Sinema & TV

Mamdani’nin New York’una neredeyse yakışan bir Spider-Man

Mamdani’nin New York’una neredeyse yakışan bir Spider-Man

Bu yaz New York kirayı donduran bir belediye başkanına, ben de beklentimi indirince Stark’sız ve Queens’li bir Peter Parker’a kavuştum. Brand New Day, kötüleri ve anti-herolarıyla çıtayı yükseltse de en iyi Spider-Man filmi değil ama kahramanın neden hep döneminin aynası olduğunu ve bu aynanın yönünün solu da görmeye hazır olabileceğini gösteriyor.

Bu yaz iki şey aynı haftalara denk geldi. Haziran’da New York’un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani, seçim vaadinin bir kısmını tutup kentin yaklaşık bir milyon kira-denetimli dairesinde kirayı dondurdu. Temmuz’un sonunda ben, 31 Temmuz’da nihayet vizyona girmeden önce Spider-Man: Brand New Day’i izledim. İkisi bana aynı mantığı kurdurdu: bir şehir, uzun bir aradan sonra kiracının tarafına geçmişti ve perdede o şehre yakışan bir Spider-Man vardı, mahalleyi kollayan, mütevazı, köklerine dönmüş biri.

Baştan söyleyeyim, bu en iyi Spider-Man filmi değil. Fazla kalabalık, franchise yükümlülükleriyle şişmiş ve aceleci diyebilirim hatta. Ama beklentini indirip girdiğinde film yıllardır göremediğimiz bir ihtimali fısıldayabiliyor. Belki de nihayet olgun bir Spider-Man’i beyaz perdede izleyeceğiz. Sırtında bir milyarder eli olmadan, kendi sorumluluğunu tek başına taşıyan, yetişkin, köklerine oturmuş bir Peter’ı… Kulağa bir umut gibi geliyorsa değil, çünkü endüstri onlarca yıldır bunu engellemek üzerine kuruluydu. Nedenini birazdan anlatacağım.

Önce bir tez: kahraman hiçbir zaman nötr değildir. Bir dönemde hangi kahramanın bizi tuttuğu, o dönemin neyi özlediğini, neyden korktuğunu ele verir. Süper kahraman, çağının bilinçdışıdır. Ve bu yaz benim çağım, bir kez olsun, bana tanıdık bir yüz gösterdi.

Maske hem dolapta, hem yüzümüzde

Mesele ben değilim ama kısa bir geçmiş bilgisi sağlamam gerekiyor: 1996 doğumluyum ve küçükken beni Superman değil Spider-Man tutmuştu. Superman gökten iniyor, hep haklı, düzeni onaran biri; çocukken bile bana fazla otoriter, fazla lekesiz gelirdi. Spider-Man ergendi: beceriksiz, kimliğiyle kavgalı, sürekli arada kalan, maskesinin altında başka biri. O maske kuir bir çocuğa erkenden bir şey öğretiyordu, insanın bir görünen bir de sakladığı hali olabildiğini; adını yıllar sonra koyacaktım, dolabın içiydi o. Ergenliğimde Andrew Garfield’ın Peter’ını ve Amazing Spider-Man çizgi romanlarını sevdim; Garfield o sıralar Peter’ın biseksüel olabileceğini bile açıkça konuşuyordu, sinemadaki kanona hiç geçmese de.

Üniversite yıllarımda Tom Holland geldi ve Marvel onu Iron Man’e emanet etti: zırhını Tony Stark yaptı, aklını Stark’a bağladı, Queens’li çocuğu bir milyarderin stajyerine çevirdi. En sevdiğim kahramanı bir silah sanayicisinin manevi evladı olarak izlemek yordu beni; her film kendi hikayesi olmaktan çıkıp bir sonraki dev crossover’ın uzun fragmanına dönüşebiliyordu. Yirmi yıl boyunca Spider-Man benim için hep bir duraktı, MCU sağ olsun, bir türlü varış olamadı.

Yepyeni bir gün, eski bir borç: Stark’sız mahallenin dostu

Brand New Day’in ilk hediyesi bir çıkarma işlemi. Stark’ın Peter’ı yok artık; No Way Home’un büyüsüyle herkes onu unutmuş, geriye tek başına, tam zamanlı Spider-Man olarak şehri ayakta tutan, May Hala’nın oğlu Queens’li Peter kalmış. Canımın içi. Film mentoru, mirası, teknoloji-zırhı geri alıp kahramanı işçi sınıfı bir mahalleye iade ediyor; girişte söylediğim o ‘olgun Spider-Man’ ihtimali de tam başlıyor çünkü artık sırtını dayadığı kimse yok, yalnızca kendisi ve gücünün getirdiklerinin sorumluluğu var.

Adı da tesadüf değil. Çizgi romanda Brand New Day (2008), Marvel’ın en tartışmalı hamlelerinden birinin adı; öncesinde de One More Day var. Orada Peter, ölmek üzere olan May Hala’yı kurtarmak için Mephisto’yla pazarlık yapıyor ve karşılığında Mary Jane’le evliliğini takas ediyor. Mephisto zamanı değiştiriyor: hiç evlenmemiş oluyorlar, kimse Peter’ın kimliğini bilmiyor. ‘Yepyeni bir gün’ hep bir şeyleri silme veya feragat etme pahasına geliyor demek ki. Hem de pek yüklü faiziyle: sevgiyle, hafızayla. Filmdeki unutulma da bunun sinema versiyonu; Ned veya MJ onu hatırlamıyor, Peter bir kez daha sıfırdan başlıyor.

Şehirlerin kahramanı olur mu?

Şimdi filmi bırakıp kahramanını koruyup kollayan şehre bakalım çünkü ikisi aynı soruyla meşgul: bu kentin enkazını kim temizliyor, kimin için? Mamdani’nin kira denetleyici politikası bunun maddi karşılığı ama abartmayalım; yeni regülasyon, yaklaşık bir milyon kira-denetimli daireyi kapsıyor, piyasa fiyatlıları değil, üstelik kararı Kira Kılavuz Kurulu veriyor ve karar davalara açık. Şehir marketleri, ücretsiz otobüs, evrensel kreş vaatlerinin çoğu da eyaletin, MTA’nın duvarına toslamış durumda. Kırılgan, geçici, davalarla sınanacak; yine de gerçek bir yön değişikliği. Filmin bu kırılganlıkla nasıl rimlediğini birazdan, spoiler’lı kısımda anlatacağım; şimdilik şu kadarını söyleyeyim, o da kolay bir zafer vaat etmiyor ama Bad Bunny’i film müziklerine alarak isteğine göz kırpıyor. (Teknofaşizmi neyin yendiğini geçen yıl Gunn’ın Superman’ini izlerken not etmiştim: bir köpek ve bir gazeteci. Körü körüne sadakat ve inatçı hakikat, milyarderin teknolojisinin yerine.)

Peki neden bu kadar önemsedim? Çünkü girişteki o ‘olgun Spider-Man’ ihtimali, bu endüstrinin en büyük tabularından biri. One More Day’de evliliği Mephisto sildi ama işin aslı başka: Marvel’ın baş editörü yıllar sonra itiraf etti, o evlilik ‘markayı korumak için’ bozulmalıydı, çünkü yetişkin, evli, büyümüş bir Peter satmıyordu. Kahraman her olgunlaştığında sıfırlanıyor, ebediyen genç ve yalnız kalması gerekiyor ki satılabilsin. Mephisto dediğin, boynuzu sivri piyasa dinamikleriyle bir. Bir ömürdür onunla büyümek isteyen ben, karşımda beni de onu da hiç büyütmemek üzerine kurulmuş bir makine buluyorum. Ve bu yazıyı yazan ben o makinenin dışında kalmıyorum, kahramanı hem seven hem satan biriyim ama layığıyla sevmeye çalışıyorum işte.

Alt metinleriyle gönlümü çelmeye yakınlaşan Brand New Day, inandırıcılığıyla sınıfta kalsa da bana o tabuyu bir an için deldirdi; Stark’sız, sorumluluğunu tek başına taşıyan ama bu karardan sonra vazgeçip bireyselliğin kabusundan uzaklaşan, canavarıyla barışmış, büyümeye başlamış bir Peter gösterdi. En sevdiğim Spider-Man filmi değil, hatta oraya yakın bile değil ama beni geri kalanlara karşı iştahlandırdı: beni de onu da büyütmemek için kurulmuş o biçime inat, her sıfırlanmaya rağmen onunla büyümeyi sürdürmekten yanayım. Süper kahramanlar heybetiyle geri dönmedi, MCU hala sınıfta kalmış bir halde, aynı müfredatı tekrarlıyor. Sadece benim kahramanım, uzun bir aradan sonra, doğru şehirde uyandı ve aynayı bir kez olsun sola tutan bir hikayeye ‘Yetmedi ama devam’ diyebilmek, şu an elimdeki en dürüst umut.

Büyük spoiler, büyük sorumluluk, V-Max

Buradan sonrası filmi spoiler’sız isteyenler için can sıkıcı, uyarıyorum!

Esas kötü kahraman, dikkat edelim, bir taşeron, bürokrat, patron. Bill Metzger ve Department of Damage Control, süper kahraman kavgalarının enkazını ‘temizleyip onaran’ o kurumsal firma, aslında mutantları avlayıp üzerlerinde deney yapıyor. Jean Grey’in ablası Sara’yı deneyleriyle öldürmüşler, Jean’i (Sadie Sink) laboratuvara kapatmışlar, hatta Spider-Man de istemeden yardakçı konumunda kalıyor burada. Jean’in kendisi kurban; asıl kötü, ona bunu yapan kurum. Dedim ya, Metzger sahte delil üretip Spider-Man’i bir süreliğine kurbanı avlamaya bile alet ediyor, kahraman az kalsın aygıtın kolluk gücüne dönüşüyor. İzlememin akabindeki gece Letterboxd’a düştüğüm ‘bütün taşeronlar alçaktır’ alayı, aslında filmin birebir olay örgüsüymüş. ‘Genetik olarak farklı’ olanı sistematik biçimde avlayan bir kurum anlatısı da X-Men’in en eski, en kuir alegorisini geri çağırıyor; mutant her zaman ötekinin, sığmayanın, ‘yanlış doğmuş’ sayılanın adı olmuştu. Bunu şahane dövüş koreografisiyle perdeye çekilen Scorpion’un da salt kötüden maşaya çevrilişini izleyerek de gözlemleyebiliyoruz.

Filmin kalbi Peter’ın içinde. Bedeninde ‘örümceksi’ tarafını bastıran bir baskılayıcı taşıyor, tıpkı Bruce Banner gibi. Banner bu filmde yine Savage Hulk’a dönme ihtimaliyle birlikte yaşıyor; kendi baskılayıcısı olmadan içindeki canavarla iki ayrı doğa gibi cebelleşiyor, belki de bu yüzden Peter’a akıl verebilecek tek kişi o. Peter ona ‘Kötü tarafları atıp iyileri tutamaz mıyım?’ diye sorunca, Banner bütün filmin tezini tek soruyla veriyor: ‘Doğanın hangi parçasının iyi, hangisinin kötü olduğuna nasıl karar verirsin ki?’ Mutasyona, farklı olana dair önyargının kalbi de burası; birinin doğasının bir parçasını ‘kötü’ ilan etmek, onu bastırmaya, düzeltmeye, dönüştürmeye çağırmaktır. Peter’ın yanıtı ise biraz sonra geliyor: Jean ona ‘Kendine dürüst ol, Peter Parker mısın yoksa Spider-Man mi?’ diye sorunca, o baskılayıcıyı söküp ‘İkisiyim de’ diyor. Sahne, bu katharsis anını layığıyla yansıtamasa da kahtamanın gözleri kararıyor, kan tükürüyor, içindeki canavarı bu kez inkar etmeden taşıyabiliyor; örümcekle insanı aynı bedende barıştırıyor. 2000’lerde bu mümkün olmazdı, içindeki başkalık Venom üzerinden sahneye taşındı ve düşmandı; artık kahraman kendi canavarıyla anlaşıyor. Maskeyi dolap saymıştım ya, işte kapının içeriden açılması da bu. İkisi birden olabilmek, aslında bir tür büyümek.

En radikal kararı da zaferini şiddetle kazanmaması. Punisher, o vigilante öfke, Peter’ı yanlışlıkla vuruyor; sözde kötü Jean onu telepatiyle sabaha kadar hayatta tutuyor. Peter da Jean’i pataklamak yerine, ki bunu Tobey Maguire’ın Peter’ından öğrendiğini düşünüyorum, onu zihninin içine alıp May Hala’yla paylaştığı bir çekirdek anıya davet ediyor. May, kıza şunu söylüyor: ‘Hayatında öyle anlar olacak ki, seni özel kılan şeyler insanları korkutacak.’ Onun farklı olana ‘Yalnız değilsin’ demesiyle kavganın yerini temas, silahın yerini bakım alıyor. Apaçık kuir, apaçık antikapitalist bir kahramanlık tarifi bana kalırsa. MJ, Jean tarafından ele geçirilip Peter’la öpüşünce ve Peter uyanınca ondan özür dileyince en sevdiğim ana geldim: kahraman kendi arzusunu bile rızaya tabi tutacak kadar terbiyeli, benim kahramanım.

Yine de kolay bir zafer yok: Metzger, o taşeron, sonunda kaçıyor, hesap vermeyen kurumsal güç Spider-Man’e rağmen ayakta kalıyor. Filmin dürüstlüğü burada yatıyor, tıpkı Mamdani’nin kira koruma sisteminin kırılganlığı gibi: mücadele bitmiyor, sadece bir kez olsun doğru tarafa doğru eğiliyor, o kadar. Maske yüzümüzde kalsa da oraya yapışmak zorunda olmadığını bildiğimiz gerçekliklere doğru yolculukta hepimize keyifli bir zaman diliyorum, patlamış mısırımız eksik kalmasın.

Fotoğraflar: TME Filmleri

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.