Martin Margiela hiçbir zaman kendini anlatmayı sevmedi. Şimdi ise eskizlerini, prototiplerini, kişisel eşyalarını ve yıllarca sakladığı moda hatıralarını koleksiyonerlerle paylaşıyor. Ortaya çıkan arşiv, görünmez kalmayı seçen bir tasarımcının ardında bıraktığı en kişisel izlerden biri.
Moda dünyasında tasarımcı çoğu zaman markanın arkasındaki insan olmaktan çok markanın kendisine dönüşür. Tom Ford’un takım elbisesini Tom Ford’dan, Rick Owens’ın karanlık dünyasını Rick Owens’dan, Karl Lagerfeld’in Chanel’ini Karl Lagerfeld’den ayırmak neredeyse imkansızdır. Hele bir de marka tasarımcının kendi ismini aldıysa, iş iyice iç içe geçer ancak moda tarihinde bu oyunu tamamen tersinden oynayan bir isim söz konusu: Martin Margiela.
Margiela’nın yıllardır moda dünyasında neredeyse mistik bir figür olarak görülmesinin sebeplerinden biri de tam olarak bu. Herkes onun kim olduğunu biliyor ama kimse onu gerçekten “görmüyor”. Defile sonunda selam vermiyor, koleksiyonunu açıklamak için kameraların karşısına geçmiyor, Instagram’da sabah kahvesini paylaşmıyor. Yıllardır kamuoyunun karşısına çıkmamasına rağmen, hatta belki tam da bu yüzden moda dünyasındaki varlığı hiç azalmadı. Dört beyaz dikiş, numaralardan oluşan bir etiket veya ikiye ayrılmış bir ayakkabı burnu, tasarımcının yüzünden çok daha tanınır hale geldi. Bugün Margiela’ya duyulan hayranlık biraz tasarımlarının kalitesinden biraz da moda dünyasının en sevdiği şeylerden biri olan gizemden besleniyor. İşte tam da bu nedenle Martin Margiela’nın kendi kişisel arşivinin bir bölümünü açık artırmaya çıkarması ilk duyulduğunda biraz garip geldi. Çünkü bir tasarımcı için arşiv yalnızca eski kıyafetlerin saklandığı bir depo değil; eskizler, prototipler, denemeler, başarısız fikirler, kişisel objeler, defile hazırlıkları… Yani biraz günlüğünüzü, biraz aile albümünüzü, biraz da beyninizin içini satışa çıkarmak gibi. Hele söz konusu kişi, hayatı boyunca kendine değil de yaptığı işe bakılmasını isteyen Martin Margiela ise daha da şaşırtıcı.
9 Temmuz 2026’da, Paris’te Maurice Auction ve Kerry Taylor Auctions iş birliğiyle gerçekleşen Martin Margiela: Personal Archives satışı tam da bunu yaptı. 1984’te Antwerp’teki Canette d’Or yarışması için hazırladığı çalışmalarından, 2008’de Maison Martin Margiela’dan ayrıldığı döneme kadar uzanan arşiv, eskizlerden prototiplere, kıyafetlerden kişisel eşyalara kadar 195 lota yayıldı. Margiela yalnızca arşivi vermekle kalmadı, seçki ve sunum sürecine de bizzat dahil oldu. Maurice Auction’a göre bu, yaşayan bir tasarımcının kendi kişisel moda arşivini satmak üzere bir müzayede eviyle doğrudan çalıştığı ilk örnekti.
Tabii açık artırmanın yıldızı, tahmin edebileceğiniz gibi, bir çift Tabi oldu ama mağazadan alınmış herhangi bir Tabi’den bahsetmiyoruz. 1991 yılında, Palais Galliera’daki The World According to Its Creators sergisinde beyaza boyanarak sergilenen ve ziyaretçilerin üzerine yazılar yazıp, çizimler yaptığı bir çift Tabi bottan bahsediyoruz. Dünyada bu şekilde üç çift bulunuyor; diğer ikisi Palais Galliera ve Antwerp’teki MoMu koleksiyonlarında, yani satışa çıkan çift özel ellerde bulunan tek örnekti. 30.000 ila 50.000 euro arasında değer biçilen botlar, açık artırmada 364.000 euro’ya satılarak Maison Martin Margiela için yeni bir dünya rekoru kırdı. Kısacası, bir zamanlar insanların üzerine kalemle bir şeyler karaladığı bu ayakkabı, bugün Paris’te küçük bir daire parası ediyor.
Bana göre ise açık artırmanın en ilginç parçalarından biri Tabi bile değildi. Margiela’nın atölyede gerçekten kullandığı, üzerinde boya lekeleri duran ve yakasında kendi el yazısıyla “Martin” yazan beyaz iş önlüğü 41.600 euro’ya satıldı. Maison Martin Margiela kurulduğunda ekip üyelerinin giydiği bu beyaz önlükler zamanla markanın en güçlü sembollerinden birine dönüşmüştü. Bir başka deyişle, alıcı burada yalnızca eski bir pamuk önlük değil, Margiela’nın çalışırken gerçekten üzerinde taşıdığı bir parçayı satın aldı.

Sonra işler daha da kişiselleşti ve Margiela’nın üzerine telefon numarasını unutmamak için yazdığı rakamlarla birlikte beyaza boyadığı eski çevirmeli masa telefonu 13.000 euro’ya alıcı buldu. 1985 tarihli bir moda eskizi 18.200 euro’ya, Maison Martin Margiela’nın kurulmasından önce hazırladığı 1987 tarihli çalışma dosyası ise 24.700 euro’ya satıldı. Artık burada kıyafetten çok, Margiela’nın zihnine ait kırıntılar satın alınıyordu.
Satıştaki en Margiela-vari parçalardan biri ise gri pamuklu çorapların bir araya getirilmesiyle oluşturulan tek örnek bir üsttü. FW 1991-92 koleksiyonundaki bir fikirden yola çıkan ve Margiela tarafından yaklaşık 2020’de yeniden yapılan parça, 25.000 ila 40.000 euro arasındaki tahminini rahatlıkla aşarak 117.000 euro’ya satıldı. Birkaç çift gri çoraptan altı haneli bir açık artırma sonucuna ulaşmak zaten Margiela’nın tüm kariyerini tek bir objeyle anlatmak gibi. Bir şeyin değerini yalnızca kullanılan materyal değil de arkasındaki fikrin belirlediğini 30 yıl boyunca anlatırsanız, günün birinde çoraplarınız gerçekten 117.000 euro ediyor.
Arşivin daha duygusal tarafı ise, Margiela’nın 1997 ile 2003 yılları arasında kreatif direktörlüğünü yaptığı Hermès döneminden geliyordu. Satışa, annesi Léa Bouchet’nin gardırobundan Margiela imzalı Hermès parçalar da dahil edildi. Bunların arasında FW 2001-02 koleksiyonundan biri diğerinin üzerine giyilebilen iki katmanlı palto 45.500 euro’ya satıldı. Bu parçaların değeri yalnızca Margiela’nın Hermès tarihindeki öneminden gelmiyor. Bunlar aynı zamanda bir tasarımcının annesine verdiği ve onun tarafından gerçekten giyilmiş kıyafetler. Arşivin bir noktada moda tarihinden çıkıp, aile tarihine dönüştüğü yer de tam olarak burası.
Bütün bunların sonunda rakam oldukça net: Açık artırmadaki 195 lotun tamamı satıldı ve toplam satış 1.385.020 euro’ya ulaştı. Başlangıçtaki toplam tahmin yaklaşık 412.000 euro’ydu. Yani moda dünyasının görünmek istemeyen adamı, ortada olmadan yine bütün dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Margiela, arşivini yıllarca bir yerden diğerine taşıdıktan ve sergilere ödünç verdikten sonra artık bir kısmını bırakmanın zamanının geldiğini söylüyor. Onu satışa ikna eden şeyin ise, parçaların koleksiyonerleri ve kurumları mutlu edeceği düşüncesi olduğunu anlatıyor.
Belki de mesele arşivinden vazgeçmek değil, onu dağıtmak. Çünkü Martin Margiela’nın tüm kariyerine baktığınızda zaten sahip olmak, korumak ve kusursuz bırakmak gibi fikirlerle pek ilgilenmediğini görüyorsunuz. Kıyafetleri söktü, astarları dışarı çıkardı, eski objeleri yeniden kullandı ve ayakkabıların üzerine insanların yazı yazmasına izin verdi. Şimdi ise aynısını kendi geçmişine yapıyor. Martin yine ortalıkta yok ancak ona ait her şey ortada…
Fotoğraflar: Getty Images Türkiye