Sonbahar… Rüzgârla uçuşan yapraklar, dolup taşan irili ufaklı cafe’ler, bambaşka bir renge bürünen şehir manzaraları…  Kasım ayı işte bizi böyle büyülü bir yolculuğa çıkardı ve altı farklı isimle sonbahar hikâyelerini tamamlayan, onlara ait yerlerde buluştuk.

Innes Welbourne – Kreatif Direktör / 40 yaşında


Sirkeci Tren İstasyonu sizin için neden ‘İstanbul’da kasım’ demek?

Benim İstanbul’daki günlerimi dolu dolu geçirdiğim ilk ay kasımdı. Hayatım boyunca bu şehre dair ilk izlenimlerimin, trenden şehrin ortasına, üstelik de yılın bu zamanında akmasını hayal ettim. İstanbul bana göre dramatik bir ruha sahipti. O yüzden şehre havaalanından varmak neredeyse utanç kaynağına dönüşmüştü benim için.

Kasım ayı ülkeniz Kanada ve İstanbul’da ne denli farklı yaşanıyor? Yılın bu ayında İstanbul’da olmayı seviyor musunuz?
Çok farklılar! Benim büyüdüğüm yerde şu aralar kar yağmaya başlar ve gelecek yılın nisan ya da mayıs ayının ortasına kadar da durmaz. Eylülün ortasından aralık ayına kadar geçen süre, İstanbul için yılın en sevdiğim zamanı. Günler halen sıcak ve geceleri dışarıda oturmaktan alıkonmuyorsunuz. Kışa hafif bir geçiş oluyor.

İstanbul’u üç kelimeyle anlatacak olsanız…
Delicesine güzel ya da deli güzel bir kadın. Hangisi daha doğru emin değilim.

Sonbahar size neleri çağrıştırıyor?
Hırsları, hasat zamanını, kırmızı şarabın tadını, yanan odun kokusunu, açıkta yakılan büyük ateşleri, kolayca ufalanan yaprakları, eğimli ışıkları, hazırlıkları, acı tatlı gidişleri.

myphilosofia.com sitenizde yer alan yazılara, özellikle kasımda İstanbul’da olmanın hissettirdiklerini de dâhil edecek olsanız, nelerden söz ederdiniz?
Burada geçirdiğim yedi yıldan sonra bile halen Türk kültürünün yemek pişirme ya da mutfak ile ilgili yöntemlerine büyük bir ilgi duyuyorum. Sofra burada da insanları birbirine bağlayan bir olgu. Ben de deneyim olarak bunun bir parçası olmayı çok seviyorum, özellikle bu mevsimde çok farklı yemek çeşitlerinin olduğu düşünülürse.

İstanbul’a dair yapmayı en çok arzu ettiğiniz fakat henüz gerçekleştiremediğiniz…
Bu şehrin her zaman sinematografik olduğunu düşündüm. Birg ün İstanbul’da geçen bir senaryo yazmayı ya da bir film çekmeyi çok isterdim.

Sonbaharda İstanbul’da keyifli bir gününüz nasıl geçer?
Bir değil, bir sürü keyifli günüm var. Bir pazar günü Büyükada’ya doğru gittiğimizi hatırlıyorum. Turistler gitmişti ve hava sayesinde halen dışarda oturabiliyorduk. Eşim ve arkadaşlarımla keyifli bir akşamüstünün ve gecenin doya doya tadını çıkarmıştık.

Fotoğrafçılık da sizin için ayrı bir tutku… Eğer İstanbul’u tek bir fotoğraf karesi ile yansıtacak olsaydınız, neresi olurdu ya da bu fotoğrafın içinde neler yer alırdı?
Zor bir soru! Belki klişe olacak ama bir şekilde Boğaz’da bir noktada çekerdim. O olmadan, İstanbul ‘İstanbul’ olmazdı. Boğaz İstanbul’un sesidir. Eğer ona saygı göstermezseniz boğulursunuz ya da en azından geminizi kaybedersiniz.

Çocukluğunuzun sonbaharından yadigâr en güçlü anınız hangisi?
Kısa hikâyeler ve duygular silsilesinden oluşan birçok anım var ama ilk aklıma düşenler; ayaklarımın altında çatırdayan ince dallar, yaprak kenarlarının döşemelerde bıraktığı sıyrıklar. Fırtınalı rüzgârlar, düşen yapraklar, yakılan odunla çıkan duman ve çıtırtılar. Titrek ve solgun ışıklar. Kaşındıran yün trikolar… 

Kaçış noktanız neresi?
Ben her zaman yeni bir kaçış noktası bulurum. Kameramı elime alıp, yeni bir sokağa doğru yönelebilirim ve orada ne gibi yerler açılmış keşfetmeye çalışırım. Zaten henüz keşfedemediğim o kadar çok yer var ki. Saklı bahçeler, gizli pasajlar, duvarları dökülen hanlar… Yine de favori ve en güvenli kaçış noktam Karaköy – Kadıköy vapuru. Gün içinde istediğim herhangi bir saatte binip, akşam yemeğinden önce de eve dönebileceğim bir güzergâh.

 

Merzuka Dubrule – Dekoratör


Kapalıçarşı sizin için neden ‘İstanbul’da kasım’ demek?

Kasım ayı benim için renklerin solduğu, kışın başlangıcının hissedildiği bir ay. Erken günbatımları, yağmur; derken hüzün… Bu yüzden Kapalıçarşı’nın rengârenk, ışıklı ve neşeli ritmi  büyüleyici geliyor bana.

İstanbul’u üç kelimeyle anlatacak olsanız…
Mağrur, gizemli ve kaotik…

Sonbahar size neleri çağrıştırıyor?
Dönüşü çağrıştırıyor. Bir yandan yeni projeler, esen sert rüzgârlar, uzun yağmurlu günler, açılışlar, davetler, canlanan sosyal hayat, diğer yandan da içe dönüş, uzun gecelerde şömine keyfi, kırmızı şarap ve kitaplar…

Sonbahar için İstanbul’u dekore edecek olsanız hangi noktadan başlardınız, hangi renkler ağırlıklı olurdu?
Önce Haliç’ten başlar, sonra yola Pera’da devam ederdim. Lacivert, bordo, nefti yeşillerin, antrasitin hâkim olduğu bir renk paleti oluştururdum. 

Uzaktayken İstanbul’a dair en çok neyi özlüyorsunuz?
Kadıköy İskelesi’nde oturup güneşin batışını izlemeyi, akşamüstü dönüş telaşını ve vapurları.

İstanbul kocaman bir antikacı olsaydı ve bir müzayedeye katılsaydı, en değerli parçası ne olurdu?
Zor bir soru! Sanırım Ayasofya olurdu.

Kaçış noktanız neresi?
Kışın Kilyos’ta yürüyüş yapmayı çok seviyorum.

Total
0
Shares

Bir cevap yazın