Jonathan Anderson’ın Dior için tasarladığı Yaz 2027 koleksiyonunda her şey biraz daha hafif, biraz daha hareketli ve bilinçli olarak kusursuzluktan uzak. Paris Moda Haftası’nda sunulan koleksiyonun çıkış noktalarından biri ise hiç beklemediğimiz bir yerden geliyor: Cevizlerinden.
Dior’un Instagram’daki defile anonsunda da paylaştığı wénwán cevizleri, çift halinde avuç içinde çevrilerek zamanla parlatılıyor. Birbirine şekil ve boyut olarak benzeyen iki ceviz bulmak ise oldukça zor. Anderson da buradaki kusursuz olmayan simetriyi, yani doğanın asimetrisini koleksiyonun ilhamlarından biri haline getiriyor. Eteklerde, elbiselerde, ceketlerde ve bluzlarda gördüğümüz asimetrinin hikayesi de buradan geliyor. Hatta aynı cevizler defile davetlilerine gönderilen davetiye kutusunun içinde de karşımıza çıkıyor.

Görünümlerde çiçeklerin taç yapraklarından tasarlanan ceketler ve elbiseler, tek kulaktan sarkan çiçekli uzun küpeler ve aksesuarlar ile doğa fikrini devam ettiriyor. Ama koleksiyonun asıl meselesi hafiflik. Tüllü etekler, püsküllü çantalar, dantel, ipek muslin, organze ve transparan katmanlar hareket ettikçe Dior’un Yaz 2027 dünyası da kendini daha iyi anlatıyor.






Daha önceki defilelerden tanıdığımız Dior’un klasik tüvit ceketleri bu kez sanki biraz ağırlıklarından kurtulmuş gibi. İkonik Bar Jacket’ı Jonathan Anderson’ın tasarım dili ile hem kadın hem de erkek koleksiyonlarında farklı yorumlarla görmeye zaten alıştık. Yaz 2027’de de bu tanıdık Dior kodu kaybolmuyor; aksine koleksiyonun hafiflik ve hareket fikrine uyum sağlıyor.
Özellikle uzun, gri ve etek uçları çözülüyormuş gibi bırakılan ceket bunun en iyi örneklerinden. Cruise 2027’nin ardından İlkbahar 2027 erkek koleksiyonunda da gördüğümüz tüvit ve püsküllü Bar Jacket yorumları, bu kez yaz koleksiyonunun daha hafif bir yorum ile Dior dünyasına dahil oluyor.


Doğanın asimetrisini merkeze alan koleksiyonda terzilik de kontrollü, akışkan ve transparan parçalarla yeniden şekilleniyor. Transparan ve opak parçaların ardından karşımıza çıkan parlak ve kumaş pantolonlar ise koleksiyondaki doku çeşitliliğini neredeyse her görünümde yeniden hatırlatıyor.


Wénwán cevizleriyle başlayan hikaye, defile alanındaki doğayla da devam ediyor. Le Bassin Octagonal’ın ortasına yerleştirilen kafur ağaçları, suyun içinde defilenin bir parçasına dönüşüyor. Defile sonrasında yeniden dikilmesi planlanan bu ağaçlar da koleksiyondaki doğa fikrini devam ettiriyor ve aslında Jonathan Anderson’ın kurduğu hikayeyi biraz daha tamamlıyor.



Jonathan Anderson’ın tasarım kodları ve Dior’un zamansız zarafeti koleksiyondaki yeni tasarımlarda hissediliyor; hiçbir şey tamamen yabancı gelmiyor ama aynı hissi de yaratmıyor. Çünkü bu kez ilham farklı bir yerden geliyor, kodlar doğadan besleniyor ve terzilik, kumaşların ve kalıpların vücutla kurduğu ilişki üzerinden yeniden yorumlanıyor.
Sonuçta Anderson bizi farklı ama bir o kadar da tanıdık hissettiren yeni bir Dior dünyasına davet ediyor.
Fotoğraflar: Dior Press, @dior