiye Cangökçe

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.