Müzik

Atlas’ın kaptanı Tuğçe Şenoğul ile kaybolmak, geri dönmek ve arada kalan her şey üzerine

Atlas’ın kaptanı Tuğçe Şenoğul ile kaybolmak, geri dönmek ve arada kalan her şey üzerine

Tuğçe Şenoğul ikinci solo albümü Atlas’ta hisleri elementlere, renklere ve bir haritanın koordinatlarına dönüştürüyor. Bağımsız bir kadın sanatçı olarak yedi yıldır kendi yolunu çizen Şenoğul, Mabel Matiz’den Sezen Aksu’ya, Belçikalı prodüktör Tsar B’den DJ Artz’a uzanan geniş bir iş birliği kadrosuyla kaybolmanın, geri dönmenin ve arada kalan her şeyin albümünü yaptı.

Fotoğraflar: Berk Çakmakçı

Tuğçe Şenoğul’un müziğiyle ilk karşılaşmanız muhtemelen bir şarkının sizi beklemediğiniz bir anda yakalamasıyla oldu. Bıraktığın İzler TikTok’ta yeni bir nesil tarafından keşfedildi, Bu Gece Sezen Aksu yorumuyla kulaktan kulağa yayıldı, (benim de favorim olan) Bunu Sana Demiştim viral oldu. Ama Şenoğul’un hikayesi algoritmalardan çok önce başlamıştı: 2017’de Gölgelerine albümü Bandcamp’in haftanın en iyileri arasına seçildi, IMPALA onu 2024’te izlenmesi gereken 100 bağımsız sanatçı listesine aldı, dinlenme sayısı 31 milyonu çoktan geçti. Bunların hiçbiri bir büyük yapının elinden çıkmadı, sanatçı bir kadının kendi elleriyle kurduğu yapının sonucuna tanık oluyoruz hep birlikte.

Şimdi ikinci solo albümü Atlas ile karşımızda. Alt başlığı “Ruhun Haritası.” Yerdeniz ateşi ve toprağı, Gökdeniz havayı ve suyu temsil ediyordu; Atlas ikisini bir araya getiriyor. On iki şarkı, her biri bir koordinat. Lella Fadda, Tsar B, Mabel Matiz, Sezen Aksu, DJ Artz, Karakter, Seda Erciyes ve Elif Dikeç gibi isimlerin katkılarıyla şekillenen albüm, kaybolma hakkını savunan bir manifesto kadar cesur, eve dönüş yolunu arayan bir mektup kadar samimi.

Albümün en yeni klibi Yağmurlar ise beklenmedik bir isimle geldi: oyuncu Boran Kuzum ilk yönetmenlik deneyimini bu kliple yaşadı. Bir aylık hazırlık sürecinin ardından İstanbul’da çekilen klipte Kuzum, şarkının melankolik atmosferini metaforik bir görsel anlatıma dönüştürdü. Görüntü yönetmenliğini Serkan Güler’in üstlendiği klip, 23 Ağustos’ta Conrad Istanbul Bosphorus’taki özel bir etkinlikle tanıtılmıştı. Kaçırdığım için hüznümü buradan yansıtmayacağım, profesyonelliği bozmayalım.

Şenoğul ile Atlas’ı, bağımsızlığın bedelini, sahne korkusundan sahnenin en güçlü kadınlarından birine dönüşmeyi ve “kaybolmak hayata dair, yola dahildir” cümlesinin arkasındaki hikayeyi konuştuk.

Kaybolma hakkı

Atlas’ın alt başlığı “Ruhun Haritası.” Hisleri elementlere ve renklere dönüştüren bir dünya kurmuşsun. Bu haritanın ilk koordinatı neresi oldu, hangi his seni bu projeye çekti?

Tam olarak hangi histi emin değilim ama bahsi geçen kaybolmuşluk hissi hepimize olduğu gibi bana da tanıdık. Özellikle bağımsız bir kadın sanatçı için sık sık karşılaşılan bir his diyebilirim. Kendime kaybolma hakkım olduğunu hatırlatmak istedim sanırım.

Yerdeniz ateş ve toprağı, Gökdeniz hava ve suyu temsil ediyordu. Şimdi ikisi bir araya geliyor. İki EP’yi ayrı ayrı yayınlayıp sonra birleştirmek, dinleyicinin deneyimini değiştiriyor mu sence?

Kesinlikle değiştiriyor. Aslında playlist albümün en önemli kısımlarından biri benim için. Hikayenizi anlatırken şarkı sıralaması her şeyi değiştiriyor. Hikayenin, puzzle gibi bütün bir resme dönüşmesi, albümle ilgili en sevdiğimiz şey o hikaye bütünlüğü. Şarkıların anlamları yerine oturuyor, derinleşiyor. Hisler, renkler, sesler birlikte bir ahenk yaratıyor.

“Kaybolduğunu hissedebilirsin. Kaybolmak hayata dair, yola dahildir” diyorsun albümde. Kaybolduğun ve bu sözleri kendine söylemen gereken bir dönem oldu mu yakın zamanda?

Son zamanlarda elimde Atlas olduğu için pek öyle hissetmedim ama bu his geçici biliyorum. İçinde bulunduğumuz çağın etkisi büyük elbette. Sosyal medyada var edilen personalar üzerinden bir hayat kurulmaya çalışılıyor. Gerçekle çakışması uzun sürmüyor. Maalesef geri dönüşü olmayan kayboluşlara da yol açabiliyor. Oysa önemli olan geri dönebilmek. Evin yolunu bulabilmek. Kaybolmuş hissetmenin ne kadar olağan olduğunu biliyorum. Özellikle de bir yaratımın peşindeysen bulunmak için kaybolman çok anlaşılır. Bugün olmasa bile mutlaka düşündüğümden çok daha yakın bir zamanda yine bunu hissedeceğime eminim.

Yolda karşılaşılanlar

Atlas’ta çok katmanlı bir isim kadrosu var: Lella Fadda, Tsar B, Mabel Matiz, Sezen Aksu, DJ Artz, Karakter, Seda Erciyes… Her biri farklı bir müzikal evrenden geliyor. Bu kadar farklı dünyayı bir albümde buluşturmak nasıl bir süreçti? Hepsini sen mi buldun, yoksa bazı karşılaşmalar organik mi gelişti?

İlk albümümde üç prodüktör bütün albümü birlikte tamamlamıştık. Bu albümün daha kalabalık olması başından itibaren isteğimdi. Bu albümün hikayesi için daha iyi olacak hissindeydim. Ama o kişiler süreçte karşıma çıktı, çok da organik bir şekilde dahil oldular. Atlas başından beri bana yürüdükçe açılan bir harita hissi veriyordu. Kişiler ve hikayeler de oyunlarda olduğu gibi yolculuğa devam ettikçe dahil oldular.

Tsar B ile çalışman özellikle ilgimi çekiyor. Belçika’dan, senin de Avrupa festivalleri geçmişin var. Bu iş birliği nasıl başladı?

Tsar B büyük hayranı olduğum bir prodüktör. O dönem çok fazla dinliyordum ve bir gün dayanamayıp mesaj attım. “Harikasın, çok seviyorum, ilham için teşekkürler” gibi şeyler yazdım. O da bana “Sen de çok iyisin, hadi bir şeyler yapalım” dedi. Çığlık atmıştım heyecandan.

Mabel Matiz senin için Sensin Bunlara Sebep’i yazdı, Harbiye’de birlikte sahneye çıktınız ve şimdi Atlas’ta da adı var. Devam eden bir ilişki bu, bayılıyorum. Mabel’le yaratıcı süreciniz nasıl işliyor? Birinin sana yazdığı bir şarkıyı söylemekle kendi yazdığın bir şarkıyı söylemek arasında nasıl bir fark var?

Mabel Matiz çok sevdiğim ve saygı duyduğum, uzun yıllardır ilham ve dostluk paylaştığım biri. Kalbimdeki yeri çok başka. Onun bu albümdeki varlığı, Sensin Bunlara Sebep benim için çok değerli. İlk Harbiye sahnemi onunla göz göze yapmak da hep çok anlamlı olacak benim için. Çimenlere uzanıp birlikte şarkı söyleyen ve hayaller kuran çocukluğumuzu hatırlayıp durdum sahnede. Bu anların değerini tarif etmek mümkün değil.

Eskiden “Asla kendi yazdığın şarkı gibi olmaz” gibi bir bakışım vardı. Zamanla hislerin ne kadar güçlü olduğunu anladıkça bu bakışım değişti. Birinin bir şarkısını çok sevdiğinde “benim şarkım” dersin ya. O hissi anladım sanıyorum. Tam da Atlas’ın yapım sürecinde yaşandı bunlar ve şarkıları albüme alma kararımı netleştirdi. Sensin Bunlara Sebep ve Bu Gece benim hislerim, benim şarkılarım gibi hissettiriyor artık.

Sezen Aksu’nun şarkısını yorumlamak başlı başına bir cesaret gerektiriyor. Onu albüme dahil etme kararı nereden geldi?

Bu Gece herkes gibi benim de çok sevdiğim bir şarkıydı ama coverlamak gibi bir planım yoktu. Aslında her şey Neslihan Yeşilyurt’un yönetmeni olduğu Bambamşka Biri dizisi için bu şarkıyı coverlamamamı istemesiyle başladı. Zafer Sernikli ile piyano vokal bir versiyon hayal ettik. Sonrasında hem çok sevdik hem de çok güzel geri dönüşler aldık. Albümde olması konusunda beni ikna eden ise Mabel Matiz’dir aslında. Çok doğru bir karardı diye düşünüyorum.

Kimsenin parçası olmadan…

Türkiye’nin en dikkat çekici bağımsız sanatçılarından biri olarak tanımlanıyorsun. 2017’de Gölgelerine’yi çıkardığında Bandcamp haftanın en iyi albümleri arasına seçti, IMPALA seni 2024’te izlenmesi gereken 100 sanatçı listesine aldı, 31 milyonun üzerinde dinlenmen var. Bütün bunlar bağımsız bir sanatçı olarak geldi. Büyük bir yapının parçası olmadan bu noktaya gelmek neye mal oldu?

Bağımsız bir sanatçı olarak başka bir ihtimali bilmememden mi yoksa devam etmeye odaklanmanın bir zorunluluk haline gelmesinden mi bilemiyorum ama başka bir versiyon hayal edemiyorum. Güzelleme yapmak doğru olmaz, bu çok zorlu bir yol. Her gün binlerce kez yeniden kendinizi ikna etmeniz gereken çok şey oluyor. Muhtemelen çok yorgunum. Muhtemelen bu yol pek konforlu ve güvenli hissettirmiyor. Yine de özgürlük çok değerli. Müziği sadece çok aşık olduğum için yapmaya devam etmek ve bu konuda başka kimsenin fikirlerini duymak zorunda olmamak verdiğim en iyi kararlardandı.

Bağımsız olmak yaratıcı özgürlük demek, ama aynı zamanda her şeyi kendin yönetmek de demek. Ekonomik sürdürülebilirlik, dağıtım, görünürlük… Bunların hangisi seni en çok zorluyor?

Hepsi. Eskiye göre daha da zorlaştı. Görünürlük ve dağıtım konusu çok zorlu. Zaman zaman yakın arkadaşlarınız bile yaptığınız bir paylaşımdan haberdar olamıyor. Şu an sanki her şey daha çok görünür olmaya çalışmakla alakalı oldu. En çok görünenin en güçlü olduğu bir yarışa sokulmuş gibi hissedebiliyorsunuz ve maalesef kısmen doğru da. Derin bir nefes alıp neyi neden yaptığınızı, ne için başladığınızı kendinize hatırlatmak gerekiyor sık sık.

Hava da dahil olmak üzere her şeye zam gelirken kimden sürekli indirim bekleniyor, kime bütçe ayırmak istenmiyor tahmin edin. Ekibiniz de dahil olmak üzere ayakta tutmak zorunda olduğunuz bir yapı var ama garip bir şekilde siz o yapıyı ancak dışarıdan izleyebiliyorsunuz gibi bir his. Sanatçılar dayanacak güç bulamıyor. Son yıllarda intihar eden müzisyenlerin sayısının artışı da gözardı edilemeyecek bir seviyede. O nedenle sanatçıların terk edilmiş çocuklar gibi hissetmesi maalesef çok anlaşılır geliyor.

Şapka, ışık, drama!

Sahne kostümlerin ve görsel dünyan, müziğin kadar konuşuluyor. ODTÜ şenliğindeki sahne performansın ve kostümün de çok hoşuma gitti. O sahneyi ve kostümü nasıl tasarladın?

O kostümün styling’i bana aitti. Romantik, dramatik, epik bir silüet araştırıyorum son zamanlarda. Star parça çok genç ve çok yetenekli bir sanatçının, Gökçe Kılıç’ın tasarımı olan şapkaydı. YTU TASK bu yıl beni defilelerine performans için davet etmişlerdi, orada tanıştım kendisiyle. Şapka tek başına o hissi taşıdı, dramayı yaşattı diye düşünüyorum. Üzerimdeki harika ceket de Gülnihal Uluçay’ın tasarımıydı.

Görsel dünyada ise Afterworks’ün konserlerimiz için tasarladığı visualizer’lar ile birlikte üzerine bol bol kafa patlattığımız ve bütün bu hissi en iyi şekilde öne çıkaran ışıklarımız vardı. Yaratmak istediğimiz his bütünlüğü için bütün bu detaylar büyük önem taşıyor. Her anında tüm ekibin ciddi bir emeği var aslında.

Fotoğraf ve moda eğitimi aldın. Bu eğitim müziğinin görsel boyutunu nasıl şekillendirdi? Bir şarkı yazarken kafanda önce ses mi canlanıyor yoksa bir görüntü mü?

Biraz sinestezik bir üretim biçimim var. Ses, görsel, bazen koku ve tat birlikte geliyor. Ses ve görsel dünya özellikle çok büyük çoğunlukla birlikte işleniyor. O ilk akışa sadık kalmaya, en azından o hissi korumaya çalışıyorum mümkün olduğunca.

Canlı performanslarındaki deneysel yaklaşım seni birçok müzisyenden ayırıyor. Sahne korkun olduğundan bahsetmiştin eskiden. O korkudan bu kadar güçlü bir sahne varlığına geçiş nasıl oldu?

Çok büyük sahne korkum vardı. Başım dönüyor, nefesim kesiliyordu. Çok yöntem denedim. SGİ zamanı yıllarca seyirciye bakmadan, sahnede yan oturarak turneler yaptım. Gölgelerine albümümün lansman konserinde o korkunun gözlerinin içine baktım. İçinden yürüyerek geçtim. Elbette bunu yapabilmemde yıllardır öğrendiğim tekniklerin ve terapinin etkisi de vardı ama biliyorum ki en büyük neden şarkı söylemeye çok aşık olmamdı.

Nereden nereye

Gaye Su Akyol ile Seni Görmem İmkansız’da başladın, Kahinar’da çaldın, sonra solo kariyere geçtin. Grup deneyiminden solo olmaya geçiş seni nasıl dönüştürdü?

Kahinar da SGİ de duo projelerdi. Kahinar’da söz ve müzikler yine bana aitti. SGİ’de ise her şeyi iki kişi yapıyorduk. Hem birileriyle birlikte üretmek açısından çok şey öğrendim hem de solo olmaya geçiş çok zorlu olmadı diyebilirim. İki halin de çok ayrı keyfi, güzellikleri ve zorlukları var. Yine de solo halinizde, hayal ettiğiniz sound dünyanızı birebir ortaya çıkarma imkanı çok eşsiz.

Bıraktığın İzler 2017’de çıktı ama yıllar sonra TikTok’ta yeni bir nesil tarafından keşfedildi. O dönemde müzikle ilişkinin zorlandığını, “Bu iş olmadı” hissine kapıldığını söylemiştin. Tam o noktada dinleyicilerin seni bulması nasıl bir deneyimdi?

Bağımsız bir kadın sanatçı için bu tür hisler yolun, yolculuğun bir parçası. Sık sık girip çıktığımız bir kuyu gibi. Elbette müziğe olan aşkımıza hiçbir şey olmaz ama sürdürülebilirlik açısından bu hislerle karşılaşmaya hazır olmak gerekiyor. Bu noktada her zaman dinleyicim elimden tuttu. Ne zaman korksam yanımda oldular. Beni cesaretlendirdiler. Gerçekten bu birlikte inşa edilebilecek bir dünya. Başka türlüsü çok zor. Sana Demiştim, Bıraktığın İzler, Bu Gece gibi şarkılarımın viral olması elbette çok değerli. Çünkü bu dinleyicinizin size yalnız olmadığınızı, yanınızda olduklarını söyleme şekli gibi geliyor bana her zaman.

Dead Chic ile Mirage düetiniz Kasım 2024’te çıktı. Fransız bir grupla çalışmak, müziğindeki Fransız şanson etkisiyle bağlantılı mı yoksa tamamen farklı bir yerden mi geldi?

Bunu hiç düşünmemiştim ve onlara da hiç sormadım, sayende fark ediyorum. Şarkı yazarlığımdan ve sesimden etkilendiklerini söylemişlerdi. Hatta Kaptan’ı coverlamak da istemişlerdi. O nedenle şansonların etkisi vardır diye düşünüyorum.

İkinci yarı ve 2MUCH! dönemi

Seda Erciyes’le 2MUCH!’ı kurdunuz. Pop’tan hyperpop’a, K-pop’tan 2000’ler hitlerine uzanan sekçiler, kadınların ve LGBTİ+’ların özgürce ifade edebildiği bir alan… 2MUCH! senin solo müziğinden çok farklı bir enerji. Bu iki tarafın aynı insanda bir arada olması seni nasıl besliyor?

2MUCH! bizim neşemiz, ilacımız. Onu çok ayrı seviyoruz. Bu benim. Hep böyleydim. Konserlerimin ilk yarısında dramalar, şansonlar yaşanıyorken ikinci yarısında remixlere ve daha elektronik olan tarafa geçip bolça dans ediyoruz. Birbirinden ayrılmıyor aslında benim için. Farklı hallerimiz gibi. İkisinin de beslediği yerler var. Jazz standartlarla şarkı söylemeye başladım; K-pop, J-pop, deneysel noise gibi türleri de dinliyorum. Çocukken de Tarkan, Sezen, Radiohead, Müzeyyen Senar, Erkin Koray, Morphine ve Nirvana dinliyorduk. Biraz da jenerasyon konusu olabilir ama kendimi bildim bileli böyleyim.

Yanında dinle, izle, oku

Atlas’ı dinlerken yanında okunabilecek bir kitap, izlenebilecek bir film ya da keşfedilecek bir sanatçı önerir misin?

Kitap: Ursula Le Guin, Yerdeniz serisi. Müzik: Kelela, Cleo Sol, SOPHIE, Morphine. Film: Kokuhō (2025).

Şu an hayatında seni en çok heyecanlandıran şey ne? Müzik dışında da olabilir.

Koku. Kokunun büyüleyici dünyasını biraz daha anlamaya çalışıyorum. Parfümler de çok ilgimi çekiyor elbette. Fırsat buldukça bu konuda araştırmaya, parfüm koklamaya, koku farkındalığı geliştirmeye çalışıyorum. Bana inanılmaz keyif veren bir konu bu son zamanlarda. İleride daha ciddi vakit ayırmayı çok isterim.

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.