Studio NK dokuz yıl sonra Amsterdam Fashion Week 2026’nın resmi programında ilk defilesini yaptı. Neslihan Kıyak’ın İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu The Passage, tasarımcının kendi çeyizindeki danteli sandıktan çıkarıp podyuma taşıyor; ayağa çorap olarak giydiriyor, kadın atölyelerinde diktiriyor, iki panelin arasından geçiriyor. Miras yanına aldığın bir şeye dönüşünce ne oluyor, koleksiyon bunun peşinde.
Fotoğraflar: Katerina Bezede, Renske Meinema, Lili Verreiken

Bembeyaz bir salon, ortada iki mimari panel, arada dar bir geçit. Işık düşüyor, ilk model geçitten çıkıyor: baştan aşağı dantel bir bluz, taç yaprağı gibi katman katman kesilmiş bir etek ve pumps’ın üstüne çekilmiş (yine) dantel soketler… Defilenin styling ve casting direktörü Eren Gedik sayesinde keşfettiğim look’lar bunlar; koleksiyonun bütün tezi de ilk on saniyede, tek bedende veriliyor. Çünkü Anadolu’da çeyiz sandığındaki danteli kullanmak için varolmaz. Saklanır, katlanır, anneden kıza geçer, kız da kendi kızına devreder. En azından eskiden böyleymiş. Neslihan Kıyak 3 Eylül’de Amsterdam’da o sandığı açtı ve içindekini ayağa giydirdi. Studio NK’nın Amsterdam Fashion Week 2026’daki ilk defilesi, koleksiyonun adıyla The Passage, dokuz yıllık bir markanın ilk resmi geçidi. Katerina Bezede’nin fotoğrafları kadınları geçitten çıktıktan sonra yakalıyor; sahne koleksiyonun adını süslemiyor, uyguluyor. Geçmiş arkada kalıyor ama görünmeye devam ediyor.
Kendi mirasımı hiçbir zaman doğrudan ya da folklorik bir şekilde yorumlamak istemedim. (…) Çeyizimdeki dantel kendi içinde bir tarih taşıyor; fakat onu yeniden şekillendirdiğinizde yeni bir şey ortaya çıkıyor.
Dergiden podyuma
Kıyak Türkiye’de büyüdü; annesi aileye kıyafet diken, moda dergilerini takip eden bir kadınmış. 2009’da dergicilikten başladı, sekiz yıl Türkiye’deki büyük moda dergilerinde çalıştı, sonra TRT World’de kreatif direktörlük yaptı. Marka fikri oradan çıktı: ekrana çıkacak kadınlara doğru dürüst bir blazer bulamayınca kendisi diktirmeye karar verdi. 2018’de Hollanda’ya taşınıp Studio NK’yu kurdu; yatırımcısız, tasarım eğitimsiz, kendi deyimiyle “sıfırdan”. Bugün New York’tan Katar’a on altı satış noktası, İstanbul’da bir atölye var. Hollanda basını markayı bu sezonun programında “yerleşik isim” diye anıyor; oysa kırktan fazla defileli bu edisyon debut sezonu olarak çerçevelendi, gözler gençlerdeydi. Studio NK’nınki de bir debut, dokuz yıl bekletilmiş türünden.


Dantelin önceki hayatı
Çorap detayı sezonun en akılda kalan styling kararı; çeyizlik danteli ayağa giydirmek, mirasın hiyerarşisini tek hamlede bozuyor. Motif ilerledikçe ölçek değiştiriyor. İlk çıkışlarda kumaşa serpiştirilmiş minik payet çiçekler, ortalarda XXL çiçek küpeler, sona doğru sırtı tamamen açık, yüksek yakalı bir tuvaletin üstünde turkuaz payetten iri aplike çiçekler… Siluetler markanın bilinen mimarisini koruyor: abartılı şal yakalı, heykelsi omuzlu beyaz ceket; balon etekli kısa ceketin altında deniz kızı kesim etek; keskin omuzlu takımların yanında tek omuzlu, dairesel desenli, uzun kuyruklu mini elbise. Turkuaz ipekten yüksek belli, fırfırlı bir etek hacmi ve rengi tek parçada taşıyor; beyaz payet bir etek yürürken ışığı kırıyor. Finalde halter yakalı, sırtı açık, kuyruğu uzun tuvaletler. Palet ekru, pudra, beyaz ve turkuaz; kumaş hiyerarşisi dantel, ipek, payet. Bültenin “transparanlık yapıyla, yumuşaklık güçle yan yana” cümlesi sloganda kalmıyor, kesim ise listesinin özeti olma özelliğini taşıyor.



Dantellerin bir kısmı Kıyak’ın kendi çeyizinden. Tasarımcı bunu folklorik bir jeste çevirmemeye dikkat etmiş; kendi cümlesi şu: “Beni asıl ilgilendiren, geleneğe günümüz kadınının gözünden baktığımızda ne olduğuydu.” Bu yüzden koleksiyondaki örtülülük bir tevazu işareti gibi durmuyor. Kadınlığın bedenin ne kadarının göründüğüyle ölçülmediğini söyleyen bir örtü bu; danteli çorap yapıp ayağa giydirdiğin an sandık fikri zaten bozuluyor. Amsterdam Fashion Week’in resmi raporu koleksiyonu tek cümleyle özetlemiş: “Dönüşüm sessizce gelebilir.”





Kimin elinden?
Studio NK’nın koleksiyonu, İstanbul ve Hollanda’daki atölyelerde, çoğunlukla profesyonel çalışma hayatına erişimi zor kadınlarla üretiliyor. Kıyak, Hollanda basınına İstanbul atölyesinde şiddet sığınaklarından gelen yedi kadının çalıştığını, 2027’de aynı modeli Hollanda’da bir de kreşle kurmak istediğini anlattı; “kadın için finansal bağımsızlık özgürlüğün yolu” diyor. The Passage’a ilham veren Anadolu kadını böylece koleksiyonun anlatısı olmaktan çıkıp emeği oluyor. Fas kökenli tasarımcı Inass El Mazouni’nin mücevher markası Maziya ile iş birliği aynı mantıkla kurulmuş: iki coğrafyanın zanaati aynı sahnede bugünün diline çevriliyor. Kapıda konukları şef Selin’in Türk mutfağından hazırladığı bir sofra karşıladı; bu arada, bu aynı zamanda Selin’in yeni girişimi Kadem’in ilk görünüşüydü.


En hoşuma giden detaylardan biri de şu: modeller birbirine benzemiyor ama hepsi aynı cümlenin parçası. Portaldan kimin, hangi sırayla, ne halde çıkacağı da bu cümlenin dilbilgisi olarak ilerlemiş.
Çeyize giriş vs. çeyizden çıkış
Elime geçen bülten “Köklerimizi yanımızda taşıyoruz” diye bitiyordu. Koleksiyon bir adım ileri gidiyor: Kıyak’ın çeyizindeki dantel, aile içinde kalması planlanmışken podyumda giyildi, fotoğraflandı, üstüne çorap oldu. Artık saklanan bir şey olmakla alakası yok, kullanılan bir şey. Hem özel hem de kamusal alanda temsilde. Başlıktaki sorunun cevabı da burada değişiyor: dantel kaç kuşak yaşar, onu kimin ne yaptığına bağlı. Kıyak dokuz yılı “büyük ölçüde sezgiyle” kurduğunu söylüyor. The Passage, o sezginin ilk kez yüksek sesle söylendiği anlardan biri olarak aklımda kalacak.


