Öyle bir hayat hikâyesi ki bu, okurken ne düşüneceğinizi şaşırabilirsiniz. Üzüntü, acıma, yardım etme isteği… Hatta kimi satırlarda hayranlıkla karışık kızgınlık! Yazının sonuna kadar sabredin. Emine Çetin anlatsın, siz sonra karar verin. 
“Sekiz çocuklu bir aileden geliyorum. Çocukluk ve gençlik yıllarım çok güzel geçti. Babamın güzel prensesi ve şımarık kızıydım. Aynı zamanda da erkek gibi yetiştirdi beni, her işimi kendim hallederdim. Sonra âşık oldum. Ama hem annem hem babam kesinlikle karşı çıktılar bu duruma, evlenmemi istemediler. Ben de son çareye başvurdum ve kaçtım. 20 yaşındaydım o zaman.” Biz sormadan anlatıyor bunları Emine Çetin sabit bakışlarla. Dört erkek, bir kız beş çocuğu var. Onlardan bahsederken zorla da olsa gülümsüyor. Çünkü aile dağılmış, çocukların her biri başka yerde yaşıyor. Her halinden belli ki hepsine çok düşkün.

İlk başlarda mutlu bir evliliği olduğunu söylüyor Çetin. Kocası onu, o kocasını çok seviyormuş çünkü. Arada çatışmalar olsa da üstünde durmamışlar. Şiddet ise daha sonraki yıllarda baş göstermiş. “Maddi durumumuz çok iyiydi. Hayatımdan memnundum. Babam ölünce anneme ve kardeşlerime her konuda destek oldum. Bütün giderlerini karşılıyordum. O nedenle kocamla aramızın iyi olmadığı zamanlarda annem boşanacağımdan korkar ve hamile kalmam için baskı yapardı. Gençtim, annemin sözünden çıkamadığım ve doğum kontrolünü de bilmediğim için arka arkaya altı çocuk doğurdum. Sonra biri öldü.” Çocuğunu kaybettikten sonra kocasıyla arası biraz daha açılmış. Evde huzur kaçmaya başlayınca şiddet de artmış. Sonunda beş çocuğunu alıp evi terk etmeye karar vermiş Çetin.

Tam o sırada annesi ve kardeşleri, kendi ifadesiyle bir anda ortadan yok olmuşlar. Manevi destek görmemiş hiçbirinden. Kendini yalnız ve terk edilmiş hissetmiş, bu da onu müthiş bir bunalıma itmiş.  Kızını annesinin, oğullarını ise yakınlarının yanına yerleştirmiş kısa bir süre için. Büyük oğlu Kemal ise onunla kalmayı tercih etmiş. Emine Çetin’in eroinle ilk yüz yüze gelişini şöyle anlatıyor: “Kemal’in bir küçüğü olan Yiğit bir gün yanıma geldi, eroin kullanmaya başladığını söyledi ağlaya ağlaya. Sonra da para istedi benden. Bunun üzerine Kemal, onun arkadaşlarının evine gidip olay çıkardı. Kısa bir süre sonra Yiğit, ağabeyinin kollarında yaralar gördüğünü söyledi ama üstünde durmadım. Derken bir gün kıyafet alışverişine gittik beraber, kabinden çıktığında kollarını saklamaya çalıştığı dikkatimi çekti. Zorla çekip bakınca iğne izlerini gördüm, daha 19 yaşındaydı. Orada bağırdım, ağladım, feryat ettim. Hemen kız kardeşime gittim ve olan biteni anlattım. Akşam çıkıp oğlumun izini takip ettik, evde arkadaşıyla birlikte iğne yaparken yakaladık. Hemen alıp ruh sağlığı hastanesine götürdük, ilaçlarını aldık. İçinde bulunduğu ortamdan uzaklaşması için Ankara’ya götürdüm onu. Bir ay kaldık, iyileşir gibi oldu. Adana’ya dönünce yine başladı.”

Bunalımdan eroine

Yaşadığı bunalımın üstüne bir de iki oğlunun uyuşturucu bağımlılığı eklenince ne yapacağını bilemez olmuş Emine Çetin. “Param, evim, arabam ve zengin bir hayatım vardı ama kendimi yalnız ve kimsesiz hissediyordum, çünkü annem ve kardeşlerim yüz çevirmişlerdi. Her geçen gün daha zor oluyordu. O yeni insanlarla tanışıp onların çevresine girdim. Bir takım uyuşturucu maddeler kullanıyorlardı, baktım ki içince her şey unutuluyor, devam ettim. Bir yandan oğullarımın çektiği acıyı da anlamak için eroine alıştım” diye anlatıyor Çetin eroine başlama hikâyesini ve ekliyor: “Anne yüreği tabii, çocuklarımın halini görünce içim yanıyordu. O nedenle eroine başlarken hiç korkmadım. Birkaç defadan sonra alıştım ama doğrusunu söylemek gerekirse, bu hallere geleceğimi hiç düşünmedim. Biraz da aileme inat olsun diye yaptım diyebilirim. Beni yapayalnız bıraktılar çünkü.”

Önce bütün parasını harcamış eroin uğruna, ardından altınlarını satmış. Arabasını da sattıktan sonra sıra evdeki eşyalara gelmiş. “Evde duvardaki klimaya, çay kaşıklarına kadar ne varsa paraya çevirdim. Yemek yemiyor, elimdeki tüm parayla bu illetin peşine düşüyordum. Herkesin bana anlatmaya çalıştığı sona doğru hızla yaklaşıyordum ama, oğullarım tedavi olmadığı sürece tedavi olmamaya da kararlıydım.” Tüm yaşadıklarına rağmen bir kız kardeşi dışında kimseden destek görmeyen Emine Çetin, daha fazla dayanamayacağını anlayınca kurtulmaya karar vermiş. Tabii ki oğullarıyla birlikte olmak şartıyla…

“Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’a ulaştım. Elinden geleni yaptı ve AMATEM’le görüştü bizim için. Ama büyük oğlum Kemal tedaviyi kabul etmedi. Ben de Yiğit’le birlikte hastaneye yattım. Ama iki gün sonra Kemal’in yalnız başına sokaklarda olması fikrine dayanamayıp çıktım. Üçümüz de bu illetten kurtulmaya kesin kararlıyız. Ben hastanede verdikleri hapı almaya devam ediyorum, on gündür eroin kullanmıyorum. Çocuklarımın kurtulması için de elimden geleni yapacağım” diyor ve ekliyor: “Bu bağımlılığa yakalanmadan önce uyuşturucu kullananları ayıplar ve doğrusunu söylemek gerekirse kötü gözle bakardım. Gerçeklerin başka olduğunu ise şimdi anlıyorum, kurtulmak için kuvvetli bir irade ve manevi destek lazımmış meğer.”

 

Gelecek güzel olacak

O ana kadar sabit ve bulanık bakışlarla konuşan Emine Çetin, konu kurtulmaya ve geleceğe geldiği zaman kendini daha iyi hissediyor. Gülümseyerek planlarını sıralamaya başlıyor bir bir: “Sağlığımı geri kazanmak istiyorum, kesin kararlıyım. Bunun için herkesten yardım istiyorum, nereye olursa olsun gitmeye hazırım. Ama çocuklarımla birlikte olmak şartıyla, başka türlü yapamam. Sonra diğer çocuklarımı da alacağım yanıma. Kızım çok ağlıyor halime ve benimle birlikte olmak istiyor. Bu durumda almıyorum yanıma tabii.”

Doğup büyüdüğü ve hâlâ yaşadığı Adana’nın kendisine ve ailesine zarar verdiğini düşündüğü için öncelikle Ankara’ya göç etmek istiyor Emine Çetin. Oğlu Kemal de tedaviyi ancak oraya giderlerse kabul edeceğini söylemiş. Bunun, bulundukları ortamdan uzaklaşmak için doğru bir karar olduğunu düşünüyor Çetin. “Eroinle alakamı kesmeye başladım. Devlet bana bir ev yardımı yapsa, hepimiz rahat edeceğiz. O zaman işe girip çalışırım da. Yaşadıklarıma rağmen gücüm kuvvetim yerinde, her işi yapabilecek durumdayım. Bağımlı olmadan önce dış görüntüme çok önem verirdim. Pejmürde ve dağınık olmadım hiçbir zaman. İyi görünmediğimi bildiğim halde şimdi bile aynaya bakmadan dışarı çıkmıyorum” diyor. O kadar kararlı ve kendinden emin görünüyor ki, bir an bile yapamayacağından şüpheye düşmüyoruz.

Peki, bir daha dünyaya gelsen ne yapardın diye sorduğumuzda, adeta önceden çalışmış gibi “Çocuk doğurmam, sadece ama sadece kendim için yaşarım. Şu durumda tadını çıkaramadığım hayatı, bu kez hakkını vererek bir kere daha yaşarım seve seve” cevabını veriyor Emine Çetin. Onu ilgilenmekten bir an vazgeçmediği çocukları, hayat mücadelesi ve bundan sonraki hayatına dair idealleriyle baş başa bırakıp ayrılıyoruz Adana’dan.

 

Klinik Psikolog Esin Nur Akyıldız

“Hepsinin birden iyileşmesi için önce annenin kendini kurtararak çocukları için bir model oluşturması lazım.”

Bağımlılıklar hissedilen bir eksikliği boşluğu doldurma isteğiyle ortaya çıkar. Kendimizi eksik hissedip nedenini bulamıyorsak, mutlaka bir şeylere bağlanmak isteriz. Bağımlılık aslında bağ kurmaktır çünkü. O nedenle öncelikle içsel nedenleri bulup çıkarmak lazım.

Bu hikâyede bir annenin çocukları için kendini kurban ettiği görülüyor. Hatta bir bakıma cezalandırıyor kendisini. Ortada çocuklarıyla hiç ilgilenmeyen bir baba var. Belli ki çocuklar bunun eksikliğini hissediyor. Önce küçük kardeş başlıyor, ağabey kendini anneden önce kurban ediyor. Sonrasında anne devreye giriyor. Sistemde bir hata var aslında. Birini kurtarmaya çalışırken” haydi gel hataya hep birlikte ortak olalım” gibi bir durum oluşmuş. Üzerinde çalışılsa literatüre geçebilecek bir vaka.

Her şeyden önce annenin model olabilmesi lazım. Çünkü hepimiz anne ve babamızı taklit ederek kendimizi oluşturuyoruz. Burada ise anne çocuğa şunu öğretmiş; “sen hata yapıyorsa ben de ortak olurum.” Ağabey de bunu örnek almış. Bana göre öncelikle bu düzeltilmeli. Anne kendini düzeltirse çocuklar da zincirleme iyileşecektir çünkü.

Anne ve babalar doğru örnek olabilmek adına kendi hatalarını kabul edip düzeltmeliler. Kaderi değiştirmek için öncelikle düşünce tarzını değiştirmek gerekiyor. Annenin kendini kurtarıp sonra oğulları için gerekeni yapması daha doğru olacaktır. Eğer isterlerse her şeyin üstesinden gelirler. Bağımlılığı ortaya çıkaran durum bilinçaltında düzeltilirse eroin bağımlılığı kesinlikle düzelir. Bu kolay bir süreç değil ama istenildikten sonra neden yapılmasın. Ben önyargıları çürütmeye çalışan bir psikoloğum, bu nedenle eğer anne istiyorsa mutlaka iyileşeceğine inanıyorum.

Total
3
Shares

Bir cevap yazın