Kadın Sorunları

Modern Flört Yorgunluğu: Romantik komediler öldü mü, yoksa standartlarımız mı düştü?

Modern Flört Yorgunluğu: Romantik komediler öldü mü, yoksa standartlarımız mı düştü?

Bir zamanlar ajandalarımızda “büyük aşkla tanışma” hayali vardı. Şimdi takvimler, toplantılar, arkadaş düğünleri ve araya sıkıştırılmış kaydırma seanslarıyla dolu. Ekranın soğuk ışığında iki saniyelik bir kararla birini hayatımıza alıp almamaya karar veriyoruz. Sağ mı, sol mu? Peki o iki saniyede gerçekten bir insanı mı seçiyoruz, yoksa yalnız kalmama ihtimalini mi?

Romantik komediler yıllarca bize büyük jestler, yağmur altında itiraflar, son anda yetişilen havaalanı sahnelerini gösterdi. Belki o hikayeler fazla dramatik ve gerçek üstüydü ama mesele o sahnelerin birebir yaşanması değil; o hikayelerin merkezindeki niyet, çaba ve özen. Bugün ise çaba neredeyse “ekstra” sayılıyor. Bir çiçek almak fazla romantik, bir akşam için plan yapmak gereksiz zahmet, gerçekten dinlemek ise nadir bulunan bir özellik gibi anlatılıyor. Sorun sadece flört uygulamaları değil. Sorun, kadınların hayatlarının her noktasında minimum emeğe razı olmak zorunda bırakılmaları.

Algoritmanın ötesinde

Evet, uygulamalarda tanışıp gerçekten aşık olan insanlar var. Bir “match” bildirimi veya bir story beğenisi bazı kişilerin hayatının dönüm noktasına dönüşebiliyor. Bu da gerçek, bunu inkar etmek romantik bir inat olur. Ancak aynı derecede gerçek başka hikayeler de var. Ortaokulda, o masum dershane koridorlarında flört ettiğin kişi, yıllar sonra üniversitede aynı bölümde tekrar karşına çıkıyor. Aradan geçen yıllar, değişen şehirler ve büyüyen hayallerden sonra hikaye yarım kalmıyor; yeniden “biz” olup evlilik yoluna giriyorsun. Bu sadece nostaljik bir tesadüf değil, aşkın en saf ve en gerçekçi hali. Bir film sahnesi gibi ama tamamen gerçek. Hayat bazen en iyi romantik komediden daha yaratıcı olabiliyor. Doğru kişi için yazılan senaryo, biz ne kadar acele edersek edelim kendi vaktinde kusursuzca işliyor. 

Dijital Vitrin

Uygulamalarda dış görünüşe bakılıyor, evet. Fotoğraflar, birkaç esprili cümle, ortak ilgi alanları… Peki karakter nerede başlıyor? Birinin seni gerçekten merak etmesi, senin için plan yapması ve seni öncelikli hissettirmesi. Bunlar lüks değil; bir ilişkinin temeli. Uygulama kullanmak ya da kullanmamak tek başına belirleyici değil. Asıl belirleyici olan, her yerde aynı standartları koruyup korumadığımız. Belki de en büyük değişim gürültüyle değil, sessizlikle oldu. Bir sabah uyanıp “artık daha azını kabul edeceğim” demedik ama yavaş yavaş, fark etmeden, beklentilerimizi küçülttük. Oysa aşk, hiç yoktan ibaret olmamalı. Bir mesajın gelmesiyle yetinmek, bir akşam planının son dakikada iptal edilmesini anlayışla karşılamak, çabasızlığı “yoğunluk” diye adlandırmak. Ne ara bu kadar anlayışlı ne ara bu kadar az beklentili olduk? 

Başkasının Takvimine Göre Yaşamak

Arkadaşlarımız birer birer evlenmeye başladığında, hafta sonu planları çift yemeklerine dönüştüğünde içimizdeki o ses yükseliyor: Benim hayatımda da biri olmalı, acaba geç mi kaldım? Yaşımız ilerledikçe seçeneklerimizin azalacağı fikri görünmez bir panik yaratıyor. Bu panik de yalnız kalma korkusuyla birlikte standartlarımızı aşağı çekmemize neden oluyor. Oysa herkesin kendi zaman çizelgesi var. Başkasının ritmine göre kalbimizi hızlandırmaya çalışmak, bizi doğru kişiye değil en yakın boşluğa götürüyor. 

Çıtayı Kim İndirdi?

Modern flört yorgunluğu belki de aşkın bittiğini değil, sabrın azaldığını gösteriyor. Güçlü, bağımsız, kendi hayatını kurmuş kadınlar olarak birçok alanda çıtayı yükselttik ama söz konusu duygular olunca “fazla beklenti” suçlamasıyla geri adım atmaya başladık. Oysa bir çiçek, küçük bir sürpriz, özenle planlanmış bir akşam, gerçekten dinleyen bir partner istemek romantik komedi beklentisi değil. Bu, değer görmek istemek. Gerçek aşkın sadece bir algoritmanın insafına kaldığına inanmak da uygulamasız bulunamayacağını düşünmek de aynı derecede indirgemeci. Aşk bazen bir uygulamada başlar, bazen bir dershane koridorunda yarım kalır ve yıllar sonra tamamlanır, bazen hiç beklemediğin anda karşına çıkar. Ancak nerede başlarsa başlasın, düşük standartlarla büyüyemez.

Belki de asıl soru şu: Romantik komediler mi öldü, yoksa biz büyük aşk ihtimaline karşı fazla temkinli mi olduk? Mesele artık havaalanında koşan birini bulmak değil; bizim için durmaya niyetli birini seçmek. Geç kalmadık sadece başkasının takvimine göre yaşamayı reddediyoruz. Belki de modern zamanlarda yapılabilecek en radikal romantik hareket tam da bu.

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.