Sosyal medya içeriği için yaratılan kadın+ karakterler, yanından geçip gittiğimiz insanlar hakkında ne söylüyor?
Sosyal medyanın akışı aslında gün boyu gerçek insanların yanından hızla kayıp geçmemiz üzerine çalışıyor; o yüzden Kadir Çete’nin bir kuaför çırağını ya da camdan bağıran bir mahalle kadınını oynadığı anda durup izlememiz başlı başına ilginç geliyor olabilir. Bize gelmiyordur da, normatif algı için söylüyorum bunu. Günde belki onlarca Çete’nin içerikleri için yarattığı karakterlerden biri olan Zülfiye’nin yanından geçiyoruz ve hiçbirini fark etmiyoruz ama aynı kızı bir telefon ekranında, üstelik kurmaca olarak karşımıza çıkınca gözümüz ona takılabiliyor. Bunun sosyokültürel okumasını yapma kısmını şimdilik geçiyorum, sadece biraz kendi bakışımızı eleştirmek istedim, kendimi de dahil etmeyi unutmadan. 1999 Elazığ doğumlu, tam zamanlı bir sağlık personeli olarak çalışırken TikTok ve Instagram’da kendi karakter evrenini kuran Çete’yi bir süredir bu yüzden takip ediyordum ve sonunda bu tiplerin nereden geldiğini ona doğrudan sormak istedim.
Çünkü onun canlandırdığı karakterlerde aklınızda kalan, hatta biraz da içinizi sızlatan bir tanıdıklık var. Zülfiye’yi de Perihan’ı da ilk kez izliyor olsanız bile onları çoktan bir yerlerden tanıdığınızı, geçen bayram bir kuaförde ya da apartman boşluğunda yanlarından geçmiş olabileceğinizi hissediyorsunuz. Çete bu insanları sıfırdan uydurmuyor; içerik ekonomisinin sürekli İstanbul’a, plazaya, parlak hayatlara bakmayı öğrettiği bir çağda kamerayı tam ters tarafa, çoğumuzun görmezden gelmeyi öğrendiği insanlara çeviriyor. Bu evreni içerik dünyasının Los Angeles’ı sayılan İstanbul’da değil de Elazığ’da, üstelik bir balkonda kurmuş olması da belki bu yüzden tesadüf gibi gelmiyor bana, öyle tanımlamanın haksızlık olacağını düşünüyorum; malzemesini gündelik hayatın kimsenin durup bakmadığı kıyısından topladığı için anlattığı her tip gerçekten tanıdık bir yüz taşıyor.
Kendini modern bir Nasreddin Hoca anlatıcılığına yakın hissetmesinin sebebi de burada; (bu tanımlama artık feci klişe duyulsa da) güldürürken aynı anda düşündürmeyi, kahkahanın hemen arkasından bir bakışı izleyicinin içine bırakmayı önemsiyor. Bu röportajda asıl açığa çıkan da komedisinin altına yerleştirdiği o ısrarlı tez oluyor. Çete’nin kadın+ karakterleri durmadan bir şeye katlanıyor ve bu katlanışı öyle içselleştirmişler ki üzerine ses çıkarmak akıllarına bile gelmiyor; kadın ister evde olsun ister lüks bir plazada, görünmeyen yük dönüp dolaşıp yine aynı omuzlara biniyor. Çete de bu hikayeleri görünür kıldıkça bir toplumsal eleştiri alanı açtığını söylüyor, çünkü değişimin belki de önce fark etmekle başladığına inanıyor.
Aşağıda, telefonunun notlarına “Sen artık ünlü birisin” yazdığı o pazar gününden başlayıp güldürdüğü her karakterin arkasında sakladığı görünmez hikayeye uzanan bir sohbet var.
Senin ağzından dinlemek isterim: Kadir Çete kimdir?
Kadir Çete; insanları izlemeyi seven, detaylarda kaybolan ve o detaylardan hikaye çıkaran biri. Günlük hayatta çoğu kişinin fark etmediği mimikleri, cümle aralarını, hatta kılık kıyafetle anlatılan karakterleri biriktiriyorum diyebilirim. Belki de bu yüzden insanlar beni genelde “eğlenceli” buluyor ama işin arkasında ciddi bir gözlem var.
Sohbet etmeyi, yeni insanlar tanımayı ve onların dünyasına kısa da olsa girmeyi seviyorum. Çünkü aslında anlattığım karakterlerin hepsiyle bir şekilde tanıştım; hepsi hayatımın bir noktasından geçmiş insanlar. 1999 Elazığ doğumluyum, sağlık alanında eğitim aldım ve yakın zamana kadar aktif olarak çalışmaya devam ediyordum. Elazığ’da başlayıp büyüyen bu içerik yolculuğu benim için biraz da “Ben bunu çekmeliyim” dediğim anların birikimi. Şu an yaptığım şey tam olarak bu: gördüğümü, hissettiğimi ve yakaladığım o küçük anları kendi dilimle anlatmak.
Türkiye’nin içerik dünyasının Los Angeles’ı İstanbul’da olmayıp tam zamanlı sağlık personeli olarak çalışırken TikTok ve Instagram’da karakter evreni kurulması ne hiç duyulmamış ne de çok alışılmış bir hikaye değil. Telefonu ilk eline alıp “Ben bunu çekmeliyim” dediğin anı hatırlıyor musun?
Aslında üretmek hep vardı aklımda ama Elazığ’da yaşıyor olmak, bunu bir ihtimalden çok uzak bir hayal gibi hissettiriyordu. Sosyal medyanın bu kadar büyümesi ve herkes için bir alan açması o mesafeyi biraz kırdı. Hiç unutmuyorum: 2025 Eylül, bir pazar günü. Balkonda oturmuş Reels izliyordum ve izlediğim videoları kendi kendime eleştiriyordum: “Bunu şöyle yapsa daha iyi olurdu, böyle çekse daha çok izlenirdi…” Bir noktada kendime şunu söyledim: “Kadir, sen neden çekmiyorsun?”
O soru aslında her şeyi başlatan şey oldu. Yaklaşık yarım saat oturup gerçekten düşündüm ve sonunda “Evet, ben de çekmeliyim” dedim. Hatta o anın etkisiyle telefonumun notlarına “Sen artık ünlü birisin” yazdım. Daha ilk karar anında. Aynı gün birkaç karakter oluşturdum, birkaç gün sonra da ilk videoları çekmeye başladım. O günden sonra da aslında durmadım.
Karakterlerini izlerken hep şunu merak ediyorum: bu insanları nereden tanıyorsun? Zülfiye mesela, bayram öncesi kuaför çırağı o kız, herkesin bir yerden bildiği ama kimsenin tam görmediği biri. Onu nasıl buldun?
Aslında karakterlerimin neredeyse hepsiyle bir şekilde tanışmışlığım var. Hepsi hayatımın bir yerinden geçmiş insanlar. Bazıları ise çok daha sıradan; çoğu zaman kimsenin fark etmediği, hatta görmezden geldiği kişiler. Zülfiye de onlardan biri. Onu mahalle kuaföründeki çırak kız olarak kurguladım ama aslında Zülfiye gibi saf ve masum kızlar hayatın her alanında var. Aile baskısıyla büyüyen, kendi kararlarını veremeyen, çoğu zaman yok sayılan ama bir şekilde var olmaya çalışan bir karakter o.
Küçüklüğümde annemle birkaç kez kuaföre gittiğimi hatırlıyorum. Oradaki çırak kızlar, gözlemlediğim kadarıyla zihnimde böyle bir yer etmişti. Ben de aslında toplumda görmezden gelinen o “Zülfiyeleri” biraz daha görünür kılmak istedim.
Senin bedenin çok rahat geçiş yapıyor karakterler arasında. Mutfaktan söylenmeler, aile ziyaretlerinden çıkan hesaplaşmalar, müdürünün şımarık kızı… bir bakışla anlattığın o bütün hayat kurgusu. O fiziksel dil sana nereden geliyor, hep böyle miydin?
Sanırım bunun en büyük sebebi insanları fazlasıyla detaylı gözlemlemem. Sadece ne söylediklerine dikkat etmiyorum; sohbet ederken ellerini nereye koyduklarına, yürüyüşlerine, yemek yerkenki hallerine kadar her detayı gözlemliyorum. Küçük gibi görünen o detaylar aslında bir karakterin en gerçek tarafını oluşturuyor.
Bir yandan da çocukluğumdan beri kendimi tek bir kalıba sokmadan, farklı ortamlarda bulunmayı seven biriydim. Bu da bana çok farklı insanları gözlemleme şansı verdi. Her ortamdan, her karakterden bir şeyler biriktirdim diyebilirim.
Aslında fiziksel dilim hep vardı. İlkokuldan beri taklit yapmayı çok seviyordum. Zamanla bunu biraz daha geliştirip, gözlemlediklerimle birleştirince bugün ortaya çıkan şey oldu.
Videolarında önce gülüyoruz, sonra bir şey takılıyor. Bir cümle, bir bakış ve o komedi bir anda başka bir yere gidiyor. En azından benim için öyle. Bana o kırılma anının nasıl çalıştığını bir karakter üzerinden anlatır mısın?
Aslında bu biraz iddialı gelebilir ama ben içeriklerimi üretirken kendimi bir noktada modern bir Nasreddin Hoca anlatıcılığına yakın hissediyorum. Onun o güldürürken düşündüren tarafı benim de en çok önemsediğim şeylerden biri. Sadece insanları güldürmek hiçbir zaman tek amacım olmadı. Hatta bazı videolarımda çok yüksek kahkahalar yoktur; daha çok herkesin hayatında denk geldiği ama belki üzerine düşünmediği anları görünür kılmak isterim.
Perihan karakteri de bunun en net örneklerinden biri. Mahallede anne ve babasıyla yaşayan, çocuklar biraz ses çıkardığında camdan bağıran, bazen su döken, onları ailelerine şikayet eden o “huysuz kadın”… Hepimizin bir şekilde tanıdığı bir figür. Ama ben Perihan’ın sadece o görünen tarafını değil, arka planını da hissettirmek istedim. Kendi hayatını ikinci plana atmış, yaşlı anne ve babasına bakmayı seçmiş, bu sorumluluğun içinde sıkışmış bir kadın o. O sertliği de biraz oradan geliyor aslında.
Günlük hayatta güldüğümüz, sinirlendiğimiz ya da yargıladığımız karakterlerin çoğunun arkasında görünmeyen hikayeler olduğunu düşünüyorum. Ben bazen bu hikayeyi doğrudan anlatıyorum, bazen de izleyicinin hayal gücüne bırakıyorum. Ama arka planda bir hikaye olduğunu izleyen herkes bir şekilde hissediyor.
Senin içeriklerinde kadınlar hep bir şeye katlanıyor ama o katlanışı o kadar normalleştirmiş durumdalar ki fark etmiyorlar bile. Bu aslında ev içi emeğin, mahalle baskısının, “Böyle gelmiş böyle gider”in bir portresi. Sen bunu toplumsal bir eleştiri olarak mı düşünüyorsun, yoksa sadece gördüğünü mü anlatıyorsun?
Aslında yapmak istediğim şey tam olarak bu: bir toplumsal eleştiri alanı açmak. Çünkü özellikle kadınlara yüklenen sorumlulukların ne kadar erken başladığını ve zamanla nasıl “normal” kabul edildiğini çok net görüyorum. Küçüklükten itibaren bu yüklerle büyüyen bir kadın, bir noktadan sonra kendisine ait olmayan sorumlulukları bile sorgulamadan üstlenmeye başlıyor. Hatta çoğu zaman “Bu benim görevim mi?” diye sormak yerine, onu nasıl daha iyi yapabileceğini düşünüyor.
Ben de videolarımda tam olarak bu noktayı işlemeyi seviyorum. Mesela kendi sorumluluğu olmamasına rağmen kayınbabasına bakan Filiz, çalışabilecek kadar büyük ama kendi hayatıyla ilgili karar veremeyecek kadar küçük görülen Zülfiye, işini kaybetmemek için müdürünün şımarık kızı Eylül Ece’ye katlanan Sevda… Ya da evin tüm yükünü sessizce sırtlanan o anne karakteri.
Aslında anlatmak istediğim şey şu: Kadın ister evde olsun, ister mahallede, ister çok lüks bir plazada çalışsın; bir şekilde o görünmeyen yük gelip omuzlarına bırakılıyor. Ve çoğu zaman o yük, hiç ses çıkarılmadan taşınmaya devam ediliyor. Ben bu hikayeleri görünür kılmak istiyorum. Çünkü belki de değişim, önce fark etmekle başlar. Tek temennim, bir gün bu yüklerin daha adil paylaşıldığı ve kadınların gerçekten hak ettikleri şekilde yaşayabildiği bir düzenin mümkün olması.
Özellikle TikTok çok hızlı bir mecra, şanslıysan beş saniyen falan var. Ama senin karakterlerin akılda kalıyor, insanlar Zülfiye’yi gerçek biri gibi seviyor. Bu kalıcılığı neye bağlıyorsun ve bundan sonra bu karakterleri nereye taşımak istiyorsun?
Videoların izleyicide kalıcı bir etki bıraktığını düşünüyorum çünkü insanlar o karakterlerde kendilerinden bir parça buluyor. O yüzden izleyip geçilen içerikler olmuyor; bir şekilde izleyenin zihninde kalıyor.
Bunun dışında üretim sürecinde de detaylara çok önem veriyorum. Her karakter için konsepte uygun mekanlar bulmaya, kostümleri olabildiğince gerçekçi kurmaya çalışıyorum. Bu gerçeklik hissi de izleyicide ekstra bir merak uyandırıyor diye düşünüyorum.
Bazı karakterler var ki daha ilk oluşturduğum anda bana “Bu bir seri olmalı” hissi veriyor. O karakterlerle daha uzun hikayeler anlatmak istiyorum ve bu tarz karakterler üretmeye devam edeceğim. Zaten şu an videolarımı ben yazıyorum ben oynuyorum ben yönetiyorum. Uzun vadede ise hayalim çok net: Kendi hikayelerimi yazdığım, yönettiğim ve aynı zamanda içinde yer aldığım filmler ve diziler üretmek.