Büyük bir evde, tüm aile üyelerinin bir arada yaşaması, günümüz koşullarında ütopik bir hayat tarzı… Gittikçe yalnızlaştığımız bir dönemde bize eskinin sıcak aile yapısını anımsatan bir dizinin bu denli sevilmesi işte bu yüzden şaşırtıcı değil. Başrollerinde Uğur Yücel, Binnur Kaya, Gökçe Bahadır ve Caner Cindoruk’un yer aldığı, Antep’ten İstanbul’a göç eden bir ailenin öyküsünü anlatan Aramızda Kalsın, sözü geçen masalsı zamanları geri getirerek duygusal boşluğu dolduruyor. Dizide iki çocuklu, boşanmış bir kadını canlandıran Gökçe Bahadır, Yaprak Dökümü’nün ardından kendisiyle ikinci kez aynı projede görev alan Caner Cindoruk hayat verdikleri karakterlerin açığa vurmaya çekindiği tutkuyu da başarıyla yansıtıyor. Bir Konuşabilse filmine gönderme yaparak, ekranda aralarında hissettiğimiz enerjiyi bir kez daha ortaya koydular bizim için. Şimdi devamı ile baş başa bırakıyoruz sizi… 

MC3521

MARIE CLAIRE: Zor beğenen biri olduğunuzu duymuştum. Hatta canlandırdığınız karakterleri de işin içine katarak; ‘Acaba onlar kadar sert mizaçlı mıdır?’ diye düşünmüştüm. Gökçe Bahadır gerçekte nasıl biri?
GÖKÇE BAHADIR: Bulunduğum yerdeki enerjiye göre değişen biriyim. Keyif aldığım insanlarla bir aradayken son derece rahatım, tersi olduğunda ise galiba biraz agresifim.
CANER CİNDORUK: Gökçe’ye dair söyleyebileceğim en önemli özellik işine olan bağlılığı. Sette sıra her an ona gelecekmiş gibi hazırdır. Ayrıca gayet uyumlu ve eğlencelidir.

M.C.: Disiplinli biri gibi de duruyor…
C.C.: Disiplinlidir. Benden daha disiplinli olduğu kesin!
G.B.: İş söz konusu olduğunda öyleyim, doğru… (Gülüyor) Öncelik sıram kariyerimde…
C.C.: Benim içinse tam tersi! Elbette yaptığım işe saygı duyuyorum ve çok seviyorum ama hayatımın merkezinde değildir hiçbir zaman. Önceliğim hislerimi takip etmek, beklentilerimi, hayallerimi gerçekleştirmek. İşim bunun bir parçası sadece.
G.B.: Araya girmek istiyorum… Evet, işim benim için çok önemli ama eğer özel hayatımda mutlu değilsem o ruh hali işime de yansıyor. Bu yüzden iç huzuru da çok önemli. Hatta şu sırada hayatımın çok mutlu bir dönemindeyim.

M.C.: Aramızda Kalsın dizisinde canlandırdığınız Yadigar, daha önceki karakterlerinize oranla çok daha sakin ve pozitif biri.
C.C.: Fakat şimdi emanet olayı patlak verdi ve doğal olarak Yadigar’ın içindeki sertlikle karşılaşacak izleyici.
G.B.: Yadigar’ın agresifliği ile Kayıp Şehir’de canlandırdığım Aysel’in sertliği elbette aynı değil. Emanet olayında Yadigar’ın verdiği tepkileri göreceksiniz… Onun gibi bir kadın hiçbir zaman Aysel gibi astığım astık kestiğim kestik davranamaz zaten. İçine atar, yutar… Ailesi gibi gördüğü insanların yüzüne karşı yüksek sesle konuşamaz. Belki Civan’a biraz tepki verebilir.

M.C.: Halbuki Civan’ın olayda hiçbir suçu yok… Peki, gerçek hayatta dürüstlükten uzak bir davranışa nasıl tepki veriyorsunuz?
C.C.: Dükkânı alır ellerinden! (Gülüyor)
G.B.: Okuyucular gerçek sanacak! Hayır, vereceğim tepki duruma, kişilere ve olaylara göre değişir. Kesin hükümler olmamalı bence hayatta. Yine de olay ya da kişi fark etmez, yalana tahammülüm yok.
C.C.: Biriyle aranızdaki ilişki çok farklıyken, aynı olayda başkasına verdiğiniz tepki çok farklı olabilir.

M.C.: Hiç gerginlik yaşanmıyor mu aranızda?
C.C.: Bir kere bile gerginlik yaşamadık. Hatta performansımızı yükseltmek adına birbirimize müdahale de ederiz biz. Daha iyisini yapabileceğimizi ikimiz de biliyoruz çünkü. Bu yüzden çok açığız bu tür müdahalelere. Aynı dili konuşuyor olmamız da aramızdaki enerjiyi daha da öteye taşıyor.
G.B.: Yaprak Dökümü’nde tanıştık. Dizi sona erdikten sonra başka projelerde yer aldığımız için bir süre görüşemedik. Sonra garip bir şekilde o enerjiyi yeniden yakaladık.

M.C.: Kısa sürede ikiniz de çok önemli projelerde başrol oynayarak başarılı bir kariyer grafiği çizdiniz. Lise yıllarında kurulan bir hayal miydi bu yoksa şansınız yaver mi gitti?
G.B.: Ben lisedeyken sosyal aktivitelerin içinde fazlasıyla yer alırdım. Dersle fazla işi olmayan, okul orkestrasında solistlik yapan, tiyatroda sahne alan, şiir dinletilerine katılan biriydim. Açıkçası derslerde sıkılıyordum ve sanatla ilgilenmek istiyordum. Kendimi hep sahnede hayal ettim. Okulda oyunlarda yer aldığım için sınıfta bırakıldım hatta. Yine de her şeye rağmen bu tip işler yapmayı kafaya koymuştum. Bu yüzden lise arkadaşlarım için şaşırtıcı bir noktada değilim şu anda, okuldayken bunun sinyalini vermiştim zaten.
C.C.: Benim de ortaokuldan başladı tiyatroya olan ilgim. Her ne kadar içe dönük biri olsam da aktif bir çocuktum. İşletme Bölümü’nden dokuz yılda mezun oldum ama tiyatro hep vardı hayatımda. Onunla büyüdüm… Profesyonel olarak ilk kez 17 yaşında sahneye çıktım. Oyuncu olacağımı biliyordum fakat popüler olup ünlenme hayallerindense gerçekten iyi bir oyuncu olmayı hedefledim.

M.C.: O dönem kim gibi olmayı hayal ediyordunuz? Kendinize örnek aldığınız oyuncular var mıydı?
G.B.: Benim yoktu.
C.C.: Başlarda Adana Şehir Tiyatrosu’ndaki oyunculardı rol modellerim. Ayrıca Münir Özkul, Sadri Alışık, Şevket Altuğ, Uğur Yücel, Şener Şen gibi Yeşilçam oyuncuları da örnek aldığım isimler arasında oldu her daim.

M.C.: Ödüller, önemli proje teklifleri… Bunlar oyuncunun kendine güven duyması için önemlidir hiç kuşkusuz. Yeteneğin yanı sıra sizin için de itici bir güç oldu mu
tüm bunlar?
C.C.: Oyunculuk hiçbir zaman tam anlamıyla çözülebilen bir meslek değil. Civan karakteri; Gökçe Yadigar’ın içsel yolculuğunu çok çalışıp özümsemeseydi kesinlikle başarılı olmayacağına inanıyorum. Oyunculuk biriktirdikleriniz ve içinizdeki duygu bütünlüğüyle ortaya çıkan bir performanstır. Her yeni rolde araştırmanız gereken pek çok yeni mevzu olur. Dolayısıyla 50 yaşında da keşfedeceğiniz yepyeni alanlar çıkabilir karşınıza. ‘Artık her rolü oynayabilirim’ gibi bir özgüvene hiçbir zaman sahip olmadım. Oynayacağım her rol beni zorlamalı çünkü.
G.B.: Yıllar geçtikçe, iş yaptıkça ve deneyim kazandıkça profesyonelliğin ne demek olduğunu daha iyi kavrıyorsunuz. Set disiplinini, karakter analizlerini oturtuyorsunuz bir kere ama amatörlük hiçbir zaman bitmiyor çünkü hep yeniden başlıyorsunuz. Benim de işin heyecanını yitirmemesi açısından oyunculuğun en sevdiğim yönü bu oldu. Evet, teknik olarak profesyonelleşiyorsunuz ama duygusal açıdan hep amatörsünüz.

M.C.: Yer alacağınız projelere kendiniz mi karar veriyorsunuz yoksa danıştığınız kişiler var mı?
G.B.: Menajerlere ve aile üyelerine akıl danışıyorum ama nihai kararı kendim veriyorum.
C.C.: Bir oyuncu önüne gelen senaryoyu ilk okuduğunda; ‘Ben bu rolü sevdim ya da sevmedim’ diyor zaten. Senaryonun dilinden altına imza atıp atmamak istediğinize, biraz da içgüdülerinizin sesini dinleyerek karar verebiliyorsunuz. Yine de bazen çok başarılı olacağını düşündüğünüz bir proje bir yerlerden yara alıp sona erebiliyor.

M.C.: Aramızda Kalsın hislerinize güvenerek içinde yer almak istediğiniz ve hayal ettiğiniz seyirde ilerleyen bir proje oldu kuşkusuz… Peki, kabul etmenizi neler sağladı?
C.C.: Sıcak ve samimi hikâyesi…
G.B.: Benim için öncelik farklı bir karakteri canlandıracak olmamdı. Yadigar’ın iki çocuk annesi Antepli bir kadın olması çok etkiledi beni.
C.C.: Benim için de geçerli bu. Hep birbirine benzer roller oynamıştım. Canlandırdığım karakterlerdeki ‘Anadolulu’ imajını kırmak ve çizgimin dışına çıkmak için tercih ettim.

Bir cevap yazın