Bir zamanlar parfüm şişeleri kokularından bağımsız satın alınır, içleri parfümörlerden temin edilen esanslarla doldurulurdu. Begüm Khan’ın Guerlain işbirlikleri, parfümeri tarihinin bu zarif geleneğini yeniden yorumluyor.
Bir zamanlar parfümün kendisi kadar, onu saklamak için seçilen şişe de kişisel bir tercihti. Henüz parfümün ve ambalajının ayrılmaz bir bütün olarak pazarlanmadığı dönemlerde, kokular parfümörlerden veya eczacılardan daha büyük miktarlarda temin edilir; ayrı olarak satın alınan cam, kristal, porselen, hatta değerli metallerle süslenmiş şişelere aktarılırdı. Özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda parfüm şişeleri, yalnızca işlevsel kaplar değil, sahiplerinin zevkini, sosyal konumunu ve estetik anlayışını yansıtan kişisel eşyalardı. Bir şişe, içerisindeki koku tükendikten çok sonra da sahibine eşlik edebilirdi.
Bugün parfümü çoğunlukla adı, kokusu ve şişesiyle tek bir ürün olarak düşünüyoruz. Oysa parfümün bir koku kompozisyonu kadar dekoratif sanatların da konusu olması, modern parfüm endüstrisinden çok daha eski bir geleneğe dayanıyor. İstanbul merkezli mücevher tasarımcısı Begüm Khan’ın Guerlain ile süregelen yaratıcı ortaklığının son halkası, işte bu tarihsel ilişkiyi çağdaş bir yorumla yeniden gündeme taşıyor.
1912 yılında Jacques Guerlain tarafından yaratılan L’Heure Bleue, günün geceye dönüştüğü o kısa, mavimsi zaman diliminden ilham almıştı. Yüzyılı aşkın bir süre sonra Guerlain Parfüm Yaratım Direktörü Delphine Jelk tarafından yeniden yorumlanan kompozisyon, iris, portakal çiçeği ve vanilya etrafında şekilleniyor. Ancak ozonik bir akor ve ambroxan kullanımı, 2026 yorumunu orijinal kompozisyondan belirgin biçimde farklılaştırıyor. Guerlain’in açıklamalarına göre kokunun karakteristik pudramsı imzası korunurken, parfümü deneyenlerin değerlendirmeleri bu konuda bölünmüş durumda. Bazı eleştirmenler yeni yorumun 1912 tarihli kompozisyonla çok az benzerlik taşıdığını düşünüyor. Orijinal formül ise yerini yeni versiyona bırakmış değil; L’Heure Bleue 1912 adıyla satışta kalmaya devam ediyor.
Bu yeni yorumun 1,5 litrelik özel şişesi ise Begüm Khan’ın ellerinde bir mücevhere dönüşüyor. Türk mücevher tasarımcısının Guerlain ile 2021 yılında Bee Bottle serisi üzerinden başlayan iş birliği, bu kez parfümeri tarihinin en tanınmış şişelerinden biriyle devam ediyor. Guerlain’in 1912 tarihli ikonik Flacon Cœur Inversé (ters kalp) formunu temel alan tasarımda, kokunun kalbindeki iris çiçeği şişenin yüzeyine yayılıyor. İstanbul’daki atölyelerde hazırlanan 24 ayar altın kaplama bronz çiçek kompozisyonuna, mavinin farklı tonlarında 12.224 taş tek tek elle yerleştiriliyor. Dünya genelinde yalnızca 66 adet üretilen bu koleksiyon parçası, parfüm şişesini yeniden bağımsız bir zanaat ve sanat objesi olarak ele alıyor.
Aslında parfümeri tarihinde şişenin bir sanat eserine dönüşmesi yeni değil. Ancak 20. yüzyılın başlarından itibaren parfüm evlerinin kendilerine özgü şişe tasarımlarını belirli kokularla özdeşleştirmesi, bu ilişkinin niteliğini değiştirdi. Artık şişe yalnızca kokuyu muhafaza eden kişisel bir eşya değil, parfümün kimliğinin ayrılmaz bir parçasıydı. Begüm Khan’ın tasarımı, bu iki geleneğin kesiştiği yerde duruyor: Bir yanda Guerlain’in tarihsel şişe formu ve parfüm mirası, diğer yanda İstanbul’un mücevher işçiliği ve dekoratif sanat geleneği. Kokunun formülü yeniden yorumlanırken, onu taşıyan şişenin tarihsel biçimi çağdaş zanaatkârlıkla yaşamaya devam ediyor.
Bu iş birliğini benim için ilginç kılan, yalnızca ortaya çıkan objenin ihtişamı değil; parfümün tarih boyunca farklı zanaatlarla kurduğu ilişkinin bugün hâlâ yeni biçimler bulabiliyor olması. Guerlain ile Begüm Khan arasında yıllara yayılan yaratıcı ortaklık da bu sürekliliğin günümüzdeki örneklerinden biri.
Bir zamanlar kıymetli şişeler nesiller boyunca saklanır, kokuları değişse de kendileri kalırdı. Bugün Begüm Khan’ın mücevherleştirdiği L’Heure Bleue şişesi de benzer bir fikri çağrıştırıyor. Bir parfümün mirasını yaşatmak, her zaman formülünü değişmeden korumak anlamına gelmeyebilir. Bazen süreklilik, kokunun kendisinden çok onu taşıyan formda, ustalıkta ve nesneye yüklenen anlamda kendini gösterir.
Koku uçucu, onu taşıyan obje ise kalıcı. Belki de parfüm şişelerine duyduğumuz hayranlık, tam olarak bu karşıtlıktan doğuyor.
no creatio ex nihilo