Röportaj

Modayı özgüven diline çevirmek: Alegra Torel

Modayı özgüven diline çevirmek: Alegra Torel

Türk ve İngiliz köklerini New York’un enerjisiyle bir araya getiren Alegra Torel, namıdiğer The Couture Clinician, modayı yalnızca bir stil meselesi olarak değil, kadınların kendileriyle kurdukları ilişkiyi dönüştüren güçlü bir araç olarak görüyor. Klinik psikoterapi, özgüven, kimlik ve kişisel stilin kesişiminde kendine özgü bir alan yaratan Torel ile moda, içgüdüler, kadın olmanın gücü ve hayatı kendin için yaşamak üzerine konuştuk.  

Seni henüz tanımayanlar için bize biraz kendinden ve ne yaptığından bahseder misin?

Ben Alegra Torel, daha çok The Couture Clinician olarak tanınıyorum. Klinik psikoterapistim ve modayı daha geniş kitlelere ulaşmak için bir araç olarak kullanıyorum. Kadınlara düşünce yapılarını yeniden şekillendirmeyi ve özgüvenlerini güçlendirmeyi öğretiyorum. Wellness, self-care ve kadınların kendi güçlerini yeniden keşfetmeleri işimin merkezinde.

Yarı Türk, yarı İngiliz biri olarak bu iki kültüre ait olmak senin için ne ifade ediyor?

Şunu söyleyeyim: Beni kızdırmayın çünkü Türk tarafım oldukça ateşli ve onun bu haline bayılıyorum!

Şu anda “evim” dediğin yer neresi?

New York! Sonunda!

Kariyer yolculuğun nerede başladı?

Aslında eğitimle başladı. Eğitimi, hayatta ne istediğimi keşfetmek için bir araç olarak kullandım. Rüzgar beni nereye götürdüyse oraya gittim ve buna güvendim.

The Couture Clinician olmaya ne zaman karar verdin?

Buna gerçekten karar verdim mi yoksa yolun kendi kendine açılmasına izin mi verdim, bilmiyorum. İş hayatı sana kendi gerçeklerini gösteriyor ve bence hayat da aynı şekilde işliyor. İçgüdülerine güvenmeyi öğrenirsen, ki benim de insanlara öğrettiğim şeylerden biri bu, yol seni nereye götürürse götürsün sonunda sana mutlaka bir şey kazandırıyor.

Modayla bu kadar iç içe biri olarak bu sezon özellikle dikkatini çeken markalar ya da defileler oldu mu?

Güzel soru. Özellikle bu sezon modanın gerçekten geri döndüğünü hissediyorum. Savaşlara, ekonomik belirsizliklere ve bazen dünyanın sonu geliyormuş hissine rağmen yeniden bir umut ve cesaret var. Son birkaç yıldır moda bir çeşit durgunluk içindeydi. O depresif ruh halini gerçekten hissedebiliyordunuz ama artık geri döndük bebeğim!

Vazgeçemediğin bir ‘holy grail’ parçan ya da unutamadığın bir defile var mı?

Aman Tanrım, tek bir parça seçmem mümkün değil! Sanırım hayatım boyunca yaptığım şey, başlı başına bir ‘holy grail’ gardırop yaratmaya çalışmak oldu.

Kendi stilini bu kadar güçlü bir şekilde ortaya koymak senin için ne ifade ediyor?

Bu hayatı kendim için yaşadığım anlamına geliyor. Kendim için!

Kadınlara tek bir tavsiye verecek olsaydın, bu ne olurdu?

Kendiniz için daha iyisini talep edin. Kendi değerinizi hatırlayın. Biz biyolojik olarak hayat yaratabilecek şekilde var edilmişiz. Bir saniyeliğine bunun ne kadar büyük bir güç olduğunu düşünün. Resmen mucize yaratıyoruz ama kendimize beş dakika ayırdığımızda bile suçluluk hissediyoruz. Aynaya bakıp kendi en büyük destekçimiz olmayı öğrenmemiz gerekiyor. Ve hepimizin içinde yaşayan o küçük kız çocuğuna örnek olarak yaşamamız gerekiyor.

Beni kızdırmayın çünkü Türk tarafım oldukça ateşli ve onun bu haline bayılıyorum!

Bülten Aboneliği

Yayımladığımız içeriklerden anında haberdar olmak için aşağıdaki formu doldurup kayıt olabilirsiniz.

Form işleniyor. Lütfen bekleyiniz ...

Kayıt Başarıyla alındı. Formu kapatabilirsiniz. Abone olduğunuz için teşekkür ederiz.

Hata oluştu! Lütfen bilgilerinizi kontrol ediniz.

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.