kapak

Aylin Güngör’ün objektifi, müzik sahnesinin yeni yeteneklerine dönüyor. Ülkemize konser için gelen müzisyenleri fotoğraflayan Güngör yaşanan anları; ‘Oturduğum Yerden’ kitabında bir araya getirirken, aynı adı taşıyan sergisiyle dünyada boy gösteriyor.

SELEN MEÇOĞLU

Fotoğrafladığınız kişiler arasında Caribou, TV On The Radio, Efterklang gibi altenatif müzik sahnesinin önemli isimleri var. Bu fikir nasıl oluştu?

Aslında yıllar içerisinde ağırlıklı olarak Bant’ın organize ettiği gruplarla paylaştığım anların bir arşivi bu. Birikmiş olan bu fotoğrafları bünyemden çıkarmam gerekiyordu ve bu sebeple bir kitaba dönüştürdüm desem en doğrusu olur. Bant olarak 2004 yılından itibaren çok sevdiğimiz müzisyenleri İstanbul’a getirmeyi hedeflediğimiz konserler yapmaya başladık. Ben de bu gruplarla doğal olarak gezip eğlenirken çaktırmadan fotoğraf çekiyordum. Aslında çok tembel fotoğraflardı bunlar, daha çok kendime o günü hatırlatmak içindi. Kitabın ismi bu sebeple ‘Oturduğum Yerden’.

Bazı müzisyenler rahat bazılarıysa hırçın oluyor. Bunun zorluklarıyla karşılaştınız mı hiç?

Her müzisyenin ya da grubun hissi veya duruşu farklı. Bazıları çok eğlenceli ve meraklı, bazıları da daha durgun ve gözlemci. Bu serinin hissi bir ‘fotoğraf çekimi’ olmadığı için hepsinin en doğal ve zaman öneminin olmadığı anlarını yakalamışım gibi düşünüyorum. Hislerime güvenerek, rahatsızlık vermeden, yavaş yavaş… Pek hırçınlıkla karşılaşmadım. Fotoğraflar tam olarak onların doğal hallerini yansıtıyor.

Kendisini çekmekten en çok zevk aldığınız isim kim oldu?

Tv On The Radio grubunun tüm üyeleri ama özellikle de kitabın arka kapağında yer alan Tunde Adebimpe ile Burgaz Ada’daki gün unutulmazdı. Ya da Tune-Yards ile konser sonrası geçirdiğimiz bir İstanbul haftası da çok özeldi. Hepsiyle biraz farklı bir deneyim yaşanıyor. Kurt Vile ile bol bol yürüyüp gezinirken, Caribou ile güzel yemek yemek, Gang Gang Dance ile gece hayatı, Omar Souleyman ile aynı dili konuşamadan işaretlerle anlaşmak gibi… Hepsi çok zevkliydi galiba.

Müzik sahnesinin arkasındaki rock’n roll hayatlar kaldı mı? Yeni nesil üzerindeki gözlemleriniz neler?

Benim ilgi alanıma giren daha genç gruplar ve onlar bence oldukça dikkatliler. Kariyerleriyle ilgili çok daha özenli olmaları ve yaratıcı olmaya devam edebilmeleri gerekiyor, zira hemen eskiyebiliyorlar. Tarzlar, mood’lar çok rock’n roll olabiliyor ama bence aslen bahsettiğimiz rock’n roll’a pek benzemiyor. Bence müziğin oldukça hızlı tüketilebildiği bir ortamda pek fazla grup hak ettiği kadar büyüyemiyor.

wooden wisdom _ elijah wood & zach cowie

Wooden Wisdom’dan Elijah Wood ve Zack Cowie

Bu ekolden gelen kendi alanında bir efsane olarak kabul edilen Steve Gullick’le güzel bir dostluğunuz var. Nasıl tanıştınız?

Uzun zamandır hayranı olduğum Steve Gullick’le bir röportaj yapmak istedim yıllar önce sonra o bana editörü olduğu, fotoğraflarının başrolünü oynadığı Loose Lips Sink Ships dergisinin var olan tüm sayılarını ve grubu Tenebrous Liar’ın albümlerini gönderdi. Grubuyla İstanbul’a geldi. Babylon’da yakın arkadaşı Bonnie Prince Billy konseri öncesi çaldı ve birlikte eğlenceli birkaç gün geçirdik. O zamanlar yeni almış olduğum ve kendisinde de bulunan Hasselblad kameramı nasıl kullanacağımı boğazda tekne turunda bana öğretti. Ben de o gün, o kamerama Steve ismini verdim. Sonra Londra’da buluşup İstanbul’da ona sergi yapma planı yaptık ve başardık! O da bana Londra’daki sergimde çok yardımcı oldu. Umarım yakında hazırladığı Nirvana kitabının sergisi için de tekrar İstanbul’a gelir. Şimdilik bu kadarını söyleyeyim ama böyle güzel bir ihtimal var.

Yurtdışındaki sergileriniz nasıl geçti?

Bu projeyle şimdilik sadece Londra’da bir sergi yaptım, ATP Festivali’nin galerisindeydi sergi. Kasım’da Utrecht’te Le Guess Who Festivali’nde sergim olacak. Sonra da fırsatım olursa umarım İzlanda, New York ve de İstanbul’da yaparım.

Üç dilek hakkınız var; kimleri çekmek istersiniz?

Jonathan Richman, Jim Jarmusch ve Richard Dreyfuss’un Jaws’taki genç halini çekebilmeyi çok isterdim.

Bundan sonraki adımınız nedir? Sizi nasıl takip edeceğiz?

Bu proje sadece yabancı grupların İstanbul’daki halleri üzerineydi. Bunun arşivimdeki bir başka versiyonu da yerli grupların İstanbul halleri aslında. Ama tüm bunların yanı sıra benim asıl sevdiğim fotoğraf serilerim daha farklı hislerde; doğanın garip halleri, kent yaşamından saçma anlar, sahibiyle bütünleşmiş arabalar gibi.. Bunlarla ilgili başka bir sergi ya da kitap hazırlayıp sadece portre fotoğrafı çekmediğimi hatırlatmam lazım. Şimdilik web sitem ya da blog’umdan takip edebilirsiniz. Aylingungor.com

Total
0
Shares

Bir cevap yazın