Henüz 27 yaşında olmasına rağmen şimdiye kadar birçok yapımda yer alan Damla Sönmez; bu kez Güllerin Savaşı dizisiyle dikkat çekiyor. Başrolü üstlendiği Deniz Seviyesi filmiyle de Altın koza ödülü’ne layık görülen oyuncu, başarısının yanı sıra sempatik ve içten tavrıyla da onu sevenler listesine her geçen gün yenilerini ekliyor. Damla’yı daha yakından tanımaya ne dersiniz?

 

Söyleşi: Gözde Eyibilir

Fotoğraflar: Fırat Koçak

Styling: Pınar Aytaş

damla-sonmez

 

Sizi ekranda ilk ne zaman ve hangi projeyle görmüştük? 
 2004 yılında Filiz Kaynak’ın çektiği Sahte Prenses dizisiyle ilk kez ekranda yer aldım. 
 Güllerin Savaşı dizisinde canlandırdığınız Gülru karakteriyle aranızda herhangi bir benzerlik var mı? Gülru inanılmaz hırslı bir kız ve başarılı olmak için çok çalışıyor. Siz de onun kadar hırslı mısınızdır? 
Benzer olduğumuz değil de, benzemediğimiz yerlerden çalıştım galiba daha çok Gülru’ya. Gülru sevdiği mesleği yapabilmek için çok çabalıyor ve müthiş hırslı bir karakter. Ben de çalışmayı seviyorum fakat onun kadar hırslı ve tutkulu olabilmem mümkün değil. Hırstan daha önemli şeyler var bence hayatta. Huzurluysan, mutluysan, keşkelerin yoksa senden iyisi yok. Hayattaki esas başarı bu bana göre. Ayrıca Gülru, Gülfem’e hastalık derecesinde hayran. Tutulmuş durumda ona. Çocukluğumdan beri tabii ki çok beğendiğim oyuncular, müzisyenler ya da ünlüler oldu ama onun Gülfem’e hayran olduğu gibi kimseye hayran olmadım. Birilerini bu kadar idealleştirmenin de çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu, kesinlikle insanı kendi olmaktan ve kendi yolunu bulmaktan alıkoyar diye düşünüyorum.
Güllerin Savaşı dizisi aslında bir yaz dizisi olarak başladı bildiğimiz kadarıyla. Bu kadar başarılı olmasının ardında yatan sebepler nedir? 
Bu işe ekip olarak çok severek başladık. Herkes kendi karakterine çok sahip çıktı. Bu da hikâyeyi inandırıcı kıldı sanıyorum. İşinizi severek yaptığınız zaman, bu karşı tarafa da yansıyor.
 Türk dizilerinde genellikle başroldeki kadın oyuncuya, diğer tüm oyuncular âşık olur. Aşkı bulmanın zor olduğu günümüzde bu durumun yalnızca dizilerde olabileceğini varsayarsak, diziler gerçeği yansıtmıyor diyebilir miyiz? 
Türk dizilerinin vazgeçilmezi aşk. Esas çatışmayı oradan yaratıyor senaristler ve yapımcılar. Keşke başka konuların da üzerine gidilse ama seyirci günlük yaşamın sıradanlığından televizyonun başında geçirdiği o iki saatle sıyrılmaya çalışıyor. Güllerin Savaşı’nda Gülru-Gülfem çekişmesi benim daha çok ilgimi çekiyor mesela. Esas meseleleri aşk değil aslında. Oradaki savaş, bir erkeği elde etmek üzerine kurulu bir savaş değil; bir kimlik savaşı. Gülru’nun ilerleyen bölümlerde Gülfem’den çalmaya çalışacağı kimliğin, varoluşun savaşı. Ömer bu savaşın bir kalesi. Bilinçsizce de olsa Gülru’nun Ömer’e çekilme nedenlerinden biri bu. Televizyonda bu aşk, entrika meseleleri çok ilgi çekiyor. Türk dizilerinde normal bir insanın altı yılda başına gelemeyecek trajedi altı bölümde geliyor bir karakterin başına. Bu oyuncu açısından da zorlayıcı aslında. Gerçeklikten biraz uzaklaşarak elinizden geldiğince inandırıcı kılmaya çalışıyorsunuz yaşananları.

Total
0
Shares

Bir cevap yazın