1997’de doğan Baguette, neredeyse otuz yıl sonra yeniden düşünülüyor. Maria Grazia Chiuri, çantalara sadece bakmıyor; onları yeniden ele alıyor. Bu çantayı bugün yeniden üretmek, çoğaltmak, tek bir şeyi söylüyor: hazır modeller yok. Her kadın kendi modelini kendisi yaratır.
Çünkü moda yalnızca bir ürün değil. Bir mesaj. Bir arzu nesnesi olmanın ötesinde, yayılan bir fikir. Ve o fikir şu: kişilik, güzelliğin alternatifi değil—ta kendisi.
‘’İçinde notlar olan küçük kurabiyelerle dolu bir çantam var. Onları bir restorandan çalmıştım.’’ diyor Marilyn Monroe Truman Capote’ye (A Beautiful Child*). Güney Sokak iskelesindeler, Marilyn makyajsız, saçları şifon bir eşarpla sarılı. Kimse onu tanımıyor. Tamamen anonim bir şekilde martıları besliyor. Martıları beslemeyi çok seviyor, bu nedenle kurabiyeleri çaldı. Kusursuz bir anonimlik içinde vitrinlere bakıyor, hiç kendine ait bir evi olmamış olmasıyla ilgili söyleniyor ve bir gün sahip olacağı evi hayal ediyor: ‘’Bir düzine sarkaçlı saat alıp onları bir odaya yan yana dizeceğim ve hepsinin birlikte tik tak etmesini sağlayacağım.’’
O öğleden sonra New York sokaklarında sıradan bir kadın dolaşır. Nehir boyunca, kalabalığın arasında, Truman Capote Marilyn’i görür. Gerçek olanı. ‘’Bir gün biri sana benim nasıl biri olduğumu, Marilyn Monroe’nun gerçekte nasıl biri olduğunu sorarsa..ona ne cevap verirdin?’’ diye sorar bir noktada.
Cevap, belki de çantasında. Küçük kurabiyeler, saklı notlar. Kırılgan, çelişkili, özgür. Bir çanta, taşınan bir dünya.
Öyleyse varsayalım: her kadın, çantasında kendi kişiliğini taşır.
Işıltılı, sert, disiplinli, çılgın, gösterişli, kaotik, düzenli, abartılı, kaba, utanmaz.
Ve bu yüzden soru aynı kalır: biri sana gerçekte kim olduğunu sorsa—ne cevap verirdin?
*Bukalemunlar İçin Müzik