Sinema & TV

Ejderhalar kenara çekildi, sıra cadılarda: Gayle Rankin’le sekiz dakika

Ejderhalar kenara çekildi, sıra cadılarda: Gayle Rankin’le sekiz dakika

House of the Dragon’da herkes bir taraf seçti, siyahlar ya da yeşiller. Alys Rivers bu güruhtan biri değildi; internet de savaşı gizlice onun yönettiğine karar verdi. Gayle Rankin’le sezon biterken, sekiz dakikalık bir buluşmada cadılığı, Kelt müziğini ve kimsenin sormadığı soruları konuştuk. Final yayınlandı; cevapları şimdi okumak bence daha da iyi.

‘Kayıttayız; hazır olduğunda sekiz dakikan var.’ Röportaj, aramızdaki yayıncının bu cümlesiyle açılıyor. Temmuzun son günü; ekranın öbür ucunda Gayle Rankin, süreyi tutan üçüncü bir kişi ve ben. Basın günü ekonomisinin hali böyle bir şey: sekiz dakika, bir cadı, bir de yetiştirmem gereken sorularla dolular. Şanslı sayıyorum kendimi, çünkü karşımdaki kadın Westeros’un en az konuşup en çok konuşulanı.

Öncelikle, bu yazı sizinle buluşmak için pek gecikti. Final 9 Ağustos’ta yayınlandı bile. Şimdi buraya ‘Alys de öyle değil mi, hikayeye herkesten sonra girmiyor mu?’ türünden bir cümle kursam gecikme, kendini konsepte çevirecek, farkındayım; bakın, söyleyiverdim bile. Neyse ki tek tesellim o değil: röportajı finalden önce, Alys’in henüz bir geçmişi yokken yapmıştım ve o geçmişi final, sonunda verdi. Yani cevapları şimdi, kim olduğunu bilerek okuyorsunuz; benim kaçırdığım günceli kurgu kendiliğinden telafi ediveriyor.

Takvim de arkamda bu arada: cadıların sezonu asıl şimdi açılıyor. Practical Magic 2 on beş gün sonra, 18 Eylül’de vizyonda; Sandra Bullock ile Nicole Kidman yirmi sekiz yıl sonra aynı mutfağa dönüyor. Wicked’ın rüzgarı geçen kasımdan beri dinemedi, ekim geldiğinde cadılarla ilişikli her şey, her yerden taşacak, biliyoruz. Ejderhaların işi bittiğinden değil ama kültürün şu anki yatırımı cadıda! Bunun nedenine dair en iyi cevabı da bana Rankin verdi bence, birazdan okuyacaksınız: tarih kırılganlaştıkça iyi bir güce inanmak istiyoruz ve cadı, o inancın el altındaki figürü.

Tanımayanlar için: Rankin, House of the Dragon’da Alys Rivers’ı oynuyor. George R.R. Martin’in Fire & Blood’ı, Alys hakkında dedikodudan fazlasını söylemiyor; kitapta neredeyse hiç geçmişi yok. Dizi de cömert davranmış sayılmaz, elimizdeki topu topu yirmi dakikalık bir ekran süresi var. Ama Reddit’i açın, bakın: fandom’ın en kalabalık odalarından biri onunki. İzleyici çoktan karar vermiş, bu savaşı perde arkasından o kadın yönetiyor. Ben de okudukça aynı yere vardım; bir karakter bu kadar az görünüp bu kadar çok konuşuluyorsa, orada ekran süresiyle ölçülemeyen bir şey var demektir, dedim.

Benim yolum ona müzik üzerinden düştü. Alice Phoebe Lou’nun Witches şarkısını sezonun yarısı boyunca onun şarkısı sayıp durmadan dinledim; ilk soruma da bunu sıkıştırdım. Meğer o da Alys’i uzun karakter tahlilleri üzerinden ilerlemektense bir çalma listesiyle kurmuş: Stevie Nicks, Radiohead’in Burn the Witch’i, bir de Kelt müziğiyle. Cevabının ortasında Edinburgh’daki The Witchery otelini araştırmamı söyledi, sonuna doğru elimde bir ödev listesi vardı: Gaelic mouth music. Heceleme faslında yayıncı da İskoç çıktı; sekiz dakikanın bir buçuğunu müzik önerisine harcamak, sanırım bu işi neden hala sevdiğimin özeti. Karşılığında ben de masaya kendi cadılarımı koydum: geldiğim diasporanın kadınları da şifayı elden ele taşır, otu da duayı da onlar bilir. İki gelenek, sekiz dakikada birbirine el salladı.

Asıl derdim başkaydı ama. Bana kalırsa cadı, bir hikayenin doğrusal olmayan parçasıyla yaptığı şeyin temsilcilerinden biri; bu yüzden de kuir bir figür. Alys’in taraf seçmeyişini hayatta kalma refleksi diye okuyanlar var, ben de stratejik bir pozisyon olarak yorumluyorum. Bunu Rankin’e açık kuir biri olarak sordum; teşhisimi tahakküme vardırmayarak ama günün sonunda aynı şeyi söylediğimizi düşünerek. Cevabında manifesto yok, iyi ki de yok; onun yerine bir sorular bütünü çıkıyor karşımıza ve bence dizinin bu sezon yaptığı en radikal şeyi tarif ediyor. Aşağıda okuyacaksınız.

Süre sekiz dakikaysa yazıya düşen de tasarruftur: sorularım ve cevapları, kısaltılmış ve Türkçeleştirilmiş haliyle aşağıda. Cadının sesi ise tamamen kendinin!

Gayle Rankin’le 8 dakika

Kitapta neredeyse hiç geçmişin yok; Alys’i yazarlarla, ekiple birlikte kurdunuz. Ama sen onu neyden inşa ettin, ilhamların neydi? Alice Phoebe Lou’nun Witches şarkısını oynadığın karaktere ait sayıp durmadan dinledim mesela.

Kesinlikle; müzik bana gerçekten iyi geliyor. Bolca Stevie Nicks dinledim. Radiohead’in Burn the Witch’i ilham veren bir şarkıydı; o cadılı şarkıların hepsi işime yaradı. Bir de Kelt müziği! İskoçum; cadılığa, ormana, otacı kadınlara dair çok eski bir geleneğimiz var, oradan beslendim. İskoç kraliçelerinin gotik bir tarihi var bence. Mesela Edinburgh’da The Witchery diye bir otel var, çılgın bir yer; gotik, seksi ve tuhaf. İskoçya’nın kendisinde cadımsı bir hava var. Kendi aksanımı kullanmak istememin sebebi de buydu sanırım: karakterin kökenini Kelt bir coğrafyaya, bir ‘başka’lığa salmak istedim onun.

Bütün sezona yayılmış, toplam belki yirmi dakikalık ekran süren var ama en büyük hayran kitlelerinden biri seninki, özellikle de Reddit’te! Okudukça ‘Evet ya’ dedim: izleyici, savaşı gizlice senin yönettiğine karar vermiş. Sence karakterine ne yükleyerek bu savla ilerliyorlardı?

Hayranlar, belki de haklılar. Bence ona umutlarını yüklüyorlar. Gözlerimizin önünde ağır ağır beliren bu gizemli, tuhaf kadının aslında sandığımızdan güçlü olabileceğini hayal ediyorlar. Bir de hepimiz farkındayız, tarihin kırılgan ve korkunç bir anındayız. İyiye yorulabilecek bir gücümüz olduğuna, dünyaya verecek bir şeyimiz olduğuna inanmak istiyoruz. Belki tek bir insanın neleri değiştirebileceğini, biraz Alys üzerinden görüyorlardır. Tek bir insanı dahi küçümsemeyeceksin!

Karakterin bu savaşta hiçbir zaman tek bir taraf seçmiyor; oysa herkes ya Siyah ya Yeşil. Bu saf hayatta kalma güdüsü mü, yoksa seçtiği bir pozisyon mu? Bence ikincisi. Bana göre cadı, bir hikayenin doğrusal olmayan parçasıyla yaptığı şeyin sembollerinden biri; bu yüzden daha kuir bir figür. Alys zaman hakkında, dizideki herkesten farklı olarak neyi biliyor? Doğrusal olmadığını mı mesela?

Kuirlikle onun ifşa etmeye çalıştığı şeyi birbirine bağlamana bayıldım. Dünyanın öyle cinsiyet üzerine kurulu bir düzeni var ki… zaten bugün onu yıkmaya çalışıyoruz. Alys bunu ta o zamandan yapıyor ama meseleyi tek tek cinsiyetlere indirgemeden, daha geniş bir yerden soruyor: Cinsiyeti çekip alsak ne olur? Güç düzenlerini alsak, bildiğimiz anlamıyla kimliği alsak? Çünkü ‘Ben bir cadıyım; benim kimliğim bu. İster inan, ister inanma.’ diyor o.

Sanırım bütün hikayede en sevdiğim yer bu konulara değindiği için buralar. Röportaj yapacağımız kesinleşince açık kuir biri olarak bunu seninle konuşmak istediğimden emindim. Teorimi zorlamak istemem ama aynı şeyi söylediğimizi düşündüm, o yüzden derine inmeden edemedim!

Bunu çok takdir ediyorum; açıklığın için teşekkür ederim. Kendimi kuir topluluğun yanında sayıyorum, o sohbetlerin içinde olmayı da bir sorumluluk olarak görüyorum. Bu dizinin topluluğu ne kadar desteklediğini, ne kadar yücelttiğini de biliyoruz. Umarım bunu hissediyorlardır. Umarım sen de hissediyorsundur.

Hissediyorum. İnternetteki tartışmanın cadıya yüklediği metaforlar da zaten o yöne akıyor; bu sembolü böyle taşıdığın için teşekkürler. Son sorum şu: Prömiyerde Alys’in derinliği olduğunu söylemişsin, sonra da eklemişsin: kadınlar da derin varlıklar, yeter ki biri sorsun. Ben de sorayım: insanlar sana neyi sormuyor? Neyi cevaplamak istiyorsun, neyi kaçırıyoruz?

Alys’e mi soruyorsun? Yani, Alys neyin sorulmasını isterdi gibi mi?

Hem ona, hem sana!

Çok komik, son birkaç yılda fark ettim; bu arada yarın 37 olacağım. En yakınımızdaki, en sevdiğimiz insanlara bile mahrem soruları sormuyoruz. ‘Çocukluğunun o kısmı seni nasıl etkiledi?’ ya da ‘Şuralardan gelip yeni bir insan olmak nasıl bir şeydi?’ gibi mesela. Hani insanı açan, ucu insana dokunan sorulardan bahsediyorum. Çünkü kendinden bahsetmek zor. Kimse kendinden bahsetmek istemiyor; ben hiç istemiyorum, işim gereği ara ara yapmak zorunda kalsam da. Ne kadar korunaklı olduğumu fark ediyorum. Bazen birinin çıkıp beni açacak soruyu sorması gerekiyor: ‘İskoçya’dan neden ayrıldın?’ bir örnek olabilir mesela. Ben mahrem sorulardan yanayım.

Süre dolarken teşekkür ediyorum; cevaplarıyla karakterinin aynı yerden konuştuğunu söylüyorum, öyle de. Alys taraf tutmuyor, Rankin mit satmıyor; ikisinin de gücü bence oradan geliyor. Finalden sonra son soru bir karşılık daha kazandı bu arada: Alys’e sonunda soruldu, hikayesini anlatmasına izin verildi. ‘Yeter ki biri sorsun,’ sezonun da özeti çıktı böylece. Sıradaki sezon en erken gelecek yıl çekime giriyor; olsun, cadılar beklemeyi bilir. Benim sorum da hazır, bir dahaki karşılaşmaya saklıyorum: şey, İskoçya’dan neden ayrıldın?

Fotoğraflar: HBO Max Türkiye

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.