Önümüzde adeta gizemli sarayların kapıları aralanıyor. Kahramanların krallar, kraliçeler olduğu bu düşte; bize sadece işlemeler, kadifeler ve brokarın ışıltısıyla kendi küçük krallığımızı ilan etmek düşüyor…
Sezonun alkemisi bu…  17. yüzyılın barok üslubu; yaşadığımız zamanın  gösteriş, illüzyon, teatral yaklaşım ve asil renklerle bizi modern saraylı ile buluşturuyor. Barok dönemde sanat; mimarlık, müzik, resim ve heykelin etkileyici temalar altında birleştirilmesi amacı güdülüyordu. Kraliyet aileleri ve soylular sahip oldukları kudreti şanlarına yakışır bir şekilde çok daha ihtişamlı göstermek eğilimindeydiler. Bu süslü, görkemli görünme isteği ise tüm sanat dallarında da kendini gösterdi. Barok saraylar; havuzları, özel şekiller verilen ağaçları, heykelleri ve resimleriyle büyüleyecek nitelikte tasarlanıyordu. Ayrıca görkemli duvar ve tavan işlemeleri, Tanrı ve mitoloji konulu resimler kralın şanının ve ihtişamının sanata yansımış şekliydi.

Süs, gösteriş ve ihtişam kıyafetlere de yansımış, zengin etekler, geniş kenarlı şapkalar, uzun peruklar kullanılmaya başlanmıştı. İşte bu nedenledir ki söz konusu döneme dair hafızamıza ilk düşen görüntüler varak süslemeler, kendi içinde uyumlu kontrast desenler, opera binalarını süsleyen dev tavan resimleri oluyor… Bu görsel ihtişam yeni sezonda tasarımcılara da ilham verdi. Dolce&Gabbana’nın Milano Moda Haftası’nda tanıttığı 2012 – 2013 Sonbahar / Kış koleksiyonunu izlerken kendimizi zamanda yolculuğa çıkmış gibi hissetmemizin nedeni de yine bize yansıtılan barok ihtişamdı. Altın yaldızlı aynalar ve şatafatlı avizelerle çevrelenmiş büyülü bir atmosferin içinde sanki Medici Ailesi ile bir araya gelmiş gibiydik. Fonda döneme ait opera eserleri yankılanırken; kadife ağırlıklı, bol süslemeli ve volümlü tasarımlar, İtalyan bazilikalarını andıran bir doku içinde karşımızdaydı. Hemen akabinde korseli elbiseler, ipek brokarlar ve işlemelerle barok etki tüm moda başkentlerini kuşattı. Biz modern zamanın akıp giden karmaşasını yaşayaduralım Aquilano Rimondi, Versace, Roberto Cavalli, Chanel, Louis Vuitton, Erdem gibi tasarımcılar birbiri ardına önümüze gizemli sarayların kapılarını açtılar. Kahramanların krallar, kraliçeler olduğu bu düşte, podyumlar da prenseslerin istilasına uğradı. Bize ise sadece krallığımızı ilan etmek düşüyordu.

Stil İkonu Prensesler
Tasarımcılar kraliyet ailelerine duyulan bu hayranlığın şifresini çözmüş olacaklardı ki, barok dönemi yaşadığımız yüzyıla ışınladılar. Hatta Chanel ve Dior, Fransız İmparatorluğu’na gönderme yaparak, monarşinin simgesi Versailles Sarayı’nı dekor olarak kullandı. Karl Lagerfeld’in 2012-2013 Cruise defilesinin podyumu Versailles Sarayı bahçeleriydi. Dior da son kampanyasının çekimlerinde bu görkemli mekânı kullanmıştı. Yönetmenlerin de kraliyet ailelerine ışık tutmasıyla ilgimiz katlanarak arttı. Marie Antoinette ile başlayan bu yoğun ilgi Kralın Konuşması ile sürdü. Hiç şüphesiz krallar ve kraliçelerin konu edildiği filmlere daha niceleri eklenecek. Önümüzdeki yıl Naomi Watts’ın canlandırdığı Lady Diana’nın yaşam öyküsünü anlatan Diana filmi de vizyona girmeye hazırlanıyor. Çekimleri halen devam eden, Grace Kelly’nin hayatını konu alan filmi ise merakla bekliyoruz. Şimdilik Monako Prensi III. Rainier ile evlenip sinema kariyerini noktalayan Grace Kelly rolünde Nicole Kidman’ı izleyeceğimiz bilgisiyle yetiniyoruz.

Total
0
Shares

Bir cevap yazın