New York Üniversitesi’nde Endokrinolog olarak çalışan Doktor Gül Bahtiyar ile son aylarda adını sık duyduğumuz rahatsızlıklardan olan Hashimoto hakkında konuştuk.


Hashimoto ve tiroit arasında ne gibi bir bağlantı var?

Hashimoto; hipotiroit’in bir numaralı nedeni. Kelebek şeklindeki bu hormon bezi; T3 ve T4 dediğimiz, metabolizmanın çalışması için gerekli olan hormonları salgılıyor. Bu hormonların miktarları azaldığında hipotiroit, arttığında ise hipertiroit meydana geliyor. Tiroit bezinin salgıladığı hormonlar azaldığında metabolizma yavaşlıyor, yorgunluk, kilo alma, saç dökülmesi ve depresyon gibi yan etkiler gözleniyor; hormonlar fazla salgılandıklarında ise tam tersine her gün maraton koşulacakmışçasına yoğun bir enerji, kilo kaybı, terleme, anksiyete ve ileride kalp ritminin bozulmasına kadar gidebilecek bir çarpıntı…

Hashimoto tam olarak nedir?
Hashimoto; ilk kez 1912 yılında Japon Doktor Hakaru Hashimoto tarafından tespit ediliyor. Bu rahatsızlığı; tiroit bezinin bağışıklık sistemi tarafından atağa uğraması ve bu savaşı yavaş yavaş kaybetmesi şeklinde özetleyebilirim. Teşhis ise basit bir kan testi ile konuluyor. Bir bağışıklık sistemi hastalığı olduğu için kişinin, aynı tip bir başka hastalığa yakalanma olasılığı da yüksek. Bu nedenle Hashimoto tanısı konulan hastalarımızı, bağışıklık sistemine dayalı diğer hastalıklara karşı da yakın takibe alırız. Her Hashimoto hastası hipotiroit olmak zorunda değil. Tanı erken dönemde konulmuşsa sadece kan testleri ile takip etmek mümkün. Ancak hastalık yavaş seyrettiği için zamanla kişide tiroit hormonu yetersizliği ve buna bağlı bulgular da gelişebiliyor.

Peki, günümüzde neden daha sık telaffuz edilir oldu?
Çünkü olası hastalıklara tanı koymak için daha çok test yapmaya başladı uzmanlar. Örneğin beyin kanaması ya da baş ağrısı için yapılan bir tomografide görüntülenen alan o kadar geniş tutuluyor ki, radyolog tiroitte gördüğü genişlemeyi de not düşebiliyor. Biz bunu ‘şans eseri tetkik’ diye nitelendiriyoruz, normalde asla belirti göstermeyen bir hastalıktan ancak bu şekilde haberdar olabiliyoruz.

Teşhis konulduktan sonra ne yapılması gerekiyor?
Önceden de bahsettiğim gibi her Hashimoto tanısı konulan kişinin, hipotiroidi olacak da diyemeyiz. Eğer hormon düzeylerinde bir azalma var ise eksikliği giderecek hormon hapının aç karnına sabah erken saatlerde, düzenli bir şekilde alınması yeterli. Emilim oranı çok az olduğu için yemek ya da diğer ilaçlar ile alındığında tiroit hormon düzeyi normale dönemiyor. Tedaviye başlandıktan iki ila üç ay sonra kan testi ile hapın dozu ayarlanıyor. Kişiye has doz tespit edildikten sonra, her altı ayda bir yapılacak kan testi süreci takip için yeterli. Hamileler de tedaviyi asla yarım bırakmamalı, aksine ilaç dozunu yüzde 30 ila 50 oranında artırmalılar. Doktor olarak benim sorumluluğum Hashimoto tedavisi gören bir hastamı işte bu konularda bilgilendirmek.

En çok kimler Hashimoto tehdidi altında, hayat tarzımız ya da genetik yapımız bu hastalığı ne kadar tetikliyor?
Tiroit bir kadın hastalığı. 20’ye bir oranda kadınlarda görülüyor. 30 ila 50 yaş arasında, özellikle menopoza yaklaşırken çok gördüğümüz bir hastalık. Şayet hamilelikten sonra yorgunluk, kilo verememe, ödem şikâyetleri varsa zaman kaybetmeden tiroit hormon düzeyine bakılmalı ve Hashimoto tanısı konmuş ise hormon tedavisine hemen başlanmalı.

Tedavisi nedir?
Teşhis konulduktan sonra tedavi süreci oldukça basit, hemen hormon tedavisine başlanıyor, kullanılan doğal bir hormon olduğu için de özellikle anne adaylarının kullanmasında da hiçbir sakınca yok. O kadar çok ve farklı tiroit hastalıkları var ki, Hashimoto bunlar arasında tedavisi kolay, takibi basit ve teşhis konulduktan sonra asla stres yapılmaması, üzerine kafa yorulmaması gereken bir hastalık. Hastanın boyuna, kilosuna ve TSH denilen hormona göre ayarlanan hormon dozunu aldıktan sonra altı ayda bir TSH’nın kontrol edilmesiyle takip kolaylıkla yapılabiliyor.

Yemek düzenimiz ya da egzersiz yapmıyor oluşumuz tiroit seviyemizi nasıl etkiliyor?
İyot belli bir ölçüde etkiliyor ama tamamen buna bağlamak doğru değil, aynı şekilde selenyumdan bahsediliyor ancak iyileştirici gücü henüz katlanmadı. Sigara kullanımı, her hastalıkta olduğu gibi tiroitte de kesinlikle negatif yönde etkili. Genetik yatkınlık da aynı şekilde etkili fakat bu her bağışıklık sistemi hastalığında zaten karşılaştığımız bir olgu.

Total
4
Shares

Bir cevap yazın