Dior Haute Couture Sonbahar/Kış 2026-2027 defilesini izlerken, her tasarımdaki farklı detayla bizi kendine hayran bırakan bu koleksiyonun ilhamının nereden geldiğine göz attığımızda moda, heykel ve sanat bir arada karşımıza çıkıyor.
Koleksiyon ilhamını farklı yerlerden alan Jonathan Anderson, önce Amerikalı heykeltıraş Lynda Benglis’in heykellerinde kullandığı tekniklerle kumaş dokularını dönüştürme fikrini bir araya getiriyor. Lynda Benglis’in eserlerini oluştururken kullandığı tekniklere baktığımızda ise katlama, düğümleme ve hacim yaratma öne çıkıyor. Tasarımdaki kumaşlar ise Jonathan’ın hayal gücüyle mankenler üzerinde, Benglis’in eserlerini anımsatan heykelsi yapılara dönüşüyor. Drapeler, el işçiliğiyle oluşturulan düğüm detayları ve hacimli silüetler, couture’un kumaşı yalnızca bir malzeme değil, şekillendirilebilir bir sanat eseri olarak ele aldığını gösteriyor.



Tasarımları detaylı incelediğimizde ise kültürel detaylar gözümüze çarpıyor. İşte tam bu noktada Jonathan bizi Lynda Benglis’in uzun yıllar vakit geçirdiği Hindistan’ın Ahmedabad kentine götürüyor. Bana kalırsa defilenin gerçekleştiği Paris’teki Musée Rodin’in yemyeşil bahçeleri de Ahmedabad’ın doğasını anımsatan atmosferiyle koleksiyonun anlatısını tamamlıyor.






Koleksiyondaki diğer detaylarda ise Benglis’in 1970’lerde yarattığı Peacock (Tavus kuşu) serisinden ilhamlar gözümüze çarpıyor. Renkli çiçek işlemeleri, boncuk detayları ve desanli yüzeyler couture yorumuyla yeniden hayat buluyor.
18. yüzyılda Hindistan’da ortaya çıkan chintz adı verilen geleneksel pamuklu baskı kumaşlar, çiçek desenleri ve zengin el işçiliğiyle koleksiyonun aksesuarlarında karşımıza çıkarken; canlı çiçek, yaprak ve kuş motifleri de chintz kumaşlarının karakteristik desenleri arasında yer alıyor. Mini Lady Dior ve Petit Diner çantalarındaki detaylar da Jonathan Anderson’ın koleksiyonda yeniden yorumladığı kültürel referanslar arasında.


Koleksiyon sadece Hindistan’dan ilhamlar bulundurmuyor, aynı zamanda Lynda Benglis’in yaşadığı Santa Fe’den de izler bulunduruyor. Renk paleti ve çiçek motifleriyle bu iki coğrafyanın buluşmasını sağlıyor.
Moda, sanat ve kültür arasındaki yıllardır birbirini besleyerek güçlenen ilişki, bu koleksiyonla bir kez daha karşımıza çıkıyor. Jonathan Anderson, Lynda Benglis’in heykelsi dünyasını Hindistan’ın köklü tekstil mirası ve Dior’un haute couture ustalığıyla buluşturarak geçmiş ile bugünü aynı yaratıcı yorumuyla bir araya getiriyor.
Fotoğraflar: @jonathan.anderson, Dior Press