Vintage estetiğinden beslenen Franny, farklı dönemlerin zarafetini bugünün gardırobuna taşıyor. Markanın kurucusu Leyla Kalkan, geçmişin silüetlerinden ilham alarak zamana direnen parçalar tasarlamanın hikayesini anlatıyor.

Franny markasını yaratmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz? Bu fikrin arkasındaki hikayeyi anlatır mısınız?
Franny aslında planlanmış bir marka fikri olarak başlamadı. Geçmiş dönem kıyafetleri ve estetiğine kendimi her zaman daha yakın hissettim. Gittiğim yurt dışı seyahatlerinden veya Türkiye’deki lokal vintage mağazalardan kendi dolabım için parçalar toplamaya başladım.
Bir noktada bu parçaları sadece kendi dolabım için toplamak yerine başkalarıyla da paylaşma fikri doğdu. Böylece 2019 yılında Franny’nin ilk adımı atılmış oldu.
Tasarım süreci de aslında çok benzer bir şekilde gelişti. Vintage dünyayla geçirdiğim yıllar boyunca farklı dönemlerin kesimlerini, kumaşlarını ve estetik anlayışını yakından görme fırsatım oldu. Zamanla sadece bu parçaları bulmak değil, o dünyadan ilham alan yeni şeyler üretmek istediğimi fark ettim. Franny benim için biraz böyle doğdu. Vintage dünyasından kendime yeni bir yol ve yeni bir üretim alanı yaratmış oldum. Yıllarca farklı dönemlere ait elbiseleri incelemek, silüetleri görmek ve kumaşlara dokunmak bana çok şey öğretti. Franny ismi de J.D. Salinger’ın Franny and Zooey kitabından geliyor. Franny karakterinin dünyaya bakışındaki sadelik ve içtenlik bana her zaman çok etkileyici gelmiştir. Marka için isim ararken o atmosferin Franny’ye çok yakıştığını düşündüm. Bugün Franny geçmişten ilham alan ama bugünün hayatına ait parçalar tasarladığım bir alan.

İlkbahar–Yaz 2026 koleksiyonunun çıkış noktası neydi? Sizi bu sezon en çok hangi fikirler, duygular ya da referanslar besledi?
Vintage dünyayla geçirdiğim yıllar bu koleksiyonun temelini oluşturuyor. 30’lardan 90’lara kadar farklı dönemleri inceleme fırsatım oldu ve bazı dönemlerin zarafet anlayışının bugün hâlâ çok güçlü olduğunu fark ettim. Koleksiyonda özellikle 40’ların feminen kesimleri, 60’ların genç ve modern estetiği ve 90’ların minimal yaklaşımı bir araya geliyor. Tasarlarken bir dönemi birebir yeniden üretmekten ziyade o dönemin ruhunu bugünün hayatına uyarlamak benim için daha anlamlı.
Koleksiyon kaç parçadan oluşuyor? Kumaş, silüet ve renk paletinde hangi seçimler öne çıkıyor?
Koleksiyon toplamda 13 parçadan oluşuyor. Elbiseler, gömlekler, büstiyerler ve takımlar gibi farklı parçalar var ama hepsini bir araya getiren ortak bir estetik dil bulunuyor. Bel hattını vurgulayan ama aynı zamanda rahat giyilebilen formlar benim için önemli. Günlük hayatta da rahatça kullanılabilecek ama aynı zamanda özel hissettiren parçalar tasarlamayı seviyorum. Kumaş tarafında pamuk, ipek, keten ve cupro gibi doğal dokular öne çıkıyor. Renk paletinde ise lacivert, ekru, krem ve yumuşak tonlar var. Çok iddialı renklerden ziyade zamana daha dayanıklı bir palet tercih ettim.

Tasarım yaklaşımınızı tek bir cümleyle tanımlasanız, motto’nuz ne olurdu?
Franny için mottom: Zamana dayanabilecek parçalar tasarlamak.
Franny kadını nasıl biri? Tasarlarken aklınızda nasıl bir karakter var?
Franny kadını gösterişten uzak ama çok karakterli bir stile sahip. Kumaşa, kesime ve
küçük detaylara dikkat eden biri. Biraz romantik bir tarafı da var. Fazla çaba göstermeden şık görünen, kendi tarzını sessizce taşıyan bir kadın.
Yakın gelecekte Franny için hayal ettiğiniz en büyük adım nedir?
Franny’nin zamanla uluslararası bir marka haline gelmesini hayal ediyorum. Ama büyürken en önemsediğim şey markanın ruhunu kaybetmemek. Küçük adetlerde üretim, iyi kumaşlar ve özenli işçilik Franny’nin temelini oluşturuyor. İleride farklı şehirlerde Franny parçalarının yer aldığı seçili butiklerde olmak çok güzel olurdu ama bu değerleri koruyarak büyümek benim için her zaman en önemli şey olacak.