“Altı Üstü İstanbul”un Alina’sı İpek Çiçek, seti neden evinde gibi hissettiğini, sancılı başlayan o dönüşüm yolculuğunun nasıl şefkate evrildiğini ve karavandan sahneye uzanan ritüellerini anlatıyor. “Hem harbi hem barbie” bir oyuncunun iç dünyasına samimi bir bakış.
Kariyerinde “Tamam, ben gerçekten doğru yerdeyim ve bu işin bir parçasıyım” dedirten, seni hem mesleki hem de ruhsal olarak en çok dönüştüren o özel an ya da proje hangisiydi?
Tek bir proje söylemek zor. Bütün işlerim beni dönüştürdü. Sadece uzun bir süre bu dönüşüm benim için sancılıydı. İlk günden beri set kendimi en ait hissettiğim yerdi. Bunun da etkisiyle zamanla sancıyla değil, şefkatle dönüşmeye başladım. “Gerçekten doğru yerdeyim” dediğim bir sürü an var. Bana en çok gayretle bitirilmiş uzun günlerin ardından eve dönerken uğrar bu his.
Şu sıralar ekranda izlediğimiz Altı Üstü İstanbul dizisinde hayat verdiğin Alina karakterinin o iddialı dünyası ile senin kişisel enerjin nerede çakışıyor, nerede ayrışıyor?
Alina duygularını çok daha dışarıdan yaşayan biri. Ben ise günlük hayatımda daha dengede kalmaya çalışıyorum. Bu bana oyuncu olarak farklı karakterlere daha rahat yaklaşabildiğimi hissettiriyor. Tabii yoğun çalışma temposunda bunu her zaman koruyamıyorum. Böyle zamanlarda da her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine sürece güvenmeyi seçiyorum.
Kamera “kayıt” demeden önceki o son 60 saniyede zihninde neler yaşanır; karakterin enerjisine girmek için sığındığın özel bir ritüelin var mı?
Benim için karakterime bürünme süreci hazırlık aşamasında başlıyor. Hazırlık karavanına giren benle çıkan ben arasında fark edilir bir değişim oluyor. Hazırlık benim için karaktere açılan bir pasaj gibi. O yolun sonunda artık ben değil, Alina çıkıyor. Son 60 saniyelik olmasa da böyle bir ritüelim var diyebilirim.
Sosyal medyadaki hızlı akış ile kendi iç dünyandaki sakinliği dengede tutmak için nasıl bir sınır çiziyorsun?
Sanırım bir sınır çizmiyorum henüz. Sosyal medyada bir varlık göstermeye çalışıyorum. Bir gözlemci olmaktansa, iletişimin bir parçası olmak bana daha konforlu hissettiriyor. Özellikle şu sıralar karakterimle ilgili sosyal medyada birçok içeriğe denk geliyorum. Bu beni çok memnun ediyor ve kendimi kaptırıyorum sanırım.
Hayatının tam olarak şu dönemini bir film ismi veya bir şarkı ile özetleyecek olsan, bu hangisi olurdu ve sana ne hissettiriyor?
Bu dönem sosyal medyada benimle ve Alina karakteriyle bağdaştırılan benim de çok beğendiğim bir parça var ‘1453 Freestyle’ sanırım ismi. Hayatımın arka planında çalıyor diyebilirim.
Bugüne kadar canlandırdığın ya da canlandırmayı beklediğin karakterler arasında, kendi kişiliğine en uzak bulduğun bir duygu veya davranışla nasıl empati kuruyorsun?
Canlandırdığımız karakterler bir süre için, en çok vakit geçirdiğimiz kişiler haline geliyor. Bugüne kadar empati kurmakta zorlandığım karakterlerim oldu. Koşulları çok uç ve bazen çok kısıtlıydı. Tecrübe edindikçe kendimi rahatlatmayı ve teslim olmayı öğrendim. Anlamak sadece mantıkla mümkün olmayabilir. Dinlemek gerek.
Gardırobunda senin “imza parçan” diyebileceğin o tek şey nedir ve hayatından asla çıkarmayacağın zihinsel “parça” ne olurdu?
Jean olan her şey kalp ben.
Seni sadece sosyal medyadan veya ekrandan takip edenlerin öğrendiğinde gerçekten şaşıracağı gizli bir yeteneğin, tuhaf bir alışkanlığın ya da hobin var mı?
Manuel araba kullanıyor olmam genelde insanları şaşırtıyor. Sette araba kullanma sahnelerinden önce mini bir pratiğe ihtiyaç duyuyorum. Hem harbi hem barbie’yim.
Yoğun bir çekim temposunun ardından zihnini ve enerjini tamamen sıfırlamak istediğinde sığındığın o “terapi gibi gelen” yer veya aktivite nedir?
Gibisi fazla direkt terapiye gitmek bana çok iyi hissettiriyor. Yoğun set temposunda vazgeçmemeye çalıştığım ilk şey terapim ikincisi spor. Bedenimle ve zihnimle ilgilenmeyi çok önemsiyorum.
Zamanı geri sarıp oyunculuk maceranın en başındaki İpek ile karşılaşsan, ona geleceğe dair vereceğin tek bir tavsiye ne olurdu?
Görülmekten korkma derdim.