Toksik erkekliği her gün ve her an hayatın içinde yaşamakla kalmayıp herkese yaşatan bir coğrafyanın insanlarıyız. Toksik erkekliğe karşı sesini yükseltenler, tartışmaya kapalı gelenek göreneklere başkaldırdıkları için toplumsal linç ile karşı karşıya kalabiliyor. Toksik erkekliğin karşısında yer alan kutuba baktığımızda ise “Nice Guy” sendromunu görüyoruz. Peki ama var olmak için aralarından birini seçmek zorunda mıyız?
Sosyal medya öncesi çağda da varlığı bilinmesine rağmen, kanıtsız kaldığı için yüzüne çıkmayan birçok olay artık en geç 24 saat içinde gözümüzün önünde akmaya başlıyor. Erkek hegemoniyasının dışa vurum şekillerinden biri olan bu konu o kadar çok genlerimize işlemiş ki, tepki gösterenler sosyal medyada saldırıya uğruyor. Toksik erkekliğe karşı sesini yükseltenler, tartışmaya kapalı gelenek göreneklere başkaldırdıkları için toplumsal linç ile karşı karşıya kalabiliyor. Türkiye dışına baktığımızda ise bu konunun bizim coğrafya ile sınırlı olmayan bir noktada olduğunu görüyoruz. Örnek olarak göstermeyi sevdiğimiz ve her zaman bizden önde olduğunu varsaydığımız Batı dünyası bile kendi içinde bu alanda kahramanlar üretmeye devam ediyor. Toksik erkekliğin kralı olarak görülen Andrew Tate’in bir fenomen olarak milyonlarca insan tarafından merakla takip edilmesi, Türkiye ile sınırlı kalmayan bu konunun tüm insanlığın bir meselesi olarak popülerliğini kaybetmediğini gösteriyor. Mart 2022’de Oscar törenlerinde Will Smith’in sunucu Chris Rock’a attığı tokat, milyonlarca takipçi gözlerinin önünde toksik erkekliğin yine bir erkeğe karşı uygulanışının en meşhur örneği olarak hafızalarımızda yerini aldı bile.
Diğer taraftan toksik erkeklik sualaması cinsiyetçi düşünceleri erkekliğin ve kadınlara karşı ayrımı değil eşitlik davasının üzerinden bile artık tepkisini çekmeye başladı. Çünkü gelenin onları dışlamadığını fark etmek olduğu için biraz bile farklı olmak özdeş bir güzellik olarak görülmeye başlandı. Erkekler aslında aynı yapmadan tüm erkekler zaten zehirli davranış göstermesi gerektiği düşüncesinin de aslında ayrımcı ve dışlayıcı olduğunu herkes tarafından kabul edilmesinin zamanı geldi.
Toksik erkekliğin tam karşısında yer alan kutuba baktığımızda ise “Nice Guy” sendromunu görüyoruz. Amerika’da bu alanda içerik üreten Traver Boehm gibi yazarlar bir erkeğin her zaman kind (nezaketli) ise erkekliğini, onun iyi bir şekilde nice (iyi) olduğu anlamına gelmediğini; nice olanın kendini tam olarak ifade edemediğini söylüyor. “Kind” ve “nice” kelimelerinin Türkçe karşılıklarına baktığımızda anlamlarının birbirlerinden ayrıştırıcı iki farklı kelime bulmakta zorlanıyoruz. Halbuki kavramı bu bağlamda İngilizce karşılıklarıyla kullanıyoruz. “Nice Guy” sendromunu ilk kez duyanlar “nice guy” olmak sorunun ise, “nice woman” olmak neden normal karşılanıyor diye düşünebilir ve bu istenmediğimiz de cinsiyetçi bulabilirler tabi ki. Bu konuda konuyu biraz daha anlatmakta fayda var. Bir erkeğin içinde bulunduğu kimlik oranda onaylanmamak ve reddedilmekten korktuğu için söylemek istediği bir tartışma girmekten cekindiği için her koşulda kibar ve zarif olması tam ve bütün olarak kendini ortaya koymasını anlamına geldiği için “nice guy” olmak bir sendrom olarak değerlendiriliyor. Aynı koşullarda “nice woman” olmak da iyi bir şey gibi idi diyebilir de belki ve yetersiz doğal olarak. Erkekler için ise aslında her cinsiyeti içeren “nice” olan bir taraftan karşı tarafın ihtiyaçlarını ve hassasiyetini anlamak, alanı saygı göstermek; diğer taraftan kendi ihtiyacını yok saymadan içinde bulunduğu her ortamda kendini tam ve bütün olarak var edebilmesini. İşte bütün mesele bu. Söylemesi kolay. Hayata geçirmesi ise zaman alıyor çünkü çaba istiyor.