Bu sorunun cevabının; kişinin karakter özellikleriyle, uyumla ya da yaş dilimiyle herhangi bir ilgisi yok! Çağın ruhu, eğitim, medya, reklamlar, sinema… Seks ile mutluluk arasındaki bağı kuran temelde bunlar aslında… Seksin kimi zaman mesafeli duruşuna kimi zaman da ateşli yanına tanıklık eden, yakın geçmişimizin panoramasına bakmamız dahi yeterli…

Zaman zaman geçmişe dönüp bakmak gerek! Gördüğümüz fotoğraflar mutluluk ile sonsuz hazzı ilişkilendirenlerin sadece cinsel özgürlüğünü ilan eden kadınlara özgü olduğunu işaret ediyor. Sekse korkuyla yaklaşanlar, sadece eşini, sevgilisini tatmin etmeye çabalayanlar ise bu tabloda yok… La Révolution du Plaisir Féminin, Séxualité et Orgasme (Kadınlarda Seksin ve Orgazmın Haz Devrimi) adlı kitabın yazarı Elisa Brune; “Seks zorlayıcı ahlak sistemi içinde var olduğu sürece hiçbir zaman hazdan söz edemeyiz” sözleriyle bu tezimizi doğruluyor. Biz kadınlar haz almaya arzularımızın sesini dinlediğimiz anda başladık. O gün bugündür de hep daha iyisini istedik. 50’li yıllardan günümüze, her dönemin nev-i şahsına münhasır bir ‘seks-mutluluk eğrisi’ var. Cinselliğin yükselen, alçalan, bazen de durağanlaşan erotik seyrinin izini sürüyoruz şimdi…

50’li yıllar: HAYIR!

1

Cinsel ihtiyaçlarını bastıran kadınlar için 50’li yıllarda seks bir tabudan ibaretti. Evlenmeden hamile kalmanın yasak olduğu yıllar… Aynı zamanda 16. yüzyılda frengiyle mücadele etmek için üretilen prezervatif kullanmanın da… Zira prezervatif özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde toplum ahlakını bozan lanetli bir obje olarak görülüyordu! Kısacası evlenmeden önce seks yapan kadın makbul değildi. Boğucu ve pek tabii tutucu bu atmosferde, kadınları mutlu eden oluğu da hiç kuşkusuz seks değildi. 50’lerde cinselliğin günahla eşdeğer görülmesi şu an bize hiç de şaşırtıcı gelmiyor bu yüzden. Kadın evi çekip çevirerek, çocuklarıyla ilgilenerek mutlu olmaya çalışıyordu. Elisa Brune; bu dönemde yaşayan kadınlarla konuştuğunda özetle hep şunları duymuş; ‘Kendi içimizde bir denge kurardık ve cinsellik dışında her ne varsa tatmin olmaya bakardık.’ Ancak o yıllarda evliliğe dair sözde mutluluk denizinde tatminsizlik de kol geziyor, bastırılmış arzular bedeni için için yiyip bitiriyor, dolayısıyla da bilinçsizlik hüküm sürüyordu. Ancak dönemin muhafazakâr bakış açısı beyazperdenin müstehcen filmleriyle yavaş yavaş sarsılmaya başlayacaktı…

Total
0
Shares

Bir cevap yazın