Mini bir günlüğe dönüşen ve düşünce özgürlüğünü desteklediği için çok sevdiğimiz Twitter; direkt ya da imalı yaylım ateşine maruz kaldığımız kontrolsüz bir hazırcevap alanına da dönüştü artık… Görünen o ki kaba saba bir nüktedanlık, yeri geliyor zeki saptamalardan çok daha rağbet görebiliyor. Peki, karşımızdakinin yüzüne söyleyemeyeceklerimizi neden Twitter iletisi olarak yazıyoruz? Şimdi bu soruya cevap arıyoruz…
Stüdyodan homurdanarak çıkıp taksiye bindiğim gün; çok yakın bir arkadaşımın ricasını kırmayarak, hayatımda ilk kez bir televizyon programına konuk olarak katılmıştım. Aslında bir reklam ajansında müşteri temsilcisiyim, ancak o akşam farklı mesleklerden beş kadınla moda üzerine konuşmak istemişlerdi. Başlangıçta tanınır simalar yerine, bizim gibi zevkine güvendikleri çalışan kadınları seçmeleri gururumu okşamıştı. Ancak program devam ederken gerildim. Hatta bir ara; ‘Ne gereği vardı?’ diye düşünmeye dahi başladım. Takside cep telefonumu açıp, boş anlarımdaki değişmez ritüelimi tekrar ederek Twitter’a şöyle bir göz atmak istedim. Ancak bir mesaj tüm keyfimi kaçırmaya yetti. Avatarında sevimli bir oyuncak fotoğrafı olan birinden aldığım; ‘Neden çenenizi kapatmıyorsunuz?’ mesajından bahsetmiyorum bile. Onu olağan karşıladım. Hatta gülümsedim… Ancak ‘adalı kız’ lakaplı birinden gelen; beni koca, beyaz bir balinaya benzettiğini söylediği o acımasız mesaj keyfimi kaçırmaya yetti. Ne yalan söyleyeyim program için satın aldığım Lanvin tunikle kendimi gayet şık hissediyordum! Gelen bir başka mesajda ise şöyle yazıyordu; ‘En az on kilo vermeden ve bir moda danışmanın olmadan bir daha asla televizyona çıkma.’ İçimden öfkeyle şöyle geçirdim; ‘Size bu yorumları yapma hakkını kim veriyor?’ Kaldı ki şöhretli biri değilim, öyle olmak gibi bir derdim de hiç olmadı! Oysa buna rağmen ismimden aranıp, hakaret yağmuruna tutuluyorum!

Sonra bu tür Twitter yorumlarının günümüzde maalesef katlanılmaz boyutta olduğunu düşündüm. Hayatımda hiç tanımadığım insanlardan gelen bu mesajlar –aralarında gayet olumlu olanlar da vardı- kendinden emin bir kadın olmasaydım beni derinden sarsabilirdi. Kamuoyunun gözü önünde yaşamak zorunda olan yıldızları düşündüm akabinde. Eh tanınır olmanın getirdiği birtakım dezavantajlar yaşadıklarını hepimiz biliyoruz. Ünlüyseniz bazı şeyleri göz almak zorundasınız. Ancak görünen o ki; ne kadar ünlüyseniz bir o kadar da hakarete maruz kalıyorsunuz. Bu yıl Olimpiyatlar’da yüzücü Tom Daley’e Twitter’dan yöneltilen eleştirileri bilmem hatırlar mısınız? Milli yüzücünün; ‘Babanı hayal kırıklığına uğrattın’ diye bir Tweet alması performansını etkilemiş, İngiliz sporcu için Olimpiyat yarışı hüsranla sonuçlanmıştı. Ona bu Tweet’i yollayan kişi, babasının geçtiğimiz yıl kanserden öldüğünü biliyor muydu acaba?
Bu tür mesajları yalnızca Tom Daley almıyor. Haber spikeri Kirstie Allsopp’un mesaj kutusu da bir dönem kendisini nasıl öldürebileceği hakkında tavsiyeler veren kişilerin Tweet’leriyle dolup taşıyordu. I Don’t Know How She Does It adlı kitabın yazarı Allison Pearson, haber spikerine bir hafta boyunca gönderilen sinir bozucu Tweet’lerin ardından ‘ölme hakkına sahip olma’ya dair bir köşe yazısı dahi kaleme almıştı. Pearson; Twitter’ın neden bu kadar zehirli bir platforma dönüştüğünü, insanların nasıl oluyor da hiçbir ceza almadan bu denli acımasız mesajlar yazabildiğini sorguluyordu. Merakla okumuş, hatta sosyal medyada paylaşmıştım…
Mini bir günlüğe dönüşen ve düşünce özgürlüğünü desteklediği için çok sevdiğimiz Twitter; direkt ya da imalı yaylım ateşine maruz kaldığımız kontrolsüz bir hazırcevap alanına da dönüştü artık. Psikologlar bu durumu kitle psikolojisi bağlamında izah ediyorlar. Hiç üşenmedim ve araştırdım… Northumria Üniversitesi İletişim Bölümü Profesörü Pam Briggs Twitter paylaşımları hakkında şunları söylüyor; “Twitter bir tür hazır cevap alanı ve bu denli hızlı yorum yapmak insanları korkunç kişiler haline dönüştürüyor. Özellikle sıradan insanlar gibi görülmeyen ünlüler, bu saldırının odak noktasında. Ayrıca Twitter’da hesabı bulunanlar takipçi sayılarını artırıp, dikkat çekmek de istiyorlar. Atılan Tweet’lerin beğenilmesi için daha da acımasız oluyorlar.” Görünen o ki kaba saba nüktedanlık, zeki saptamalardan çok daha rağbet görmeye başladı.

Twitter’ın en çok takip edilen kişilerinden biri olan Yazar Hari Kunzru; internet çağına dair en iyi kitaplardan biri olan Transmission adlı eserinde bu durumu ele almış. “İnternet insanların gizli düşüncelerini açığa çıkardı ve sanal dünya zihniyeti toplumda yeni bir davranış biçimi geliştirdi” diyor ve ekliyor; “Çinliler sosyal medyayı ‘insanları ayrıntılarıyla ifşa eden arama motoru’ olarak nitelendiriyor. Bunun en korkunç örneği bir gencin kedi yavrusunu öldürürken kendini videoya çekip, sosyal medyada paylaşması oldu. Twitter insanların kötü yanlarını da açığa çıkarıyor.”

Twitter’ın adaletsiz yapısının bir başka örneğine ise bu yılın başında 19 yaşındaki futbol oyuncusu Ched Evans’ın tecavüz suçundan mahkûm edilmesiyle tanıklık ettik. Cinsel Suçlar Kanunu’na göre Kimlik Açıklama Yasağı’na dahil edilmeyen Twitter kullanıcıları, tecavüz kurbanının ismini ifşa etmekle kalmamış, #justiceforched etiketini trend listesinin ilk sıralarına taşımıştı. Sosyal medya ağız birliği yapmışçasına yargı kararını sorgulamış, kurbanın bunu kendi arzusuyla yaptığına dair tweet’ler atmıştı.

Bu tür vakalar Twitter’da artık önlem alınması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Evans’ın tecavüz davasının ardından Twitter’da kurbanın açıklanması kanunlara karşı gelmekten başka bir şey değildi hiç kuşkusuz. Olaydan sonra kimlik açıklama yasağına uymayan 17 kişi gözaltına alınmıştı. Soruşturma Twitter’ın kötü yanını törpüleyerek diğer olaylara örnek teşkil edecek belki de… Ülkemizde de buna benzer durumlar sıklıkla yaşanıyor. Birine ya da bir düşünceye hakaret edildiği gerekçesiyle süregelen davalar gittikçe artıyor. Yine de Twitter ile ilgili hukuksal süreçler ve kanunlar tam anlamıyla çözülebilmiş değil. Olimpiyatlarda başarısızlığa uğramış Tom Daley için üzülsek de yargı, kanunu olmayan bir platformda aşağılayıcı sözler sarf eden kişileri tutuklama yetkisine sahip değil. Var olmayan bir yasaya karşı gelmediğimiz bu ortam, kullanıcılara tecavüze uğramış kurbanların kimliğini açıklama hakkını bile veriyor. Twitter’ın bize verdiği düşünce özgürlüğünün kötü yanı da bu işte. Voltaire’in; ‘Söylediklerine katılmıyorum ama düşündüklerini ifade etme özgürlüğünü ölümüm pahasına savunurum’ sözünün sonuna kadar arkasında olsam da, aşağılayıcı yorumları ve düşünce özgürlüğünü birbirinden ayrı tutmak gerekiyor. Bir dünya vatandaşı olarak Twitter’ın bana verdiği sanal arkadaşlık hissi ve dünyada olup bitenler hakkında sağladığı bilgilerin değeri paha biçilemez. Hatta sanal iş arkadaşım olarak nitelendirebileceğim Twitter’ı bağımlılık derecesinde seviyorum. Dahası birbirinden zeki insanların karşılıklı atışmalarına sahne oluyor ve kendinizi yalnız hissettiğiniz anda imdadınıza koşuyor. Diğer yandan türlü türlü hainlikler, hırpalayıcı mesajlarla kötülüklerin pusu kurduğu bir platform olduğu gerçeğini de an be an hatırlatıyor. Artık kendime Twitter kanunları koydum; alkollüyken tweet atma, yazdığın tweet’lerin sonuçlarını göz önünde bulundur ve üslubuna dikkat et. Bu yazıyı zorlanmadan yazarken, hâlâ Twitter’da nasıl yazmam gerektiğini bilemediğim zamanlar oluyor. Bir iletiyi retweet etmek bile soruna yol açabileceğinden kimi zaman parmaklarım klavyenin tuşları üzerinde ne yapacağını bilmeden oyalanıyor. Sinirlerinizi bozan biri ya da bir olay hakkında tweet atmadan önce iyi düşünün ve birinin yüzüne söyleyemediklerinizi, Twitter iletisi olarak asla yazmayın.

 

Total
0
Shares

Bir cevap yazın