Sinema & TV

2026 Rom-Com yılı oldu

2026 Rom-Com yılı oldu

Bir dönem romantik komediler için “eskisi kadar ilgi görmüyor” algısı varken, 2026’da türün yeniden canlanmasıyla bu algı kırılmaya başladı. Yılın farklı dönemlerinde People We Meet on Vacation, Voicemails for Isabelle, One Night Only ve The Love Hypothesis gibi yapımların vizyona girmesi, rom-com türüne yeniden heyecan duymamızı sağladı.

Bu yapımlar, alışılagelmiş klasik rom-com formülünü farklı şekillerde yeniden ele alarak karşımıza çıkıyor. İşin ironik kısmı ise türün klasik formüllerinden özellikle kaçınmamaları. Tam tersine; fake dating, friends-to-lovers, tesadüfi karşılaşmalar ve “birbirlerinden hoşlandıklarını herkesten önce seyircinin anlaması” gibi bildiğimiz formüller hala hikayelerin merkezinde yer alıyor.

Belki de bu formülleri hala seviyor ve bunlara hala heyecanlanıyoruzdur. Rom-com türündeki klişelerden bazılarımız sıkıldı, bazılarımız ise onları hala büyük bir tutkuyla izliyor. Buradaki can alıcı noktaysa aynı klişeyi bize yeniden sevdirebilecek hikayenin nasıl kurulduğu.

Acaba biz bu klişelerden gerçekten vazgeçtik mi, yoksa hala içten içe onlara inanıyor muyuz?

Klişelere hala nasıl heyecan duyuyoruz?

Rom-com denince aklımıza gelen hikayelerin çoğunu defalarca izledik. Peki, klişe diye adlandırdığımız bu formül her seferinde nasıl hala bizi heyecanlandırabiliyor?

Sahte ilişkilerin gerçeğe dönüşmesi, en yakın arkadaşın bir anda başka bir gözle görülmeye başlaması, yanlış kişiye giden mesajlar… Ezbere bildiğimiz bu klasik rom-com formülleri, 2026 yılında yeniden bizi ekran başında heyecanlandıran yapımlarla karşımıza çıkıyor.

The Love Hypothesis bunun en net örneklerinden biri olabilir. Olive ve Adam’ın sahte bir ilişkiye başlaması, romantik komedinin en tanıdık formüllerinden biri olan fake dating dinamiği üzerine kurulu bir hikayeyi izlememizi sağlıyor. People We Meet on Vacation ise uzun süreli bir arkadaşlığın zaman içinde başka bir noktaya evrilmesi üzerinden friends-to-lovers formülünü kullanıyor.

Voicemails for Isabelle, klasik “görmeden aşık olma” fikrini mesajlar üzerinden bugünün iletişim biçimlerine taşıyor. Bu yönüyle bize You’ve Got Mail gibi eski rom-com’ları hatırlatıyor. One Night Only ise çok daha şaşırtıcı bir fikir üzerinden ilerlese de merkezinde yine iki yabancının beklenmedik karşılaşmasını ve bunun romantik bir hikayeye dönüşmesini anlatıyor.

Burada aslında değişen şey formüller değil, formüllerin evreni.

Rom-Com’un formülü

2026 rom-com filmlerinin ortak bir noktası var: Bahaneler.

Alışılagelmiş aşk hikayelerinin önüne ufak fakat güçlü bir “bahane” koyarak, tanıdık hikayeleri yeniden heyecan verici hale getiriyorlar. The Love Hypothesis bunu akademik dünya ve sahte ilişki üzerinden yaparken, People We Meet on Vacation yıllara yayılan tatiller ve arkadaşlık üzerinden kurgulanıyor. Voicemails for Isabelle ise bir telefon numarasının yanlış bir kişiye geçmesi gibi, günümüzde bile nostaljik bir his uyandıran tesadüfü hikayenin çıkış noktasına dönüştürüyor.

One Night Only ise romantik bir karşılaşmayı basit bir buluşmadan çıkararak kendine özgü bir kural koyuyor.

Seyircinin asıl merak ettiği şey, iki kişinin birbirine aşık olup olmayacağından çok, “Bu iki insanı bir araya getiren farklı koşullar nereye varacak?” sorusunun cevabı oluyor.

Belki de rom-com’un yeniden heyecan uyandırmasında tam olarak bu “hype enerjisi ve tanıdık duygu” birleşimi etkili oluyor. Çünkü bu filmlerde aşk hikayesi tanıdık, fakat onları izlemek için gereken merak duygusu yeni.

2026’nın heyecan uyandıran dört Rom-Com’u

The Love Hypothesis, bildiğimiz “sahte ilişki gerçek aşka dönüştü” formülünü akademik bir ortamda ele alıyor. Seyircinin karakterlerden önce gerçeği çözdüğü dinamik sayesinde film, “Birlikte olacaklar mı?” merakından çok “Ne zaman fark edecekler?” sorusuyla izleniyor. Bu filmde klişenin kendisi değil, klişenin yarattığı beklenti filmin cazibesine dönüşüyor ve bize “Fake dating hala nasıl çalışıyor?” sorusunu düşündürüyor.

People We Meet on Vacation, ilişkiyi tek bir karşılaşma üzerinden değil, yıllara yayılan ortak anılar üzerinden kuruyor. Bu da hikayeye daha kapsamlı bir romantik geçmiş kazandırıyor. Uzun yıllar süren arkadaşlığın romantik bir ihtimale dönüşmesi, rom-com türünün en sevilen dinamiklerinden biri olan friends-to-lovers formülünü işliyor. Seyirci bu kez de “Bunca zamandır nasıl fark etmediler?” sorusunun peşine düşerek arkadaşlığın zamanla romantizme dönüşmesini izliyor.

Voicemails for Isabelle, birini görmeden tanımak ve sesi üzerinden yakınlık kurmak gibi eski bir rom-com formülünü günümüz iletişim biçimine taşıyor. Bu yapımda telefonlar ve sesli mesajlar hikayenin teknolojik kısmını oluştururken, romantizm hissi nostaljik duyguyu öne çıkarıyor. Eski romantizmin yeni hali, “Bizi görmeden anlayan biri” fikri üzerinden izleyiciye sunuluyor.

One Night Only ise türün en eski hikaye formüllerinden biri olan iki yabancının tesadüfi bir şekilde yollarının kesişmesi üzerinden ilerliyor. Hikayenin can alıcı ve merak uyandıran kısmıysa seyircinin “Birbirlerini bulabilecekler mi?” sorusuyla klasik karşılaşma hikayesini yeni bir bağlamda izlemesi. 2026 rom-com’ları, en klişe formüllerden bile vazgeçmeyerek “doğru insanla beklenmedik bir anda karşılaşmak” tutkusunu yeniden hatırlatıyor.

Seyirci beklemeyi yeniden sevmeye mi başladı?

Bugünün hızlı tüketim çağında; hızlı tüketilen içerikler, ilişkiler ve anlar arasında rom-com’un yavaş ilerleyen hikayeleri yeniden farklı bir his yaratıyor. Belki de romantik komedilerin asıl geri dönüşü de buradan geliyor.

Hızlı tüketilen içerik dünyasında romantik ilişkilerin yavaş yavaş kurulmasını izlemek bile nostaljik bir deneyime dönüştü. People We Meet on Vacation’da Poppy ve Alex’in ilişkisi tek bir karşılaşmada değil, on yıla yayılan arkadaşlık ve hayat değişiklikleri üzerinden şekilleniyor. Bu “yavaş yakınlaşma” hissi, hızlı tükettiğimiz şeylere duyduğumuz özlemi de gün yüzüne çıkarıyor.

Belki de yıllardır özlemini çektiğimiz şey, “Sonunu bilsek bile o ana kadar beklemek.”

İlk bakış, ilk öpücük, yanlış anlaşılma, ayrılık ve sonunda kavuşma gibi anların geleceğini biliyoruz. Fakat rom-com’un sunduğu şey yalnızca aşk olmayabilir; belki de asıl sunduğu şey beklentidir. Çünkü bazen hikayelerden çok, olacakları beklemek heyecan veriyor.

Rom-com’ların sunduğu o masalsı dünyanın gerçek olmadığını biliyoruz. Yine de gerçek hayatta eksikliğini hissettiğimiz duyguları başka bir evrende yaşayabiliyor olmak bize yeniden heyecan veriyor. Bazen birinin bizi ilk bakışta anlamasını, yıllardır arkadaş olduğumuz kişinin “o kişi” olmasını, tesadüflere inanmayı ve bir süreliğine hayatımızın bir rom-com gibi olabilmesi ihtimalini istiyoruz.

Romantik komedi bize neden hala tanıdık ve heyecan verici geliyor?

Belki de 2026’yı “rom-com’un geri dönüşü” olarak tanımlamaktansa, “Biz yeniden inanmak mı istiyoruz?” sorusunu sormak daha doğru olabilir.

Bu filmlerin hepsi farklı hikayeler anlatıyor olsa da aynı duyguda buluşuyor: İki insanın birbirini bulabilmesi için hala biraz tesadüfe, biraz da doğru zamanlamaya ihtiyaç olduğu fikrinde.

Günümüz ilişkilerinin daha karmaşık, daha hızlı tüketilen ve daha belirsiz hale geldiği bir dönemde, bu basit formüllerin yeniden çekici gelmesi şaşırtıcı olmayabilir. Asıl rom-com’lara yeniden dönmemizin nedeni, gerçek hayatta ihtimal vermediğimiz şeylere kısa süreliğine inanabileceğimiz ve bunun heyecanını yaşayabileceğimiz bir alan açmaları olabilir.

Sonunu bilsek de klişe bulsak da karakterlerin sonunda beraber olacağını bilsek de o ana kadar bekliyor ve heyecanla izliyoruz.

Belki de rom-com’un asıl klişesi aşk değil; rom-com aşkının bizim de başımıza gelebileceğine inanmak.

Fotoğraflar: Netflix, Prime Video, Unsplash

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.