MODA

Modada dini semboller: İlahi estetiğin yükselişi

Modada dini semboller: İlahi estetiğin yükselişi

“Kiliseden çıkan insanları izlerken, nasıl göründüklerine hayran kaldım. Valentino, Escada, Oscar de la Renta. Tanrı ve modanın bu kadar iyi bir araya gelmesinin sırrı ne?” — ​​Carrie Bradshaw, Sex and the City

Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki dar sokaklarda yürürken, kendimi sık sık vitrinlerde, tablolarda ve zamanın akışında gizlenip kaybolmuş sanat eserlerinde, Rönesans döneminden kalma küçük dini simge ve tasvirlere hayranlıkla bakarken bulurum. İtalya’da din ve inanç, katedral fresklerinin ihtişamından, dekoratif eşyalar ve kutsal objelerle dolu eski antikacılara kadar yaşamın her alanında varlığını hissettirir; inananların boynundaki mütevazı tespihlerden, gençlerin bir moda ifadesi olarak takı veya kıyafet motifi şeklinde taşıdığı haçlara kadar her yerde kendini gösterir. Dini simgeler ve tasvirler, yeniden doğmanın yeni yollarını bularak zamana meydan okumaya devam eder.

Tarot kartlarından tesbihlere, vaftiz töreni podyumlarından aziz heykellerine; modanın son tutkusu, bizden bir şeye inanmamızı istiyor. Dünyadaki dinlerin (hepsi olmasa da pek çoğunun) kendine özgü motifleri, simgeleri ve süslemeleri vardır; bunlar farklı olsalar da yine de büyük önem taşırlar. Söz konusu unsurlar, dini hak ettiği saygıyla temsil ederken, inananların imanını ve dinin topluma verdiği dersleri de simgeler. Moda, bu simgelerin yaratıcı dünyaya taşınması ve daha geniş kitleler tarafından görülmesi noktasında bir araç işlevi görür. İnanç ve din, her alandan tasarımcı için kültürel açıdan zengin ve çeşitli ilham kaynaklarıdır; bu da dünyanın dört bir yanındaki toplumların inanç kültürlerini onurlandıran çarpıcı eserlerin ortaya çıkmasını sağlar. Moda, diğer pek çok kültürel biçimin aksine, doğrudan bedene temas eder. Ağırlığı bilir; sürtünmeyi bilir. Simgeli bir kolyenin tene yaptığı baskıyı, bir sabahlığın hareketi nasıl kısıtlayabileceğini ya da bir boncuğun avuç içinde nasıl ısındığını bilir. Burada inanç soyut bir kavram değildir. Aslında, inancın; fiziksel benliğin, dünyevi arzuların veya insani sınırların ruhani yakınlığı zedelediği yönündeki ısrarına rağmen moda şunu kanıtlıyor: Beden, sizinle yüce olanın arasına giren bir engel değildir; aksine, belki de ona yaklaşmanın tek yoludur.

Met Gala’nın en ilahi gecesi

Bundan neredeyse on yıl kadar önce, moda tutkunlarının hayatını değiştirecek bir etkinlik gerçekleşti: Met Gala 2018: Heavenly Bodies (Cennetsel Bedenler). Seçilen bu tema, muhtemelen Met Gala sahnesine taşınmış en iyi temaydı. Bilmediğim bir sebeple, neredeyse tüm kadın ünlüler kendilerine verilen görevi tam anlamıyla kavradı ve her biri bunu kendine has bir şekilde hayata geçirdi. “Heavenly Bodies” teması; modanın Katolik hayal gücüyle harmanlanması olarak ele alınıyor ve moda tasarımcılarının eserleri de bunun etkilerinden besleniyor. “Heavenly bodies” ifadesinin kendisi; gezegenler ve yıldızlar gibi uzayda var olan cisimlerden, melekler ve tanrısal figürler gibi cennete özgü varlıkları temsil eden unsurlara kadar pek çok farklı şekilde yorumlanabiliyor. Temanın yoruma açık yapısı, her bir tasarımın duruma göre şekillendirilip biçimlendirilmesine olanak tanıyarak, çeşitlilik barındıran ve sanatsal açıdan son derece başarılı bir görünüm yelpazesi ortaya koyuyor.

İlahi semboller kırmızı halıda

İşin özünde, haçlar, görseller, başlıklar ve sembolik renkler kullanarak görünümlerini doğrudan inancın imgeleriyle ilişkilendirdiler. Her bir kıyafet tema içinde farklı ama önemli bir şeyi temsil ediyor ve elbette bunu muhteşem bir şekilde uyguluyorlar. Rihanna, tema için oldukça uygun bir şekilde ‘pope-realness’ havası veriyor ve her zaman ortaya çıkıp kendini göstermeyi seven kişisel tarzına da uyuyor. Kıyafetinin tek bir kısmı bile ışıltıdan eksik değil, hatta buna ışıl ışıl gülümsemesi bile dahil. Lana Del Rey ise her zaman kalabalığı etkilemenin bir yolunu buluyor ve kıyafeti de bunu kesinlikle başarıyor. Bana, “Our Lady of Sorrows”dan ilham alan, bir meleği hatırlatıyor. Farklı renklerde birkaç kanadı, saflığı temsil eden beyazlığı, etrafındaki halosu ve tabii ki göğsünü delen birçok hançeri var. Bu tema, diğer tüm Met Gala temalarında olduğu gibi, katılanlar ve izleyenler tarafından farklı şekillerde yorumlanabilir. 2018’de sanki suya bir şey karışmış gibiydi, çünkü her yıl görmeyi dört gözle beklediğimiz moda ikonları bu kez gerçekten kendilerini göstermişti. Kendilerinden beklenen testi tam olarak anlamışlardı ve büyük bir başarıyla geçtiler. Kendi Heavenly Bodies’lerini moda tarihine başarıyla kazandırdılar.

2017 Grammy Ödülleri’nin tartışmasız en çok beklenen ismi Beyonce, hayal kırıklığı yaratmayan bir performans sergiledi. İkizlere hamile olan sanatçı, Grammy adayı kızlarıyla övünen annesi Tina Knowles tarafından sahneye davet edildi. Knowles, “Hanımlar ve beyler, bir annenin gururuyla, Beyonce,” diye duyurdu. Altın rengi bir elbise ve başlık giyen Beyonce, yedek dansçılarla çevrili uzun bir masanın üzerinde performans sergiledi. Bir sandalyeye oturdu ve yerçekimine meydan okuyan bir numarayla geriye yaslandı; tiyatrodakiler bunun gösteriden önce hazırlanmasının biraz zaman aldığını söyledi. Ancak bitmek bilmeyen Güneş Tanrıçası rutininden başka bir mesaj daha vardı: Hamilelik seksi. Annelik ilahi. Bu, doğumla ilgili birçok imgeyle anneliğe bir övgüydü.  Daha sonra, New York Post “Bebek sahibi olmak bir mucize değildir ve sizi bir tanrıça yapmaz” başlıklı bir makale yayınladı.

Moda, inanç ve anlam arayışı

Lüks modada Tanrı, melekler, azizler, haleler, kanatlar, altın ve göksel imgeler dini sembollerden daha fazlası haline gelir. Güzelliğin, gücün, saflığın ve dönüşümün sembolleri olurlar. Haute couture, insan vücudunu neredeyse dünya dışı bir görünüme kavuşturarak bir kişiyi azize, meleğe veya göksel bir figüre dönüştürebilir. Lüksün kendisinde de doğuştan gelen dini bir unsur vardır: ritüeller, işçilik, ayrıcalık ve tek bir giysiye duyulan bağlılık. Bu anlamda moda, dinden sadece ödünç almakla kalmaz. Giysinin bağlılık nesnesi haline geldiği ve tasarımcının neredeyse ilahi bir şeyin yaratıcısı olduğu kendi ibadet biçimini yaratır.

Bu farklı anları birbirine bağlayan şey, ortak bir anlam ve amaç arayışı. Modanın inançla kurduğu ilişki, dogmalardan ibaret değil. Bu, organize dine bir dönüş olmadığı gibi, yalnızca yeni bir estetik döngü de değil. Bundan çok daha karmaşık bir şey: güç, tarih, travma ve güzellikle yapılan bir hesaplaşma. Tasarımcılar bize bir şeye inanmanın ne demek olduğunu yeniden hatırlatıyorlar. Ritüele, emeğe, zanaata ve dönüşüme inanmaya çağırıyorlar. Çünkü ruhani dilimizin giderek silikleştiği bir dönemde, moda belki de bize yeniden anlam yaratmanın yollarını gösteriyor.

Fotoğraflar: @yvessaintmess

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.