Sinema & TV

Chris Hansen olarak Robert Pattinson

Chris Hansen olarak Robert Pattinson

Bir neslin Alacakaranlık’ta Edward olarak tanıdığı Robert Pattinson, hem yeteneğiyle hem de kariyer yönetimiyle son yılların en başarılı erkek oyuncularından biri olarak ismini tarihe yazdırıyor.

Yeni projesi “Primetime”ın fragmanı geçtiğimiz günlerde yayılan Pattinson, yakın zamanda vizyona girecek biyografik filmde Chris Hansen’i oynuyor. Lance Oppenheim’in ilk uzun metraj denemesi olacak psikolojik gerilim ve suç filmi, 2007’de Esqire’de yayınlanan “Tonight on Dateline This Man Will Die” adlı bir makaleden esinleniyor. Film, “To Catch a Predator” şovunun etrafında şekilleniyor. To Catch a Predator, aslında bir reality tv programı. Program, sunucu Chris Hansen’ın kısmen gizli kamerayla kaydedilen yüzleşmelerini konu alıyor; bu yüzleşmelerde, programın gönüllüleri ya da kolluk kuvvetleri reşit olmayan biri gibi davranarak kendileriyle cinsel ilişkiye girmeyi kabul eden “predatör”leri tuzağa düşürüyor. Tuzağa düşen ve suç işlemek üzere kendilerine gönderilen konuma gelen yetişkin erkekler, genellikle tutuklanıyor ve Chris Hansen, ikonik repliği olan “You see how this looks, right”ı (Bunun nasıl gözüktüğünü görüyorsun, değil mi?) kullanarak kamera karşısında yakaladıkları kişiye nasıl tuzağa düştüğünü anlatıyor.

Program, kendi başına tartışmaya oldukça açık. Yayınlandığı dönemde birini intihara sürüklemesi üzerine yayından kaldırılıyor, ayrıca gerçek suçluları reality show malzemesi haline getirdiği yönünde eleştiriler de var. Ayrıca “resmi olarak işlenen suçun” inorganik yapısı ve aslında bir kurmaca olmasından ötürü bireylerin hak ettiklerinden daha az ceza aldığı da söyleniyor. Yani, bu konuda biyografik bir çalışma çekmek oldukça cesaret gerektiren bir adım. Bunun yanında fragmanda dikkatimizi çeken şey ise Pattinson’ın oynadığı karakterin sesini birebir kopyalamış olması.

Robert Pattinson son yıllarda gerçek bir “kariyer koşuşu”nda. Son iki yıldır, hem Geber Aşkım ya da Mickey 17 gibi büyük projelerde hem de Drama gibi A24’ün orta bütçeli alternatif sayılabilecek yapımlarında da başrol oynadı. Hem Odyssey’e de izleyeceğimiz hem de Dune’da karşımıza çıkacak Pattinson, aynı zamanda Batman serisinin de Bruce Wayne’i ve en büyük çizgi roman fanlarının bile inkâr edemeyeceği bir başarıyla bu rolü devam ettiriyor. İkinci Batman filmi, 2028’de yayınlanacak.

Alacakaranlık’ın ardından Robert Pattinson

@dunemovie

Bu noktada incelenmesi gereken bir şey daha var: Robert Pattinson, tüm Amerika’nın dalga geçtiği “fantastik” filmlerde genç kızların sevgilisi olan oyuncu olmaktan nasıl sektörün her yerinde saygı gören ve adı Oscar ya da Volpi Kupası için konuşulan birine dönüştü?

Her şeyin başına gitmek gerekirse, toplumun Alacakaranlık gibi genç kızları heyecanlandıran ve kendilerini bir parçası hissedebildikleri filmlere karşı duydukları nefretin mizojini temelleri hakkında konuşmalıyız. Alacakaranlık, hiçbir zaman o kadar kötü değildi. Özellikle başrollerdeki Robert Pattinson ve Kristen Stewart, oynadıkları karakterleri kitaptaki anlatıya çok uygun bir biçimde canlandırdıkları müthiş performanslar sergilemiş olmalarına rağmen dünya üzerindeki en yeteneksiz iki insanmış muamelesi gördüler ve ikisi de ayrı ayrı bunun gerçekten ne kadar uzak bir suçlama olduğunu kanıtladı.

Robert Pattinson beş filmlik serinin 2012’deki bitişinden sonraki süreçte hem Alacakaranlık serisinin sağladığı ekonomik güvence hem de bir aktör olarak seçmek istediği kariyer yolculuğunun gerektirdikleri çerçevesinde oynayacağı projeleri büyük bir dikkatle seçti.

Pattinson, küresel bir popüler kültür fenomeni olan Alacakaranlık’ın ardından gişe filmlerinin konfor alanına sıkışıp kalmak yerine David Cronenberg’in Maps to the Stars ya da Cosmopolis gibi filmlerinde, Robert Eggers’in The Lighthouse’unda, Claire Denis’in High Life ve The Stars at Noon’unda ve Benny & Josh Safdie’nin Good Time’ında, bazen bağımsız ama hep riskli projelerinde yer alarak oyunculuk sınırlarını sürekli genişletti. Robert Pattinson’ın ticari açıdan güvenli limanlar aramak yerine sinema sanatını ve yaratıcı riskleri önceleyen bu cesur tercihleri, onu endüstride sıradan bir “gençlik idolü” olmaktan çıkarıp, yönetmenlerin ve sinema eleştirmenlerinin gözdesi olan saygın bir karakter oyuncusuna dönüştürdü.

Ders kitaplarına konulması gerektiğini düşündüğüm bu kariyer yönetimi Pattinson’ın genç kızların sevgilisi olduğu günlerden arthouse sinemanın dahi çocuğuna, oradan da blockbusterlara geri giden dönüşümü, onun sadece yetenekli bir aktör değil, aynı zamanda sinema tarihine adını altın harflerle yazdıracak kadar zeki ve vizyoner bir kariyer mimarı olduğunu kanıtlıyor.

Fotoğraf: @primetimemovie

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.