ÜNLÜLER

Marilyn Monroe ve görünürlüğün bedeli

Marilyn Monroe ve görünürlüğün bedeli

Bir imajın yüz yıllık yalnızlığı

1 Haziran’da Marilyn Monroe’nun 100. doğum gününü kutladık.

Bunu yazmak bile tuhaf geliyor.

Çünkü bazı insanlar yaş almıyor. Görüntüye dönüşüyor.

Marilyn Monroe uzun zamandır yalnızca bir insan değil; bir yüze, bir fanteziye, bir arzu biçimine ve neredeyse modern bir yalnızlık estetiğine dönüşmüş durumda. Belki de modern dünyanın yarattığı ilk gerçek kadın ikonu.

Ve yüz yıl geçmesine rağmen hâlâ ondan gözümüzü alamıyoruz.

Hâlâ fotoğraflarına bakıyoruz. Hâlâ sesi taklit ediliyor. Hâlâ elbiseleri sergileniyor. Hâlâ en mahrem mektupları açık artırmalarda satılıyor. Dünya Marilyn Monroe’dan hiçbir zaman gerçekten vazgeçmedi.

Ama bazen insan şunu düşünüyor:

Biz gerçekten Marilyn’i mi sevdik, yoksa onun görüntüsünü mü?

Çünkü Hollywood’un yarattığı Marilyn ile Norma Jeane arasında büyük bir boşluk vardı. Dünyanın arzuladığı kadın ile yalnız kaldığında aynaya bakan kadın aynı kişi değildi.

Marilyn bunu çok erken fark etmişti.

İnsanların bedenine, saçlarına, dudaklarına baktığını ama zihnini merak etmediğini biliyordu. Oysa setten çıktıktan sonra eve gidip kitap okuyan, oyunculuk üzerine çalışan, kendi yapım şirketini kurmaya çalışan ve sürekli daha fazlası olmak isteyen bir kadındı.

Sorun Marilyn’in seksi olması değildi.

Sorun, dünyanın onun bundan fazlası olmasına izin vermemesiydi.

Marilyn Monroe belki de modern dünyanın ilk “görüntü kurbanıydı.”

Bugün sosyal medya çağında bu cümle kulağa daha da tanıdık geliyor. Çünkü artık görünür olmanın nasıl bir baskıya dönüşebileceğini biliyoruz. Sürekli güzel görünmenin, arzu edilmenin, herkes tarafından izlenmenin ama buna rağmen tam olarak görülmemenin ne kadar yorucu bir şey olduğunu biliyoruz.

1950’lerde stüdyolar vardı.

Şimdi algoritmalar var.

Ama baskı hâlâ benzer:
Güzel ol. Arzu edil. Görünür kal. Ama kontrolü tamamen eline alma.

Marilyn Monroe’nun en trajik tarafı belki de buydu:

Bir noktadan sonra dünyanın sevdiği kadını, kendisi için bile oynamaya devam etmek zorunda kaldı.

Bir süre sonra gülüşü bile bir role dönüşmüştü.
Sesi, yürüyüşü, kadınlığı…
Dünya Marilyn’den sürekli aynı kadını bekliyordu.

Marilyn’in fotoğraflarına bugün baktığımda beni en çok etkileyen şey güzelliği olmuyor.

Bakışındaki yorgunluk oluyor.

Sanki dünyanın ona sürekli aynı kadını oynamasını söylediğini biliyor gibi.

Belki de bu yüzden Marilyn’in bazı fotoğrafları hâlâ bu kadar modern görünüyor. Çünkü kusursuz görünmeye çalışırken bile içindeki kırılganlık tamamen kaybolmuyor.

Ve insan bir noktadan sonra şunu düşünmeden edemiyor:

Dünyanın en çok bakılan kadınlarından biri olmak, aynı zamanda dünyanın en yalnız kadınlarından biri olmaya da dönüşebilir mi?

Marilyn Monroe’nun hikâyesi yıllarca yanlış anlatıldı. Onu sürekli erkeklerle, ilişkilerle ve trajik ölümüyle hatırladık. Oysa Marilyn’in asıl hikâyesi, kendi görüntüsünün içinde kaybolmamaya çalışan bir kadının hikâyesiydi.

Belki de bu yüzden ölümünün üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen hâlâ modern hissediyor.

Çünkü Marilyn Monroe yalnızca bir Hollywood yıldızı değildi.

O, görünürlüğün bedeliydi.

Ve dünya Marilyn Monroe’ya bakmayı hiç bırakmadı.

Belki de onu gerçekten görmeye başladığımız ilk zaman şimdi.

Fotoğraf: @mesmerizingmarilynmonroe, Anthony Beauchamp

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.