Seyahat

İki ayrı dünya: Buda ile Pest

İki ayrı dünya: Buda ile Pest

Tuna’nın iki yakasını birbirine bağlayan köprüler gibi, Budapeşte de geçmişi ve bugünü aynı anda yaşıyor. Bunu hiç çaba göstermeksizin yapması ise bu şehri büyülü kılıyor.

Budapeşte’ye ilk gittiğimde şehrin beni bu kadar alt edeceğini tahmin etmemiştim. Ferihegy Havalimanı’ndan şehir merkezine uzanan yolda taksi camından akan manzara; sarı taş binalar, Art Nouveau cepheler, Stalinist bloklar ve hepsine hakim olan tanımsız zarafet. Budapeşte, Orta Avrupa’nın en çok fotoğraflanan ama en az anlaşılan şehirlerinden biri. Her yıl milyonlarca turist, köprülerin önünde fotoğraf çektiriyor, Büyük Pazar’da paprika satın alıyor, Széchenyi Hamamı’nın sıcak sularında yarım saat oturuyor ve gidiyor. Ama şehir onlara gerçek yüzünü göstermiyor. Gerçek Budapeşte, sabahın beşinde Nagycsarnok’un önünden geçen kasap arabasının sesinde, gece yarısı Kazinczy sokağından taşan müzikte, eski bir palasonun avlusunda kim olduğu bilinmeyen bir heykelin gölgesinde bekliyor.

Buda yakasını anlamak için Kaleli Tepe’ye sabah saat sekizden önce çıkmak gerekir. Turistler henüz gelip doldurmadan önce, taş döşeli sokaklarda sadece yerel halk ve onların köpekleri dolaşır. Fisherman’s Bastion’ın neoromanesk kuleleri, henüz güneşin düşmediği saatlerde neredeyse İskandinav bir soğuklukla parlar. Gri, mesafeli ama derin biçimde güzel. Matthias Kilisesi’nin çini çatısı ise ışık değiştikçe bambaşka bir renk alır; sanki her saatte yeniden boyanır.

Fisherman’s Bastion’ı, Buda yakası turistler doldurmadan, sabahın erken saatlerinde ziyaret edin. Neoromanesk kuleler, ilk ışıkta bambaşka bir soğuklukla parlar.

Matthias Kilisesi çini çatısı, gün içinde ışığın değişimiyle her saat yeni bir renk alır ve sanki durmadan yeniden boyanır.

Pest ise neredeyse karşıt bir enerjiyle nefes alıyor. Grand Boulevard boyunca yürüdüğünüzde, şehir üzerinize yığılıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Espresso barlar, antika dükkanlar ve sokak müzisyenleri, Fin Çağdaş Sanatı sergileyen küçük galeriler arasında kayboluyor. Andrássy Bulvarı ise bütün bunları bir aşkınlıkla toparlayıp UNESCO mühürüyle sarmalıyor.

Andrássy Bulvarı, Budapeşte’nin UNESCO korumasındaki ana damarı. Espresso barlar, antika dükkanlar ve küçük galeriler arasında kaybolmak için biçilmiş bir güzergah.

Sofralar ve ruhlar

Macar mutfağı hakkında en sık yapılan yanılgı, onun yalnızca et ve paprikadan ibaret olduğu düşüncesi. Elbette bir geç kış öğle yemeğinde, Borkonyha’da içtiğim gulyás, omuriliğime kadar beni ısıttı. Ama aynı Babel’in yemeklerini tattığınızda anlayacaksınız ki bu mutfak, derinliklerde bir yerlerde Fransız inceliğiyle Osmanlı yoğunluğu arasında kendine ait bir dil kurmuş.

Ruin barlar ise apayrı bir kategori. Romkocsma kültürü, 2000’lerin başında çökmekte olan Yahudi mahallesi Erzsébetváros’ta doğdu. Binaları yıkılmayı beklerken, gençler onları geçici barlara dönüştürdü. Hala işleyen Szimpla Kert artık küresel bir ikon. Ama asıl keşfedilesi olan Ellátó Kert ya da Instant-Fogas gibi iç içe geçmiş labirent mekanlar; bunlar şehrin gerçek dilini konuşuyor.

Tuna kıyısında tarihin en zarif yatağı

1902’de, Erzsébet Kraliçe’nin kızı Prenses Matild için inşa edilmiş bu Fransız Neo-Barok saray, yüz yılı aşkın bir aradan sonra 2022’de yeniden açıldı ve Budapeşte’nin konaklama sahnesini tek başına yeniden tanımladı. Matild Palace, şehrin kalbinde, Erzsébet Köprüsü’nün hemen yanı başında, Elizabeth Bulvarı’nın köşesinde yükselen bir yapı. Bir otel demek haksızlık olur, burası yüzlerce yıllık bir hafızanın yeni bir bölümü gibi. Lobiye ilk adım attığınızda Lydia Forte imzalı iç mimari sizi alıp götürür; orijinal mozaikler, fresklerin dikkatlice restore edilmiş köşeleri, el dokuma halılar ve Macar geleneğiyle modern duyarlılığın mükemmel diyaloğu. Odalar, özellikle de Tuna’ya bakan suite’ler, gece şehrin ışıklarında öyle bir kompozisyon sunuyor ki perdeyi çekmeye kıyamıyorsunuz. Matild Café ise ayrı bir şaheser. Altın tonlarla donatılmış bu Fransız pastane-kafede Budapeşte’nin en iyi şampanya kahvaltılarından birini yaşıyorsunuz. Kahveniz gelmeden önce sizi selamlayan petek bal, güne başlama şeklinizi sonsuza dek değiştiriyor.

Budapeşte, seyahat ettiğim şehirler arasında beni en derinden sarsan, bir türlü tamamen ayrılamadığım, her ayrılışta biraz da üzüldüğüm bir şehir. Belki tarihin bu kadar ağır ama bu denli güzel oturduğu başka bir yer yok. Belki gece geç saatte, Tuna’yı kıyıdan izlerken hissettiğiniz o tuhaf huzur başka bir nehirde yok. Belki de yalnızca iyi bir yer ve bizi harika hissettiriyor.

Fotoğraflar: Getty Images Türkiye

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.