Aşk kadar karşı konulmaz gardıropların parolası bu kez Moskova’dan yükseliyor; Anna Karenina… Bu isim biz kadınlar için kaybetmeyi göze alamayacağımız bir hazine! Zira onda varlıklı bir zarafetin, görkemli bir tarzın izi kadar, tutkunun hüznü de var. Bizi bize Anna ile aktardığın için teşekkürler Leo Tolstoy… 

Anna-Karenina-2012-Stills-anna-karenina-by-joe-wright-32234632-940-627
Derler ki; ‘Her kadın biraz Anna Karenina’dır.’ Öyle ya; hayatımızın bir döneminde tüm dünyaya karşı koyma pahasına da olsa peşi sıra sürüklendiğimiz fakat ona karşı hissettiğimiz tutkunun bedelini de çok ağır ödediğimiz bir Vronsky’imiz mutlaka olmuştur. Tıpkı onun gibi… Anna sadece unvan olarak değil ruhen de soyludur, güzeldir, zekidir, zariftir… Gıpta ile bakılan muhteşem bir gardıroba, imrenilen bir sosyal statüye ve renkli bir hayata sahiptir. Ancak bu kalabalıklar içindeki yalnızlığını ve gerçek aşka duyduğu özlemi gidermeye yetmez… Ta ki onunla karşılaşıncaya kadar! Tutku, ihanet, varlık, yokluk, sadakat, kıskançlık, stil ve sosyal yalnızlık… Joe Wright’ın henüz vizyona girmeden büyük bir heyecan dalgası yaratan son uyarlaması Anna Karanina; Keira Knightley izdüşümünde bizlere stil ve aşkın buluştuğu bu dramatik hikâyeyi bir kez daha hatırlattı. Kendimizi duygusal açıdan özdeşleştirdiğimiz Karenina ise bu kez gardıroplarımızı, eğlence anlayışımızı, güzellik kavramına yaklaşımımızı, inceliklere, zengin ayrıntılara duyduğumuz iflah olmaz hayranlığı da ele geçirdi… Öyle ya; her kadın biraz Anna’dır…

Rus Bebekleri     

Hareket ettikçe ışığı olduğu gibi yansıtan paha biçilmez avize küpeler, efsaneleşecek kürk şapkalar, her biri el işçiliğinin doruk noktasına ulaşan işlemeli uzun etekler, desenli elbiselere eşlik eden yumuşacık manşonlar, omuzları yuvarlak ipek dantel gömlekler, Fabergé yumurtalarına öykünen taşlı clutch’lar, boyna zarif elmas pandantiflerle dolanan kalın Rus zincirleri… Hepsi varlıklı bir zarafeti işaret ediyor… Yüzümüz aşkın gelgitleriyle hafif bir solgunluk taşıyor olabilir. Varsın olsun… Kadınız; hepimiz biraz da Anna’yız… Balolar, görkemli ev davetleri, soğuk gecelerde sığınılan Rus restoranları, genzi yakıp içi ısıtan votka yudumları, ışıl ışıl dev kristal avizeler, sanat, el işçiliği, keman ve kahkaha sesleri, aile yadigarı olarak kabul edilecek ve nesilden nesle aktarılabilecek kadar değerli tasarımlar… Lüksü Rus bebekleri üzerinden bir kez daha sorgulayan moda dünyasının devleri şöyle dursun; Olga Vilshenko ve Alexander Terekhov gibi yeni tasarımcılara da ‘merhaba’ diyoruz. Dasha Zhukoa; Kova&T markasıyla Rus fashinista’larının pirine dönüşüyor. Modern retro sokak tarzıyla hayranlığımızı kazanan model Elena Perminova (Milyarder Alexander Lebedev ile evlendi) Marni for H&M aksesuarlarıyla etnik Rus desenlerini büyük bir ustalıkla bir araya getiriyor. Eski moda editörleri yeni it girl ve tasarımcılar Miroslova Duma ile Ulyana Sergeenko ise son günlerin en çok konuşulan isimleri olmakla kalmıyor, Instagram fotoğrafları dahi sosyal medyayı kasıp kavuruyor. Peki, ya en hip mekanlar? Kesinlikle yeni bir Rus Devrimi yaşatacak türden… Mari Vanna restoranı duymayan kalmasın. Kelimenin tam anlamıyla bir rüya âlemi… Her şeyden önce anneannelerimizin evini andırıyor. Duvarlarda irili ufaklı eski fotoğraflar, büyük kristal avizeler, tel dolaplar, dantelli raflarda reçel kavanozları, goblen yastıklar, gümüş çatal bıçaklar, nefes kesen çiçekli porselen takımlar, yeni kolalanmış bembeyaz masa örtüleri, kadife iskemleler, Matruşkalar… Mari Vanna; önce Moskova ve New York’taki iki şubesiyle bu hat üzerinde gidip gelen varlıklı fakat aynı zamanda da ince bir zevki olan çevrenin gizli kaçış noktasıydı. Bu kez Londra’da da kapılarını açtı. Açış o açış! Bir anda şehrin en hip noktasına dönüştü. Kristal avizelerin ışıltısı altında tokuşturulan premium votka kadehleri, müthiş leziz bir mönü ve on numara bir ambiyans… Londra demişken! Gideni Rus sanatının görkemiyle buluşturan Calvert 22 galeriyi de unutmamak gerek…

Onun İzinde

Louis Vuitton, Balmain ve Valentino’daki Fabergé desenleri gözünüzden kaçmış olamaz… O desenler ki son yıllarda moda dünyasına hâkim olan Rus kadınlarının bir yansıması gibi… Louis Vuitton da 1920’lerin Rus kadınlarını podyuma taşıdı. Kalın, desenli uzun etekler, mücevherli düğmeler, işlemeli brokarlar, kürkün sıcaklığıyla çevrelenen incecik ipek tuvaletler ve ultra lüks kürkler ile ihtişamı yeniden sorguladı. Pe, ya Balmain? Rus etkisi yine oradaydı. Ceketler, elbiseler, gömlekler, hatta jean’lerini dahi Fabergé yumurtalarından desenler ile harmanladı. Bizi şaşırtanlar arasında MaxMara da var! Artık klasikleşen ve büyük bir hayran kitlesi bulunan kaşmir paltoları sezona damgasını vuran Rus ruhundan izler taşıyor. Özellikle kürklü yaka kesimleriyle… Temperley London kürk şapkalarıyla konuşulurken, Hermès  Cossack’tan ilham alınan pantolonları ile göz dolduruyor. Valentino’da ise Matruşka bebeklerin elbiselerini bulmak çok kolay… Amerikalı galeri sahibi ve Oleg Baibakov’un kızı olan Maria Baibakova; “Céline’in büyük ceketlerini gördüğüm anda Rusya’nın savaş zamanını düşündüm” diyor. Chanel ise kamelya motifli elmas kolyesiyle Anne Karenina’nın yeni versiyonuna ayrıntında müthiş bir zenginlik katıyor. Bize düşen mi? Önce romanı bir kez daha okumak ve filmi mutlaka izlemek olmalı… Biz yaptık bile… Hatta Anna’nın büyük aşkı Vronsky’e söylediği şu cümle oturdu içimize; “Saygı aşkın yokluğunu kapamak üzere uydurulmuştur. Benden sadece saygı istiyorsun, demek ki aşk bitti.”

Total
0
Shares

Bir cevap yazın