Müzik

Eylül radarı: Sonbaharın ilk hit’leri

Eylül radarı: Sonbaharın ilk hit’leri

Eylülün gelişi ve yazın artık bize tamamen veda etmesiyle birlikte müzik dünyası da 2026’nın farklı bir dönemine adım atıyor. Deniz, kumsal ve güneş üçgeninden çıkıp keskin bir sonbahar atmosferine adım atan bu albümleri derledik.

Tinashe — Popstar

Tinashe’nin sekizinci albümü Popstar, sanatçının uzun soluklu kariyerinin en başarılı albümü olma yolunda ilerliyor. 16 şarkıdan oluşan albüm, ilk haftasında Amerika’da 20 bin kopya satarak Tinashe’ye en büyük Billboard başarısını getirirken Spotify listelerinde de bir numaraya yükseldi.

Tinashe’nin ikonik sound’undan tamamen kopmadan elektronik müzik dokunuşlarını daha yoğun kullandığı albümün ilk teklisi “Melatonin”, fanlar tarafından büyük bir ilgiyle karşılanmış ve dünya çapında beğeni toplamıştı. Kariyerinin başından beri şarkılarını yazan, prodüksiyonunu yapan, müzik videolarını ve reklam kampanyalarını kendi imkanlarıyla karşılayan yetenekli sanatçının, son albümünün single’ı “No Broke Boys” ile yakaladığı başarıyı daha da yukarı taşıdığını görmek de mutluluk verici.

Albüm, Tinashe’nin “parti kızı” olan yanlarını insanı dans etmeye neredeyse zorlayan harika beat’ler üzerinde anlatırken bir yandan da kişisel sorunlarını, başarı ve başarısızlıkla başa çıkma biçimlerini ve tüm bunların yanında aşk acılarını, kalp kırıklıklarını, göz önünde bir popstar olarak aşkı aramanın ve onu korumanın ne kadar zor olduğunu anlatıyor.

Taylor Swift — The Life of Howgirl: The Encore

Aslında bu çalışmaya başlı başına “yeni bir albüm” demek doğru olmayabilir. Bu, daha çok Taylor Swift’in bu yıl çıkan ve hem müzik eleştirmenleri hem de sadık hayran kitlesi tarafından büyük bir hayal kırıklığıyla karşılanan yeni albümü The Life of a Showgirl’ün genişletilmiş The Encore versiyonu.

Dört yeni şarkının yer aldığı bu versiyonda, pop müziğin en çok tartışılan ancak başarısı kimse tarafından reddedilemeyecek en büyük isimlerinden Taylor Swift, büyük oranda yeni evliliği hakkında yazıyor. Şarkılar yalnızca şarkıcının eşi Travis Kelce ile olan evliliğine değil, aynı zamanda medyanın ve çevresindeki insanların bu ilişkiye yönelik tepkilerine de odaklanıyor.

Sanatçı, “Cleveland!” şarkısında “Bu dünyada sizi tamamen katlanılmaz bulmayan birini bulmanız yeterli ve benim de büyük duyurum var: Ben benimkini buldum” diyor. Aynı zamanda tüm medyaya sesleniyor: “İstediğiniz kadar nefret edin, bu benim hayatımın aşkı!”

Şarkıcının pandemi döneminde yayımladığı Folklore ve Evermore albümlerinden ya da sonrasında çıkardığı diğer albümlerden oldukça farklı olan ve özellikle söz yazarlığı konusunda bambaşka bir yola ilerleyen bu albüm, yine beklentilerin altında kalmış gibi görünüyor.

Büyük fanlar, sanatçının yeni sosyal çevresi ve evliliği sebebiyle ilham kaynaklarının eskisi gibi olmadığını düşünüyor. Mutlu bir evliliğin içindeyken eskisi kadar hüzünlü ama mükemmel aşk şarkıları yazamayacağını savunuyorlar. Müzik eleştirmenleri ise Swift’in küçük bir ara verip üzerine yazacağı yeni deneyimler kazanması gerektiğini söylüyor.

Pitchfork, yeni albüm için şöyle diyor: “Evet, Taylor Swift her zaman tüm zamanların en muazzam şarkı yazarlığı külliyatlarından birine sahip olacak. Bunu elinden Taylor Swift bile alamaz; ama yine de elinden geleni yapıyor.”

Nessa Barrett — Tough Love

Kariyerine 16 yaşındayken TikTok videoları çekerek başlayan Nessa Barrett, 2020 yılında ilk teklisi “Pain” ile hayatına başka bir yön vermişti. 2022’de ilk albümü Young Forever’ı yayımlayan sanatçı, geçtiğimiz dört yılda en büyük idollerinden biri olan Lana Del Rey’in onayını alıp sahnesini onunla paylaştı ve müziğinde büyük etkisi olduğunu söylediği ikonik alternatif müzik grubu The Neighbourhood’un sahnesinde ön sanatçı olmak gibi önemli işlere imza attı.

Sanatçının üçüncü albümü Tough Love, Barrett’ın önceki çalışmalarındaki trip-hop ve karanlık pop temellerini alıp pop-rock ve alternatif rock unsurlarıyla çok daha ileriye taşıyor. Dramatik gitarlar, güçlü canlı davullar ve derin yaylılarla örülü; neredeyse bir vampir hikayesi anlatıyormuş hissi veren puslu ve karanlık bir atmosfer hâkim.

Nessa Barrett, bu albümde 70’ler ile 90’ların nostaljik müziklerinden büyük ölçüde beslendiğini belirtiyor. Albümün karanlık ve atmosferik ritimleri için Massive Attack ve Portishead gibi isimlerden ilham aldığını söyleyen Nessa, klasik rock unsurları için Fleetwood Mac’e; yakalamak istediği indie hava için ise Alice in Chains, Arctic Monkeys ve Lana Del Rey’e yöneliyor.

Albüm, “dark romance” ve Hollywood ilişkilerinin yıpratıcı gerçeklerini ele alan konsept bir çalışma. 17 yaşında taşındığı Los Angeles’ta yaşadığı uç noktaları şarkılarına aktaran Barrett; saplantı, yoğun arzu, toksik döngüler ve kırılgan olmaktan korkmak gibi temaları işliyor. Aynı zamanda sanatçının farkındalığı artırmaya çalıştığı mental sorunlardan, kişisel travmalardan ve ilaç kullanımından da bahsediyor.

Yine de Nessa, alternatif bir persona olarak yarattığı “Bad Girl” karakterine de albümde yer veriyor.

Adela — Prima

Önce Dream Academy, sonrasında da “Ain’t in LA” ile dünyanın ilgisini üzerine çeken Slovakyalı sanatçı Adela, ilk albümü Prima’yı yayımladı. Albümün ikinci teklisi “Nicole Kidman”, Oscar ödüllü ünlü oyuncuya adanırken Spotify ve Billboard listelerinde de başarı yakaladı.

Sanatçının Dream Academy yarışmasında elenmesinin ardından yayımladığı mixtape’in tersine ilerleyen Prima, 2010’ların daha “rose-colored” pop müziğine yöneliyor.

Aşk hayatı, erkekler, kariyerinin ani yükselişi ve buna rağmen çocukluğundan beri bu amaç için verdiği çaba gibi konuları işleyen albüm, hem internetten hem de müzik eleştirmenlerinden tam puan almış gibi görünüyor.

Adela, Slovakya gibi küçük ülkelerden gelen genç kadınların eğlence sektöründeki temsil eksikliğini kıran isimlerden biri. Kendisi, Amerikan aksanını “mükemmelleştirmek” için Ariana Grande gibi büyük isimlerin röportajlarını izlediğini ve annesinin de gençken hayranı olduğu büyük pop yıldızlarının şarkılarını tekrar tekrar “çalıştığını” anlatıyor.

Tove Lo — Estrus

2010’ların kraliçesi Tove Lo’nun altıncı stüdyo albümü ESTRUS, oldukça dürüst bir aşk acısı albümü diyebiliriz — dinlerken hem ağlayıp hem dans edebileceğiniz bir aşk acısı albümü elbette.

Tove Lo, derin ve depresif şarkı sözlerini hareketli beat’lerle ve dans müziğiyle harmanlama konusunda uzmanlaşmış bir isim. Önceki işlerine göre biraz daha “sakin” diyebileceğimiz albüm, sanatçının imzası haline gelmiş “messy girl” estetiğini yansıtmaya devam ediyor.

İçinde birçok soru barındıran albümde “I’m your girl, right?” ya da “Are we on a break?” gibi şarkılar Tove Lo’nun son ilişkisine dair bize hikayeler anlatırken, “Die for My Art with a Lonely Heart” gibi parçalar da sanatçının içinde bulunduğu mental durumu ortaya koyuyor.

Sanatçının fanları tarafından “uzun süredir çıkardığı en iyi iş” olarak değerlendirilen albüm, kesinlikle bu senenin en dikkat çekici albümlerinden biri. Turnesi de aynı şekilde merak uyandırıyor.

Jae Stephens — Audacity

Jae Stephens, niş çevreler tarafından oldukça sevilen fakat henüz mainstream müzik ve eğlence sektöründe çok tanınmayan bir isim. Audacity ise sanatçının ilk albümü.

Aslında geçtiğimiz yedi yılda beş küçük albüm ve mixtape yayımlayan, büyük isimlerin projelerinde söz yazarı ya da prodüktör olarak yer alan sanatçı, kendi adıyla inşa ettiği kariyerinin henüz başında.

Benim tavsiyem, en kısa zamanda kendisine bir şans vermeniz ve büyük bir popstar olacak bu isim için biletlerinizi şimdiden almanız.

Daha çok vokal yetenekleriyle bilinen Jae’nin bu albümüne bir “kaos” hâkim. Neyse ki kendisi bu kaosu olabilecek en iyi şekilde yönetiyor. Bu albüm, vokal odaklı bir balad çalışması olmaktan çok PinkPantheress’in Fancy That’i veya Salute’un True Magic’i gibi hiperaktif ve çekici kayıtlardan oluşuyor.

Chxrry’nin bu yılın ortasında çıkan albümü U, Me & My Ego ile birlikte düşündüğümüzde, bu iki ismin R&B’nin yeni yüzleri olacağını söylemek mümkün.

Gelmekte Olan: Troye Sivan — She’s the Best

Troye Sivan, yani pop müziğin kuir prensi.

Dünya çapında büyük başarı yakaladığı son albümü Something to Give Each Other’dan üç yıl sonra yayımlayacağı yeni albümü She’s the Best’in ilk iki teklisi, bizi — ve Madonna gibi büyük isimleri de — heyecanlandırmaya yetti.

Troye Sivan, kariyerinin başından beri utanmadan, çekinmeden, açıktan ve gururla kendisi olan; kuir deneyimler üzerine müzik yapan bir isim. İnternette kendisi hakkında söylenen ifadeyle, “İçinde bir gram bile Katolik utanç olmadan eşcinsel.”

Kendisi, albümün ismini de aldığı “She’s the Best”in arkasındaki ilhamı açıklarken şöyle demişti: “Kalbimi kıran erkekler hakkında onlarca şarkı yazdım ama bana ilham veren muhteşem kadınlar hakkında yeteri kadar konuşmuyorum. Bu şarkı onlar için.”

Albüm, bir önceki işi gibi elektronik dans ve pop müziği unsurlarından oluşacak ve bizi simli makyajlarla sabaha kadar dans ettiğimiz bir dünyaya götürecek gibi görünüyor.

Fotoğraflar: @jaephens, @adelajergova, @tinashenow, @nessabarrett

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.