Sezon Modası

Arşivin cazibesi: Z kuşağı neden 90’lar ve 2000’lerin peşinde?

Arşivin cazibesi: Z kuşağı neden 90’lar ve 2000’lerin peşinde?

Moda dünyası son birkaç yıldır radikal bir eksen kayması yaşıyor. Designer markaların yeni koleksiyonları birkaç blog postu ve “modacıların iç sohbetlerinin” dışına çıkmazken, hem kırmızı halılarda bu ürünleri taşıması gereken ünlüler hem de neyin havalı olup neyin olmadığının belirleyicisi olan genç nesil “arşiv parçaların” peşinden koşuyor. Bugün Z kuşağı, lüksü Gucci’nin veya Prada’nın en son sezon koleksiyonunda değil; 1990’ların defilelerinde, John Galliano imzalı Dior elbiselerde veya 2000’lerin başında Jean Paul Gaultier tasarımlarında arıyor.

Peki, bu devasa yönelimin arkasındaki gerçek güç ne? Bir nostalji rüzgarı mı, çevreci bir sürdürülebilirlik hareketi mi, yoksa tamamen “bu parça bir tek bende var” arzusu mu? Bana sorarsınız hepsinden bir parça, üzerine bir de recession indicator yani ekonomik durgunluk göstergesi.

Duygusal bir kaçış: Dijital çağda nostalji açlığı

İçinde doğdukları dijital çağın hızından, yapay zeka görsellerinden ve “her şeye anında ulaşma” lüksünden yorulan Z kuşağı, hiç yaşamadığı bir döneme duyduğu özlemle hareket ediyor.

90’ların minimalizmi ve 2000’lerin başındaki Y2K stilinin maksimalist, eğlenceli ve biraz da absürt ruhu, gençlerin popüler kültür referanslarını besliyor. O dönemin polaroid fotoğrafları, VHS kasetleri ve filmlerdeki ham estetik, bugünün kusursuz dijital dünyasına karşı bir sığınak sunuyor. Bu tabi ki yeni neslin moda ikonu olarak baktığı isimlerin kararları ile de destekleniyor. Bella Hadid veya Dua Lipa gibi stil ikonlarının moda haftasında gördüklerimizi giymek yerine arşivden çıkarılmış 1999 Versace elbiselerle kırmızı halıya çıkması, bu kolektif nostaljinin en büyük tetikleyicilerinden biri oldu.

Sürdürülebilirlik mi, yoksa “Greenwashing” kalkanı mı?

Z kuşağı, tarihin en çevre bilincine sahip nesli olarak anılıyor. Bunun birçok farklı sebebi olsa da, en büyük tetikleyicisi belki de bir jenerasyon olarak çevre kirliliği ve tüketim çılgınlığının tam içine doğup zararlarının hepsine maruz kalmalarıdır. Bu sebepten Z kuşağı hızlı modanın doğaya verdiği zararı ve lüks devlerinin üretim arkasındaki gizli maliyetleri çok net görüyor.

Arşiv parçaları satın almak, yeni bir üretim zincirine katkıda bulunmamak, yani tekstil atığını azaltmak demek…Bu herkes için mümkün mü? Arşiv parçalar, “erişilebilir moda ürünleri” olmaktan çıkalı çok olmadı mı? Artık bir arşiv parçaya sahip olmak da başka bir “sınıf göstergesi” ve “kültürel kapital” değil mi? Hangi noktada arşiv parçaları giymek ve aramak gerçek bir çevreci duruştan vicdan rahatlan ve bazen de hava atan burnu havada bir pratiğe dönüşüyor?

“Kimsede Olmama” takıntısı: Statünün yeni tanımı

Bourdieu ünlü eseri Distinction’da şöyle diyor: “Taste classifies, and it classifies the classifier” (Zevk sınıflandırır ve sınıflandıranı da sınıflandırır.)

Eskiden lüks, mağazaya girip “parası neyse vererek” herkesin tanıdığı o ikonik çantayı almakla ölçülürdü. Bugün ise statü sembolü değişti: Eşsiz olmak.

Instagram ve TikTok akışlarında herkesin birbirine benzediği bir dönemde, “Bu ceketi nükleer santralden mi buldun?” dedirtecek bir parça bulmak en büyük presti. Fakat herkes aynı şekilde sıyrılmaya çalışırsa bu “farklı görünüm” ne zamana kadar hayatta kalacak? Derinlerine inip en niş arşiv parçayı çıkarabileceğimiz kaç yıllık materyal var? Annelerimizin dolabının sonuna mı geldik?

Bir yandan da arşiv parçası toplamak artık sıradan bir alışveriş değil; bir koleksiyonerlik ve kişisel küratörlük faaliyeti. Sahip olduğunuz parça, sizin zevkinizin ve moda tarihini ne kadar iyi bildiğinizin bir kanıtı haline geliyor.

Ekonomik duraklama ve “akıllı yatırım”

Z kuşağının arşiv tutkusunu sadece estetik veya felsefi nedenlerle açıklamak eksik kalır; bu denklemin en gerçekçi ve belki de en baskın taraflarından biri ekonomik gerçeklikler. Küresel enflasyon, tırmanan kira krizleri ve lüks moda evlerinin neredeyse her sezon yaptığı fahiş fiyat artışları, gençleri alternatif yollar aramaya itiyor.

Bugün büyük bir markanın yeni sezonundan lüks bir çanta veya tasarım ceket almak, orta-üst gelir grubundaki bir genç için neredeyse imkansız bir hayale dönüştü. Buna karşılık, ikinci el ve arşiv pazarları aynı kalitedeki, hatta çok daha üstün işçilikteki parçalar “daha erişilebilir” fiyatlarla ulaşma imkanı sunuyor.

Bunun yanında arşiv ve vintage parçalar artık sadece giysi değil, birer yatırım aracı olarak görüldü. Doğru parçayı, örneğin sınırlı sayıda üretilmiş bir Vivienne Westwood korsesini veya nadir bir Jean Paul Gaultier üstü, bugün ikinci elden almak ilerleyen yıllarda değerini katlayarak geri satabileceğiniz bir finansal hamle anlamına geliyor. Z kuşağı, paranın eridiği enflasyonist ortamda, değerini koruyan veya artıran “giyilebilir varlıklar” yaratıyor.

Yani Z kuşağının arşiv merakı tek bir nedene indirgenemeyecek kadar katmanlı. Bu; geçmişe duyulan saf bir özlem, dünyaya sahip çıkma refleksi ve kalabalıklar içinde kaybolmama çabasının kusursuz birleşimi. Moda artık “ne kadar pahalı olduğu” ile değil, “hikayesinin ne olduğu” ile ilgileniyor.

Fotoğraflar: @banannasui

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.