Moda dünyasında yıllar içinde edindiğiniz farklı deneyimler tasarıma bakışınızı nasıl değiştirdi? Bugün “iyi tasarım” dediğinizde, kariyerinizin başındaki Neslihan Gezent’le aynı şeyi mi kastediyorsunuz?
Tasarım çok göreceli bir alan. Yıllar içinde edindiğim farklı deneyimler elbette bakış açımı çok besledi ve dönüştürdü. Ama değişmeyen bir şey varsa, o da tasarımın sürdürülebilir bir anlatıya sahip olması gerektiği. Bugün benim için iyi tasarım, yıllar sonra bile kullanmak isteyeceğiniz, zamansızlığını koruyan ve özel hissettiren bir ürün.
Bir koleksiyona başlarken önce bir görüntü mü, bir karakter mi, yoksa bir his mi geliyor?
Genellikle bir karakterle başlıyoruz. Hatta bazen yalnızca profil fotoğraflarından oluşan moodboard’lar hazırlıyoruz. Giysiden bağımsız olarak o personayı, karakteri ve dünyasını kurmak, tasarımın yönünü belirlememize yardımcı oluyor.


Yıllar geçtikçe tasarımcı olarak sezgilerinize daha çok güvenmeye mi başladınız, yoksa deneyim sizi daha sorgulayıcı mı yaptı?
Yıllar geçtikçe sezgilerime daha çok güvenmeye başladım. Ama sahip olduğum deneyim, bu sezgileri daha bilinçli değerlendirmemi sağladı. Bugün bir tasarımla ilgili ilk hissimi hala çok önemsiyorum; ancak o hissin neden doğru olduğunu da sorguluyorum. Formu, oranı, malzemeyi, kullanım biçimini ve tasarımın koleksiyonun bütünü içindeki yerini çok daha fazla düşünüyorum.
Bugün trendler çok hızlı doğuyor ve aynı hızla kayboluyor. Bir tasarımcı olarak bu hızın ne kadarına kulak veriyor, ne kadarını bilinçli olarak dışarıda bırakıyorsunuz?
Trendleri takip ediyoruz ama trend olan her şeyi doğrudan koleksiyona taşımıyoruz. Bizim için önemli olan, güncel olanın Academia’nın tasarım dili ve yaklaşımıyla ne kadar örtüştüğü. Moda çok hızlı değişiyor; buna karşılık zamansızlık, çok yönlülük ve kalıcılık bizim için daha belirleyici.
Bu nedenle yalnızca o sezon trend olanı değil; farklı tarzlara uyum sağlayabilecek, birden fazla şekilde kullanılabilecek ve sezonlar boyunca güncelliğini koruyabilecek tasarımlar hazırlıyoruz.


Academia’nın dünyasında klasik gardırop kodlarıyla daha özgür, zaman zaman asi bir tavır bir arada. Bu iki taraf arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Academia’da bu dengeyi, klasik gardırop kodlarını daha özgür bir yorumla ele alarak kuruyoruz. Giyim bizim için kişisel bir ifade alanı. Klasik bir blazer, maskülen bir tavırla da daha asi bir sokak stiliyle de bir araya gelebiliyor.
Burada belirleyici olan yalnızca tasarımın kendisi değil, onu giyen kişinin tarzı ve bakış açısı. Farklı stiller ve kodlar yan yana gelirken Academia’nın kendine özgü dili ve ruhu korunuyor. En önemlisi de bunu çabasız ve biraz umursamaz bir tavırla yapıyoruz. Bir şeyi sırf trend olduğu için değil, gerçekten ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz için tasarlıyoruz.
Bir parçayı tasarlarken onu giyecek kişiyi de hayal ediyor musunuz? Academia kadını ve erkeği sizin zihninizde nasıl karakterlere dönüşüyor?
Bir tasarım üzerinde çalışırken onu giyecek kişinin nasıl bir hayat yaşadığını, nasıl hareket ettiğini ve kendini nasıl ifade ettiğini de düşünüyorum. Academia kadını ve erkeği; stilini kendi cümleleriyle kuran, ne istediğini bilen, özgün zevklere sahip, dikkat çekici, cesur ve özgür karakterler.


Bir Academia parçasına baktığınızda, “Bu kesinlikle Academia” dedirten şey sizce ne?
Klasik gardırop kodlarının özgür ve kişisel bir tavırla yeniden yorumlanması diyebilirim. Deconstructed yaklaşımlar, asimetrik detaylar ve zaman zaman yıpranmış yüzeyler de bu tasarım dilinin karakteristik unsurları arasında. Farklı kesimler, karakterli baskılar ve grafiklerin yanı sıra, güçlü bir minimalizmi de ürünlerde görüyorsunuz. Bence bu karşıtlıkların bir arada olması Academia’yı tanımlayan önemli unsurlardan biri.
Yeni Sonbahar/Kış 2026 koleksiyonunda “Les Héritiers” ve “The Dreamers” filmlerinin dünyasına giriyoruz. Bu iki filmde sizi koleksiyona taşıyan neydi: Karakterler, dönem, stil, yoksa kendi kurallarını koyan o tavır mı?
Aslında hepsinin bir araya gelmesi diyebilirim. “Les Héritiers” ve “The Dreamers”ın karakterleri, dönemleri ve özellikle kendi dünyalarını kurma biçimleri bizi çok etkiledi. Fransız estetiğinin kendine has tavrı, dönemin ruhu ve karakterlerin biraz şımarık, biraz umursamaz ama son derece güçlü stil anlayışları koleksiyonun çıkış noktalarından birini oluşturdu.
Üç karakterin de kendi bildiğini okuyan, içinde bulundukları dünyanın kurallarını olduğu gibi kabul etmek yerine kendi kurallarını yaratan bir tarafı var. Bu özgüven, giyimlerine de çok güçlü bir şekilde yansıyor. Bazen dönemin kodlarını, bazen daha modern ve güncel parçaları kullanıyorlar ama her zaman kendilerine ait çok güçlü bir stil yaratıyorlar.
Biz de Academia’da bu tavrı, farklı dönemlere ve güncel trendlere ait unsurları kendi tasarım anlayışımız içinde bir araya getirerek yorumladık. Burada önemli olan trendi olduğu gibi takip etmekten çok, onu kişisel bir stile dönüştürebilmek. Kendi stilini yaratan ve bunu fazla çaba göstermeden yapan karakter fikri, koleksiyonun ruhuyla çok örtüşüyor.


Bir koleksiyonun yaratım sürecinde sizi hala en çok heyecanlandıran an hangisi: İlk fikrin ortaya çıkması mı, parçaların şekillenmeye başlaması mı, yoksa her şeyi ilk kez bir arada görmek mi?
Beni en çok heyecanlandıran an, koleksiyonun çıkış fikrinin oluştuğu an. Yapacaklarımız zihnimde şekillenmeye başladığında çok hızlı bir şekilde, aynı anda pek çok şey tasarlarken bulabiliyorum kendimi. O ilk heyecan, koleksiyonun diğer, daha zorlu aşamalarında da motivasyonumu korumamı ve hedefe odaklanmamı sağlıyor.
Tüm bu karakterleri ve gardıropları tasarlayan biri olarak, kendi dolabınızda vazgeçemediğiniz üç Academia parçası hangileri?
İlk sıraya iyi kesimli bir Academia blazer’ını koyarım. Güçlü bir siluet yaratırken farklı şekillerde yorumlanabilmesi, onu benim için vazgeçilmez kılıyor.
İkinci olarak, kollarında piercing detayları bulunan, aşırı feminen ama bir o kadar da sıra dışı krep bluzumu söyleyebilirim. Feminenliğiyle detaylarının yarattığı kontrastı çok seviyorum.
Son olarak da özel Academia artwork’ünün öne çıktığı, el çizimi bir jersey turtleneck’im var. Daha karakterli ve kişisel bir parça. Aslında üçü de Academia’nın benim için önemli olan farklı taraflarını yansıtıyor: güçlü bir siluet, kişisel bir tavır ve zamansızlık.
Fotoğraflar: Academia Press