Günü geldi zincirlerini gevşettiler, yüksek gelirli işlerinden istifa ettiler, bir karavan aldılar ve maceraya atıldılar. Amerika’nın yeni nesil maceracı kadınları kendilerini yola vurarak; yaşamın hazzını ve kendilerini keşfediyorlar.
“Posta kutumuzu dolduran, onlarca ilan… Benim işim tam da buydu; müşterilerime bu tür bir tanıtım kampanyası önermek ve gerçekleşmesine destek olmak. Bütün gün, elimde telefonum, işlerin yolunda gittiğinden ve ilanların doğru zamanda doğru yerde olduğundan emin olana kadar çalışıyordum. Bir gün bu tempoya daha fazla dayanamayacağımı anladım ve istifa ettim” diyor 41 yaşındaki Alison Turner. Alison bizi Kaliforniya’daki Big Sur kamp alanında ağırlıyor. Burası 60’larda Beat kuşağının da buluşma noktası. Bir hamağa yayılmış, elinde kahve fincanı gururla bize yeni yaşam alanı olan karavanını gösteriyor. Burası onun için, çadırda geçen iki yıldan sonra tam bir lüks. Sabahın sisi henüz dağılmamış. Alison heyecanla anlatmaya başlıyor: “topuklu ayakkabılarım ve takım elbiselerimle toplantı odalarında saatler geçirirdim. Günde 12 saat çalıştığım olurdu. Yıllık gelirim altı haneli sayılardan oluşuyordu. Kendime bir ev bile aldım ama mutlu değildim. 37 yaşındaydım ve daha kim olduğumun bile farkına varamamıştım. Benim için karar vermesi hiç de kolay olmadı ama bu deneyimi 40 yaşımdan önce tatmak istiyordum. Arabama binince, derin bir özgürlük duygusu ve tarifsiz bir sevinç yaşadım. Başarmıştım. Boynumda bir tasmayla dolaştığım günler sona ermişti”.
Alison, Teardrop modeli, ayakta bile durulamayan bir metre yükseklikte küçücük bir karavanla bütün Amerika Birleşik Devletleri’ni dolaşmış. Sonra, karavanıyla bir çadırı takas etmiş. Alison çadırı daha hafif ve anonim bulduğunu söylüyor. Bugün, seyahatleri boyunca tanıştığı insanlardan oluşan fotoğrafları blog’unda1 sergiliyor. Bazı resimleri Airstream Life dergisinde yayınlanıyor. Bir fotoğrafı ise, 2011 yılında Los Angeles’ta bir sergide yer almış. “Bu kadar endişe ettikten sonra, verdiğim karar sayesinde iç sesimi buldum. Üç yıl önce içmeyi bile bıraktım. Hayatımda verdiğim en doğru karardı. Şarap koleksiyonumu ve dolabımı satıp kendime profesyonel bir fotoğraf makinesi aldım” diyor Alison. Ve o bugün yaşamını, yedi yıl çalışarak biriktirdiği parayla sürdürüyor.

Baş döndürücü ama tehlikeli bir macera 15 kilometre ötede, ulusal parklardan birine park ettiği karavanıyla Sharon Pienak’a konuk oluyoruz. Bir mutfak dergisinde artistik direktör olarak çalışan Sharon halatları beş yıl önce gevşetmiş. “Her sabah bilgisayarımın başına geçip bütün yeteneğimi ve enerjimi neden bir işveren için harcadığımı sorguluyordum. Hesaplarımı gözden geçirdim ve hayalimi gerçekleştirdim; yola çıktım. Yanımda bilgisayarım ve modemim olduğu sürece nerede istersem çalışabiliyorum. Bir ormanın derinliklerinde bile. Altı hafta kadar önce Florida’daydım. Big Sur’a gelmek istedim. İnandırıcı olmadığını biliyorum ama burada büyülü bir şeyler var. Burada, devler ülkesinde gibiyiz; balinalar, okyanus, ulu ağaçlar…”. Sharon yaklaşık iki aydır, karavanının park bedeline karşılık haftada 20 ila 30 saat kamp alanının resepsiyonunda çalışıyor. Yakında buradan ayrılarak Napa Valley’e doğrı yola çıkacak. Oradan da büyük ihtimalle Montana’ya geçecek. Kendini aramak için tek başına yola koyulmak uzaktan baş döndürücü gibi görünse de aslında oldukça da tehlikeli. “Olumsuzluklar yaşamadım değil. Geceleri kapıyı sıkıca kilitliyorum. Bir keresinde biri kapıyı zorlayıp içeri gitmek istedi. Neyse ki köpeğim var. Bir keresinde de bana aşık olduğunu iddia eden biri kapıma çiçeklerle dayanmıştı. Kapıyı açmayınca karavanın etrafında dönüp camları zorlamıştı. Epey korktuğumu itiraf etmeliyim”.

Alison karavanın arkasına iki bisiklet bağlayarak karavanda yalnız olmadığı izlenimi vermek istiyor. Çadırda yatarken de yanında iki bayıltıcı sprey tutarmış; biri insanlar diğeri de haydutlar için.

Organize Göçebeler
Çok az eşya ile seyahat etmeyi seven Alison’un tersine, Sharon estetik ve konfora son derece düşkün olduğunu söylüyor. Karavanı, dekorasyon dergilerine konu olabilecek kadar güzel. “Buraya yerleşir yerleşmez ilk iş burayı kilimlerle, çiçeklerle süsledim. Kampçıyım diye estetik anlayışımdan vazgeçecek değilim” diyerek gülüyor bu genç edebiyat düşkünü.
50.000 okurlu online kadın dergisi “Karavanlı Kadınlar”ın kurucusu Shelah Johnson için karavanda yaşayan kadınlar yeni bir fenomen. “Eskiden bu olgu sadece erkeklere özgü sayılıyordu. Ülkedeki ekonomik krizden mi bilmiyorum ama pek çok insan işinden istifa edip tam zamanlı karavanında yaşamaya başladı. Siteye bırakılan yorumlardan anladığım kadarıyla, yaşları 25 ile 50 arasında değişen kadınların pek çoğu 60’lı ve 70’li yıllardaki gibi yaşamaya özeniyor. O dönemin özgür ve otonom yaşam biçimini benimsiyor” diyen Shelah da işini bırakıp karavanla seyahat eden kadınlar kervanına katılmış.

Kadınlardan oluşan ‘road trips’ grubu, intage dokulu seyahatler düzenliyor. LaVerne Parnell 60 yaşında olmasına rağmen motor kullanıyor, ata biniyor, hiçbir partiden geri kalmıyor. Ayda iki kez Sisters on Fly grubundan arkadaşlarıyla yola çıkıyor. Bu grup, yaşları 25 ile 88 arasında değişen yaklaşık 3000 kadından oluşuyor. Grup, ABD genelinde düzenli olarak seyahatler düzenleyerek 15-20 karavanla yola çıkıyor. Ekibin çok kesin üç kuralı bulunuyor: koca yok, çocuk yok, köpek yok. Bir dördüncü kural ise, sempatik olmak.

Total
0
Shares

Bir cevap yazın