Ona Şili’de hiking yaparken, Los Angeles’ta çırılçıplak yüzerken ya da bir pazar günü Karl Lagerfeld ile Paris’in ara sokaklarında sohbet ederken rastlayabilirsiniz. DIane Kruger; Woody Allen filmlerini aratmayacak bir hayat sürüyor. Ünlü yıldız bizim için danteller, tüller ve organze eşliğinde 60’ların zarafetini yansıtmakla kalmadı; Joshua Jackson ile ilişkisini, Kaiser ile yakın dostluğunu ve zorlu geçen gençlik yıllarını da anlattı.

DIANE KRUGER

Diane Kruger çoğu zaman Los Angeles’ın merkezinden hayli uzakta, neredeyse çölün ortasında yer alan evindense Paris’in göbeğindeki küçük dairesinde kalmayı tercih ediyor. Üstelik burada Woody Allen filmlerini aratmayacak bir hayat sürüyor. Evet; Paris’te gerçeküstü bir hayatı var ve sıradan bir gününü ise şöyle anlatıyor; “Eşofmanımla mahalle kasabına uğramayı çok seviyorum. Bazen eve dönerken altın rengi bir Hummer yolumu kesiyor. Sonra otomobilin penceresi yavaşça aralanıyor ve Karl Lagerfeld’i görüyorum. ‘Selam Diane! Akşam yemekte ne var? Sana gelebilir miyim?’ diye soruyor… Rüya gibi, değil mi? Buna bayılıyorum!”

Chanel’in efsanevi Kreatif Direktörü Karl Lagerfeld; Diane Kruger’ı 15 yaşından beri tanıyor. Ancak şu sıralar Kaiser ile aralarında çok daha yakın bir bağ kurulmuş; “Karl alt katıma taşındı, artık komşum da aynı zamanda” diyor heyecanla. Chanel Kozmetik Serisi’nin yüzü olan Diane Kruger’a bu işbirliğini hakkında neler hissettiğini soruyorum. Kampanya yüzü olmak onu heyecanlandırsa da bunu gözünde fazla büyütmediğini söylüyor. Hollywood’tayız… Şezlonguna uzanmış gün batımını izlerken; Chanel’in kendisi için global bir marka olmaktan çok aileyi çağrıştırdığından bahsediyor ve devam ediyor. “Chanel için modellik yapmaya 15 yaşında başladım. Çalışanların, hatta emekli olanların isimlerini dahi ezbere bilirim. Oyunculuğa adım attığımda bana kırmızı halı için ilk tasarımları gönderen de yine Chanel’di. Bu sektörde ‘sadakat’ çok ender rastlanan bir değerdir. İşte bu nedenle sizi her daim destekleyen bir markanın varlığı çok önemlidir.” Bugün 36 yaşında olan Kruger, beni şaşırtan bir enerjiyle karşımda… Hızlı hızlı konuşuyor ve düşüncelerini lafı dolandırmadan aktarıyor. Artık ne istediği çok iyi bilen, zaman kaybetmek istemeyen ve 30’lu yaşların olgunluğuna çoktan ulaşmış bir kadın! Modanın da Hollywood gibi egolar ve anlık zevklerle bezeli olduğunu söylediğimde hiç düşünmeden şu cevabı veriyor bana; “Doğru olabilir ama nasıl baktığınıza da bağlı. Modayı ya da Hollywood’u istediğiniz kadar küçümseyebilirsiniz ama bu onların hayal kurduran, bir tür yaratıcı işler platformu olduğu gerçeğini değiştirmez… Evet; zeki değilseniz ve budalalarla zaman kaybediyorsanız Los Angeles son derece içi boş bir yer olacaktır sizin için!” Coca Cola’sından bir yudum alıyor ve hayat hikâyesini anlatmaya devam ediyor; “Nereden geldiğimi bir bilseniz… Oyunculukta karar kılmak ve ilerlemek, Paris’e taşınmak, şöhretli insanlarla sadece arkadaş değil, dost da olabilmek ya da burada oturup size röportaj vermek… Tüm bunlar gerçekleşmesi imkânsız birer hayaldi benim için. Yaşadıklarım dahi sıra dışı!” Kruger’ın gerçekten de peri masallarını anımsatan bir hikâyesi var. Almanya’da 2000 nüfuslu küçük bir köy olan Algermissen’de doğuyor ve ergenlik çağına geldiğinde her an kaçıp gitme arzusuyla yanıp tutuşan bir genç kıza dönüşüyor. Bir süre sonra da bunu gerçekleştirmekle kalmıyor, modelliğe başlayarak New York, Paris, Los Angeles arasında mekik dokuyor. Derken billboard’larda boy göstermeye başlıyor. Almanya’da geçirdiği çocukluk yıllarının beraberinde birçok zorluğu da getirdiğinden söz ediyor. Kendi tabiriyle evlerinde ‘huzur bulmak’ neredeyse imkânsızmış çünkü… Aslında evinden ilk ayrılışı genç kızlık döneminde gerçekleşmemiş… Annesinin alkolik eşinden kurtulmak için onu ve kardeşini yanına alarak ardına bakmadan kaçtığını da sözlerine ekliyor. O dönem yaşadığı çalkantılı hayatın izlerini yok edebilmek için baleye yönelmiş Kruger. Dans hayatına profesyonel olarak devam etmenin hayalini kurmuş hep. Dizindeki sakatlanma, hırsına gölge düşürse de bu olaydan önemli bir ders çıkarmış; “Eğer kendinizi müzikle ya da sanatla ifade edebilmenin iyi kötü bir yolunu bulabilirseniz, karşılığında ödüllendirilirsiniz… İşte hayatım boyunca tutunmaya çalıştığım da bu oldu.”
O dönem birlikte olduğu erkek arkadaşının Elite Ajans’a fotoğraflarını göndermesiyle bir anda moda dünyasının kapıları aralanmış önünde. “Fotojenik olduğumu biliyorum ama bugün tanınmamış, sıradan biri olsaydım bana bakarak modellik yapabileceğime ihtimal dahi vermezdiniz. Annem de öyle düşünüyordu ve muhasebeci olmamı istiyordu. Ailemde sanatla ilgilenen hiç kimse de yoktu” diyor Diane Kruger. Ona finans dünyasının çok büyük bir cevher kaçırdığını söylediğimde ise gülüyor ve şöyle devam ediyor; “Hayır; hiç de büyük bir kayıp değil, matematiğim çok kötüdür çünkü!”
15 yaşında bir genç kız için yeni, ışıltılı bir dünyaya adım atmak tahmin edersiniz ki çok heyecan verici olmuş. Elite Ajans onu Hamburg’a göndermeden önce Paris’te bir deneme çekimine katılmasını istemiş. Paris’i gördüğü anda da âşık olmuş ve hayatını burada geçirmek istediğine karar vermiş. Zaten ilk iş teklifini de bu yolculuk sırasında almış ve bir parfüm kampanyası için poz vermiş. Acemilik pelerinini üzerinden atınca da teklifler ardı ardına gelmiş. Ancak işi ve okulu arasında da bir tercih yapması gerekiyormuş… “Anneme Paris’te kalmamız için yalvardım. En sonunda; ‘Eğer hakkında tek bir kötü söz duyarsam hemen eve döneriz’ diye şart koştu ve sadece bir yıl için izin verdi” diyor. Bu süre içinde de gerçekten örnek bir hayat sürmüş. Babasının alkolik olması onda ters bir etki yaratmış ve 21 yaşına kadar ağzına içki sürmemiş. “Paris’te yaşamayı daha bağımsız bir hayat sürmek için istiyordum, karakterim öyleydi. Dışarı çıkıp sabaha kadar dans ederdim. Genç modellerin davet edildiği malikânelerde yapılan uçuk kaçık partileri hayal edin! Gerçekten çılgın bir ortam vardı ama ertesi günChanel’in efsanevi Kreatif Direktörü Karl Lagerfeld; Diane Kruger’ı 15 yaşından beri tanıyor. Ancak şu sıralar Kaiser ile aralarında çok daha yakın bir bağ kurulmuş; “Karl alt katıma taşındı, artık komşum da aynı zamanda” diyor heyecanla. Chanel Kozmetik Serisi’nin yüzü olan Diane Kruger’a bu işbirliğini hakkında neler hissettiğini soruyorum. Kampanya yüzü olmak onu heyecanlandırsa da bunu gözünde fazla büyütmediğini söylüyor. Hollywood’tayız… Şezlonguna uzanmış gün batımını izlerken; Chanel’in kendisi için global bir marka olmaktan çok aileyi çağrıştırdığından bahsediyor ve devam ediyor. “Chanel için modellik yapmaya 15 yaşında başladım. Çalışanların, hatta emekli olanların isimlerini dahi ezbere bilirim. Oyunculuğa adım attığımda bana kırmızı halı için ilk tasarımları gönderen de yine Chanel’di. Bu sektörde ‘sadakat’ çok ender rastlanan bir değerdir. İşte bu nedenle sizi her daim destekleyen bir markanın varlığı çok önemlidir.” Bugün 36 yaşında olan Kruger, beni şaşırtan bir enerjiyle karşımda… Hızlı hızlı konuşuyor ve düşüncelerini lafı dolandırmadan aktarıyor. Artık ne istediği çok iyi bilen, zaman kaybetmek istemeyen ve 30’lu yaşların olgunluğuna çoktan ulaşmış bir kadın! Modanın da Hollywood gibi egolar ve anlık zevklerle bezeli olduğunu söylediğimde hiç düşünmeden şu cevabı veriyor bana; “Doğru olabilir ama nasıl baktığınıza da bağlı. Modayı ya da Hollywood’u istediğiniz kadar küçümseyebilirsiniz ama bu onların hayal kurduran, bir tür yaratıcı işler platformu olduğu gerçeğini değiştirmez… Evet; zeki değilseniz ve budalalarla zaman kaybediyorsanız Los Angeles son derece içi boş bir yer olacaktır sizin için!” Coca Cola’sından bir yudum alıyor ve hayat hikâyesini anlatmaya devam ediyor; “Nereden geldiğimi bir bilseniz… Oyunculukta karar kılmak ve ilerlemek, Paris’e taşınmak, şöhretli insanlarla sadece arkadaş değil, dost da olabilmek ya da burada oturup size röportaj vermek… Tüm bunlar gerçekleşmesi imkânsız birer hayaldi benim için. Yaşadıklarım dahi sıra dışı!” Kruger’ın gerçekten de peri masallarını anımsatan bir hikâyesi var. Almanya’da 2000 nüfuslu küçük bir köy olan Algermissen’de doğuyor ve ergenlik çağına geldiğinde her an kaçıp gitme arzusuyla yanıp tutuşan bir genç kıza dönüşüyor. Bir süre sonra da bunu gerçekleştirmekle kalmıyor, modelliğe başlayarak New York, Paris, Los Angeles arasında mekik dokuyor. Derken billboard’larda boy göstermeye başlıyor. Almanya’da geçirdiği çocukluk yıllarının beraberinde birçok zorluğu da getirdiğinden söz ediyor. Kendi tabiriyle evlerinde ‘huzur bulmak’ neredeyse imkânsızmış çünkü… Aslında evinden ilk ayrılışı genç kızlık döneminde gerçekleşmemiş… Annesinin alkolik eşinden kurtulmak için onu ve kardeşini yanına alarak ardına bakmadan kaçtığını da sözlerine ekliyor. O dönem yaşadığı çalkantılı hayatın izlerini yok edebilmek için baleye yönelmiş Kruger. Dans hayatına profesyonel olarak devam etmenin hayalini kurmuş hep. Dizindeki sakatlanma, hırsına gölge düşürse de bu olaydan önemli bir ders çıkarmış; “Eğer kendinizi müzikle ya da sanatla ifade edebilmenin iyi kötü bir yolunu bulabilirseniz, karşılığında ödüllendirilirsiniz… İşte hayatım boyunca tutunmaya çalıştığım da bu oldu.”

DIANE KRUGER

O dönem birlikte olduğu erkek arkadaşının Elite Ajans’a fotoğraflarını göndermesiyle bir anda moda dünyasının kapıları aralanmış önünde. “Fotojenik olduğumu biliyorum ama bugün tanınmamış, sıradan biri olsaydım bana bakarak modellik yapabileceğime ihtimal dahi vermezdiniz. Annem de öyle düşünüyordu ve muhasebeci olmamı istiyordu. Ailemde sanatla ilgilenen hiç kimse de yoktu” diyor Diane Kruger. Ona finans dünyasının çok büyük bir cevher kaçırdığını söylediğimde ise gülüyor ve şöyle devam ediyor; “Hayır; hiç de büyük bir kayıp değil, matematiğim çok kötüdür çünkü!”

15 yaşında bir genç kız için yeni, ışıltılı bir dünyaya adım atmak tahmin edersiniz ki çok heyecan verici olmuş. Elite Ajans onu Hamburg’a göndermeden önce Paris’te bir deneme çekimine katılmasını istemiş. Paris’i gördüğü anda da âşık olmuş ve hayatını burada geçirmek istediğine karar vermiş. Zaten ilk iş teklifini de bu yolculuk sırasında almış ve bir parfüm kampanyası için poz vermiş. Acemilik pelerinini üzerinden atınca da teklifler ardı ardına gelmiş. Ancak işi ve okulu arasında da bir tercih yapması gerekiyormuş… “Anneme Paris’te kalmamız için yalvardım. En sonunda; ‘Eğer hakkında tek bir kötü söz duyarsam hemen eve döneriz’ diye şart koştu ve sadece bir yıl için izin verdi” diyor. Bu süre içinde de gerçekten örnek bir hayat sürmüş. Babasının alkolik olması onda ters bir etki yaratmış ve 21 yaşına kadar ağzına içki sürmemiş. “Paris’te yaşamayı daha bağımsız bir hayat sürmek için istiyordum, karakterim öyleydi. Dışarı çıkıp sabaha kadar dans ederdim. Genç modellerin davet edildiği malikânelerde yapılan uçuk kaçık partileri hayal edin! Gerçekten çılgın bir ortam vardı ama ertesi gün çalışacağımı bildiğim için hiç alkol almazdım” sözleri de genç yaşta bile ne kadar iradeli olduğunu kanıtlıyor.

Modellik yaptığı dönemde Diane Kruger için her şey ışık hızıyla ilerlemiş. Hatta New York ve Paris’te iki ayrı ev kiralayabilecek kadar iyi kazanmaya başlamış. 90’lı yılların başında paranın su gibi aktığı bir hayat sürdüğünü de itiraf ediyor ve şöyle devam ediyor; “Tüm bunlara doymak için önce sahip olmalısınız. Moda dünyasında hiç kimse iyi bir model aramıyor, iyi bir elbise askısı arıyor. Bir noktadan sonra bunun beni sınırladığını hissettim. Gerçek bir kadın olmaya da işte böyle karar verdim!” 1998 yılında modelliğe veda ediyor ve kendini ait hissettiği şehir Paris’e taşınarak burada Cours Florent Akademisi’nde oyunculuk eğitimi görmeye başlıyor. 2004 yılında beyazperdeye uyarlanan ve İlyada destanını konu alan Truva filmi ise kariyerinin dönüm noktası oluyor! Bundan on yıl önce Fransız oyuncu ve yönetmen Guillaume Canet ile evlenen Kruger, geçmişe dönüp baktığında son derece hırslı ve kıskanç olduğunu kabul ediyor. İngilizce ve Fransızcayı ana dili gibi konuşması; Büyük Hazine, Soysuzlar Çetesi gibi filmlerde Hollywood’un yıldız isimlerinin de rol aldığı önemli projelerde boy göstermesini sağlıyor. Öte yandan küçük bütçeli bağımsız Fransız filmlerinde de rol alıyor. Bir zamanlar en gözde çiftler arasında gösterilen Guillaume Canet ve Diane Kruger; 2006 yılında yollarını ayırıyor. Ancak çok geçmeden Dawson’s Creek ve Fringe gibi dizilerden tanıdığımız Joshua Jackson ile birlikte bu kez ‘en cool çift’ tipolojisinin altına imza atıyorlar. Başarısızlığa uğrayan evliliğini sorduğumda ise tüm içtenliğiyle şunları söylüyor; “Her ilişki zordur. Ne iş yaptığınızın, ünlü, zengin ya da yoksul olduğunuzun hiçbir önemi yoktur. İlişkiler tamamen bağlılık ve sadakatle ölçülebilir… Çiftlerin birbirine zaman ayırması de çok önemli. Biriyle birlikte olmadan önce kendime hep şu soruyu sorarım; ‘Önceliği ona vermeye hazır mıyım?’ Bu çok hassas ve önemli bir sorudur!” Joshua Jackson ile tanıştığında da bu soruyu sormuş… İlişkisinin gücünü de bu sorunun cevabından aldığını söylüyor ve gülümseyerek şöyle devam ediyor; “Artık hiçbir rol özel hayatımdan daha önemli ya da öncelikli değil. Benimle aynı düşünceyi paylaşan biriyle birlikte olduğum için de çok şanslıyım. Ayrıca terapiye gitmenin de ilişkimizi sağlamlaştırdığını söylemeliyim.” Dramatik bir yaşam öyküsü olan Kruger ile yaptığımız söyleşide psikolojik tedaviden bahsetmemek elbette imkânsızdı. Zira babasıyla olan ilişkisinin –baba figürünün eksikliğinin- hayatındaki etkisi çok büyük olmuş. Onu 16 yaşından beri görmediğini itiraf ediyor. Evet; Truva filminin çekimleri sırasında Alman basınına bebeklik fotoğraflarını satmaya çalışan babasıyla yeniden bir araya gelmesi de ne yazık ki artık mümkün görünmüyor. Geçtiğimiz yıllarda verdiği bir röportajda onunla neden görüşmeyeceğini şu sözlerle dile getirmişti Kruger; “Akıl sağlığını gün geçtikçe kaybediyor. İlişkimizi yeniden düzeltmek için artık hiçbir şansımız kalmadı.”

DIANE KRUGER

Ona terapist gibi yaklaşmaktan çekinsem de, babasıyla ilişkisinin hayatına giren erkeklere karşı tutumunda herhangi bir olumsuz etki yapıp yapmadığını sormadan da duramıyorum. Gülümseyerek şöyle cevaplıyor; “Şüphesiz hayatıma giren birçok erkeği içimdeki baba sevgisi eksikliği yüzünden cezalandırdım. Hatta benden yaşça büyük erkeklerle birlikte olmamın en önemli nedenlerinden biri de buydu. İster istemez su yüzüne çıkıyordu ama dramatize de etmiyordum. Erkekleri seviyorum ve kendime ait bir aile kurma fikri hoşuma gitmeye başladı yıllar içinde. Geçmişimle barıştığım için babama da kızgın değilim artık…”

İş hayatına adım attığı günden bu yana sayısız tecrübe yaşasa bir yanını hâlâ çok saf buluyor. Hayatın zorluklarla dolu olduğunun da bilincinde. Kelimeleri itina ile seçerek; “İtiraf etmem gerekirse geçmişte çok yetenekli ve zeki olduğumu düşünüyordum. Üç dil bildiğim, dünyanın dört bir yanını gezip gördüğüm, sahne eğitimi aldığım için kendimi birçok kişiden daha ileride görüyordum. Oysa 30 yaşıma geldiğimde bir baktım ki aslında hiçbir şey bilmiyormuşum” diyor. Bu yüzden de artık kendini içsel olarak geliştirmenin peşine düşmüş; “Ölümcül hastalıklara çare bulmak için çalışanlar kadar önemli bir iş yapmıyorum ama hayatını şansa ya da koşullara bırakan insanlardan biri olmak da istemiyorum. İşimi sevsem de; kendimi canlandırdığım rollerle değil yaşam biçimimle ifade etmek istiyorum. Yeteneğimi salt oyunculuğa indirgemek istemiyorum. Bu yüzden günün birinde her şeyi bırakıp evde çocuk da bakabilirim, ani bir kararla Şili’ye de yerleşebilirim.” Geçtiğimiz yıl Joshua Jackson ile gittiği Şili’den bahsederken gözleri parlıyor Kruger’ın. Zira çift Arjantin ve Şili tatilini lüks bir butik otelde keyif yaparak değil, önceden belirlenen parkurlarda profesyonel bir ekiple hiking yaparak geçirmişti.

Fit vücudunun sırrını sorduğumdaysa elbette klişe bir cevap vermiyor. Zira sağlıklı beslenme programlarının kölesi olmak yerine formunu geceleri dışarı çıkıp dans ederek koruyor; “Gece kulüplerine bayılıyorum. Özellikle New York’takilere… Uyuşturucu kullanmadığım için tekno kulüpler bana göre değil” diyor. Los Angeles’ta çölün ortasında Joshua Jackson ile yaşadığı ev şehrin karmaşasından uzak ve geceleri uzaktaki ışıklar yıldızlar gibi yanıp sönüyor. “Cool bir evimiz var, hiçliğin ortasında gibi… Dağın tepesinde, kimsenin olmadığı ıssız bir yerde” diyor gülümseyerek.

Geçtiğimiz günlerde bahsi geçen bu cennet evde Joshua Jackson ile havuzda çıplak yüzdüklerine dair haberler magazin sayfalarını uzun süre meşgul etmişti. Sohbetin sonunda ona dedikodular hakkında ne düşündüğünü soruyorum… Tüm içtenliğiyle şöyle cevaplıyor; “Kendinizi havanın 80 derece olduğu çöl sıcağının ortasında hayal edin… Doğanın tam ortasındasınız…(Gülüyor) Siz olsanız çıplak yüzmez miydiniz?”

Total
0
Shares

Bir cevap yazın