Uzun zamandır “independent woman” kavramı, hayatındaki her şeyi kendi başına halledebilen ve kimseye ihtiyaç duymadan kendi ayakları üzerinde duran kadın üzerinden tanımlanıyor. Güçlü ve bağımsız kadın figürü; kendi parasını kazanan, kendi sorunlarını çözen ve hiçbir koşulda yardım almayan bir tür başarı göstergesi olarak sunuluyor. Bu özellikler, birer güç göstergesi olmanın yanında kadın özgürlüğünün de önemli bir parçası haline geldi. Ancak bağımsızlık, bir noktada hiçbir şeye, özellikle de hiç kimseye ihtiyaç duymamakla eş anlamlı bir hale de geldi. Yardım istememek, güçlü olmanın doğal bir göstergesi gibi sunulmaya başladı. Her şeyi tek başına yapabilmek, bir noktadan sonra güçten çok bir zorunluluğa dönüşmedi mi?
Peki, bağımsızlık neden “her şeyi tek başına yapmak” anlamına geldi?
Her şeyi kendi başına yapabilmek tabii ki özgür ve güçlü hissettiriyor. Fakat her şeyi sürekli yapmak zorunda hissetmek farklı bir durum. Günlük hayatta kadınların aynı anda birçok şeyi yönetmesi artık normal kabul ediliyor. İş, ev, sosyal hayat, ilişkiler, gündelik sorumluluklar ve hatta duygusal problemler… Hepsini aynı anda yönetmeye çalışmak, güçlü ve bağımsız olmanın ardında görünmeyen bir “her şeyi kontrol altında tutmalıyım” ve “her şeyi ben taşımalıyım” hissine dönüşebiliyor.
Bir noktadan sonra güçlü olmakla sürekli sorumluluk almak arasındaki sınır kaybolabiliyor. Oysa bir işi tek başına yapabiliyor olmakla onu tek başına yapmak zorunda olmak aynı değil. Belki de her şeyi yapabilmek değil, her şeyi yapmak zorunda hissetmemek güçlü ve bağımsız olmanın yeni bir göstergesidir. Birinden yardım istemek ya da bir sorumluluğu devretmek, kendi gücünden vazgeçmek değil; belki de asıl özgürlüğün kendisidir. Aslında bağımsızlık “kimseye ihtiyacım yok” demek yerine, “ihtiyaç duyduğumda destek alabilirim” diyebilmek olabilir mi?


“Ben hallederim” demenin görünmeyen ağırlığı
“Ben hallederim” demek çoğu zaman güçlü hissettirse de tekrarlandığında beraberinde başka sorumlulukları ve yükleri de getiriyor. Bu düşünce, sürekli her şeyi üzerine alma döngüsünü besleyerek başkasına anlatmanın ya da işleri paylaşmanın daha fazla efor gerektirdiğini düşündürebiliyor. Böyle yaşamaya devam ettikçe, bir şeyi tek başımıza yapamamak yeterince güçlü değilmişiz ya da başarısızmışız gibi hissettirebiliyor.
Bir noktadan sonra durum her şeyi yapabilmek değil, neden her şeyi tek başımıza yapmak zorunda hissettiğimizi sorgulamak oluyor. Yardım istememek, böylece bir tercih olmaktan çıkıp otomatik bir davranışa dönüşebiliyor. Aslında durum ne kadarını tek başımıza yapabildiğimiz değil, neyi paylaşmayı seçtiğimiz.
Gerçekten bağımsız olmak, her şeyi tek başına yapmak anlamına mı geliyor?
Bağımsızlığın tanımı yeni dönemde, her şeyi tek başına yapmak yerine ne zaman destek isteyeceğini bilmek yönünde evriliyor. İnsanların birbirlerine ihtiyaç duyması, bir zayıflık göstergesi olmaktan çıkıp ilişkilerin doğal bir parçası olarak kabul görmeye başlıyor. Partnerinle sorumluluk paylaşmak, ailenden veya arkadaşından destek istemek ya da profesyonel birinden yardım almak; hatta “bugün bunu ben yapmak istemiyorum” diyebilmek bile bağımsızlığın dışında değil, onun başka bir versiyonu olabilir.
Eskiden “kendi başıma yapabilirim” demek önemliyken, şimdi “tek başıma yapmak istemiyorum” diyebilmek daha önemli ve özgürleştirici olabilir. Belki de yeni bağımsızlık, kime ve ne zaman ihtiyaç duyduğunu seçebilmektir.

Güçlü kadın tanımını yeniden yazıyoruz
Bir süredir “kendi başına başarabilen kadın” kavramı etrafında konuşuyoruz. Yeni nesil “kadın gücü” anlatısı, tek başına bütün yükleri taşıyabilmekten biraz uzaklaşıyor. Biraz da “her şeyi tek başına yapmak istemeyen kadın” fikrini konuşmanın zamanı geliyor.
Her zaman her şeyi çözen, hiçbir zaman desteğe ihtiyaç duymayan ve kendi kendine yeten bu yorucu performanstan uzaklaşıp “Bunu tek başıma yapmak istiyor muyum?” diye düşünmeye başladığımız bir döneme giriyoruz. Bunu diyebilmek de yeni bir güç biçimi olabilir.
Bazen “bilmiyorum” demek, bazen “tek başıma yapmak istemiyorum” demek, bazen de sadece yanında biriyle olmak ve bir şeyleri paylaşmak istemek mümkün. Kadınların “güçlü görünmek” yerine hayatlarını kendileri için daha kolay hale getirmeyi tercih ettiği bir döneme giriyoruz. Hayattaki tüm yükleri tek başına taşıyabilmek bir başarı olabilir; fakat onları paylaşmayı seçmek de aynı şekilde bir tercih. Çünkü bağımsız olmak, yalnız kalmak zorunda olmak anlamına gelmiyor.
Fotoğraflar: @gettyimagesfanclub