Hayvan haklarının, insan haklarından ayrı tutulmaması gerektiğine inananlardanız… Toplumun en zayıf halkası olan sokak hayvanları korunamazsa; vicdanımızı rahat hissetmiyoruz. Kedi ve köpeklerin yaşadığımız sokakta, bizler gibi bir birey olarak mutlu bir hayat sürdürmelerini istiyoruz. Bu doğrultuda, konu hakkında aktif olarak görev alanlarla buluşup, çok sevdiğimiz dostlarımızın geleceğine dair konuştuk.  

2004 tarihli; 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi, 8 Şubat’ta TBMM Genel Başkanlığı’na sunuldu, 22 Şubat’ta da ilgili komisyonlara ulaştı. Teklif önceki yasama yılında yetişmediğinden bu yasama yılına kaldı. Tasarının, sokak ve mahallelerdeki hayvanlar için katliam anlamına geleceğini savunan hayvan hakları savunucuları, geçtiğimiz ay Türkiye çapında ses getiren eylemler düzenledi. İhsan Oktay Anar, Elif Şafak, Murathan Mungan gibi isimlerin de aralarında bulunduğu 103 yazar, TBMM’ye dilekçe gönderdi. Ne olacağı kesin olarak belli değilse de, ‘ölüm yasası’ adı verilen tasarıda ufak tefek değişiklikler yapılacak gibi görünüyor. Hayvanseverler durumdan ümitli, en azından emeklerinin boşa gitmediğini görüyorlar çünkü. Özellikle de hayvan hakları federasyonu HAYTAP, kanunun değiştirilmesi adına düzenlediği sergiler ve sosyal sorumluluk bildirileriyle sonuna kadar çalıştı. Hayvanlara düşkünlükleriyle bilinen sanatçı ve medya mensupları da hiçbir günahı olmayan hayvanlara hak ettiklerini verebilmek adına hiç durmadan çalışıyorlar. Kimi kendini Boğaz Köprüsüne zincirleyerek gösteriyor tepkisini, kimi yürüyüşlerde pankart taşıyarak. Hayvan haklarının insan haklarından farkı olmadığını savunuyor ve ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar hepsi. Biz de hayvansever birer dergi çalışanı olarak, konu hakkında aktif olarak görev alanlara ulaşıp sessiz dostlarımızın geleceğine dair konuştuk.

 

Avukat Ahmet Kemal Şenpolat – HAYTAP Yönetim Kurulu Başkanı

‘Barınaklar ağzına kadar dolu çünkü insanlar terk etmeye meyilli. Ev hayvanını pet shop’lar yerine bu barınaklardan almayı tercih edin.’

“Hayvanları Koruma Kanunu 2004 yılında çıktı. Biz o zaman da bunun pratikte uygulanamayacağını söyledik. HAYTAP olarak alternatif yasa teklifimizi ilgili bakanlıklara sunduk. Derken yasanın değişmesi gerektiği söylemini bir çeşit kampanyaya dönüştürdük. Herkesin durumu açıkça anlaması için olabildiğince basit sloganlar kullanmaya çalıştık. Örneğin, hayvanlara yapılan eziyetin kabahatler kanunundan çıkarak ceza yasasına girmesi gerektiğini söyledik. Kapalı alanda sigara içenle, hayvana tecavüz edenin aldığı cezanın aynı olmasının büyük bir hata olduğunu anlatmaya çalıştık. Pet shop’larda hayvan satılmasına karşı çıktık çünkü sokaklardaki hayvan sayısının kontrolsüz artmasının en önemli nedenlerinden biri de bu dükkânlar. Bu durumda kısırlaştırma bir işe yaramıyor ve ister istemez sokaklarda hayvan çoğalıyor. Hayvanat bahçelerinin birer sevgi yeri olmadığını empoze etmeye çalıştık. Bunun gibi yasada olması gereken birçok değişikliği anlattık. Yine 2004’te açılan barınaklar yerine doğal yaşam alanları olması gerektiği de söyledik o zaman. Beton kafesler içinde hayvan barındırmak sağlıklı değil. Oraya sadece mağdur ve agresif hayvanların gitmesi gerekiyor aslında. Doğal yaşam alanında hayvanların ayağı toprağa değecekti hiç değilse. Tasarının içine yıllardan beri sokaklarda yaşayan kedi köpeklerin toplanması eklendi birdenbire. Biz böyle bir teklif sunmamıştık oysa… Olay alakasız bir yere doğru ilerledi. Çevre Bakanı Veysel Eroğlu’yla bizzat görüştüm. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa geçen yıl, sanatçı arkadaşlarımızla beraber Dolmabahçe Sarayı’nda Başbakan’la görüştük. Umutlandık! Emeklerimizin boşa gitmesini istemiyoruz. Evini çöp eve çeviren, 70, 80 tane kedi, köpek besleyen insanlar var. Onların yaptığı tabii ki doğru değil. Bu zaten kat mülkiyeti kanunuyla korunan bir durum. Dolayısıyla aynı maddenin hayvanları koruma kanununun içine konması teknik olarak yanlış. Bu durumda, evinde üç tane kedi besleyen bir insana gidilip; ‘İkisini ver, biri kalsın’ denecek. Hangisini verebilir ki? O hayvanı kimin nereye götüreceği belli değil. Bununla ilgili alan, arsa, doğal alan yok. Yeşil alanlar sırayla imara açılıyor. Toplanan hayvanları direkt değilse de dolaylı olarak ölüme terk edecekler adeta. Sokağındaki hayvandan rahatsız olanlar bile öldürüleceğini duyduğu zaman şöyle bir durup düşünüyor.”

 

Yonca Evcimik – Şarkıcı

‘Binlerce sokak hayvanının aynı anda toplanıp bakılması imkânsız.’

“Konuyla ilgili çok karamsar değilim. Belki de karamsar bir insan olmamamdan kaynaklanıyor bu durum ama şunu da söylemeliyim; yasayı hazırlayanlar hayvan barınağı görmemişler. Ben bugüne kadar 21 barınak gezdim. Hepsi de ilçe belediyelerine bağlı yerlerdi. Buralarda 50, 100 tane köpeğe bile çok zor bakılırken Türkiye genelindeki binlerce hayvanı toplayıp bakmak diye bir şey söz konusu değil, hayal! İyi niyetle, hayvanları rahat ettirmek adına yola çıkılmış olabilir ama uygulaması ne yazık ki mümkün değil. Bunları kim toparlayacak, hazırlanan doğal yaşam parklarında onlara kim bakacak, en önemlisi karınları nasıl doyurulacak? Bunları üst üste koyup düşündüğünüz zaman olanaksız bir tablo çıkıyor ortaya. Ayrıca çözüm de değil zaten. Hayvan popülasyonunu kontrol altına almak için daha rasyonel kararlar almak gerekiyor. Yurt dışından hayvan getirilmesi yıldırıcı cezalarla yasaklanmalı öncelikle. Pet shop’lar hemen kaldırılmalı. Ondan sonra, bana göre sağlıklı ve topluma uyum sağlayan hayvanların bakımı yapılıp alındıkları yere bırakılmalılar. Geri kalanları mümkünse sahiplendirilebilir, bu yapılamıyorsa her birinin doğal alanlarda hak ettikleri şekilde yaşamaları sağlanmalı. Bunda başka bir çözüm olamaz. Ben kimsenin toplanan hayvanları çaktırmadan yok edeceğine inanmak istemiyorum. Müslüman bir ülkede yaşıyoruz. Peygamberimiz kedisi rahatsız olmasın diye kıyafetinin eteğini kesmiş, bilirsiniz. Bu kadar kötü düşünenler varsa, umarım onlar yok olurlar. Hep beraber onların da ne hale geldiğini görürüz ilerde. Bu veballe yaşayabileceklerse bizim haberimiz olmadan da yaparlar nasıl olsa. Sonuçta şimdi de toplanıyor sokak hayvanlarının bir kısmı. Bundan sonrası insanların vicdanına kalmış.”

 

Seda Akgül – TV Programcısı

‘Sokak hayvanları kısırlaştırılıp sayıları azaltılarak kontrol altına alınabilir, toplanarak değil!’

“Batı ülkelerinde sokaklarda hayvan yok diye burada da aynı şey yapılmaya çalışılıyor. Oysa bunun için bir süreç gerekiyor, birdenbire yapılamaz. Özellikle de sokaklardan hayvan toplatılarak olmaz. Gerçi bizde de kısırlaştırma çalışmaları var ama bence bu da bir çeşit haksızlık. Onların soyunu kurutmak bize kalmamış. Yine de toplu halde katletmekten daha iyi hiç olmazsa. Yasaya göre sokak hayvanları toplanacak ama barınaklar yeterli değil. Beni belediye gönüllüleri arayıp; ‘Barınaklara ödeneği kesmek zorunda kalacağız çünkü yasa bunu da engelliyor’ diyorlar. Bir de böyle bir boyut var. Herkes bilir ki; kediler ve köpekler alıştıkları mahallelerde, mekânlarda yaşarlar. Bunları toplayıp başka bir yere atarsak bir süre sonra ölecekler, belki birbirlerini yiyecekler. 1910 yılında II. Mahmut’un emriyle toplanan 80 bin köpek Hayırsız Ada’da birbirini yiyerek öldü. Bunun tekrarı yaşanacak. Son derece ilkel bir yöntem. Hayvan ırklarını yasaklamak ne demek? Irkları üreten de insanoğlu. Pitbull diye bir cins doğada yok örneğin. İnsanlar genlerle oynayarak üretiyor onu, karanlıkta çiğ etle besleyerek yetiştirip vahşileştiriyor. Yani suçlu biziz ama bedelini hayvanlar ödüyor. Sokaktaki hayvanı eve alıp bakmaya da karşı bu yasa. ‘Belli metrekareye belli hayvan sayısı’ diyor. Vahşi, zamansız, yersiz… Kısırlaştırmalar devam etmeli, barınak ödenekleri artmalı, ödenek kullanmayan belediyelere uyarıda bulunulmalı. Bizim ülkede hayvan işlerini sonraki sıralara atan insanlar var ne yazık ki. Barınakların her biri ölüm kampı, iyileştirilmeleri gerekiyor. Doğal yaşam parkları oluşturulsun. Bir sürü yeşil alan var, yapılabilir. Zengin belediyeler ve onların arsaları var, gönüllü vatandaşlar var. Çiftliklerde hayvan üretimi, hayvan ithali ve pet shop’lar yasaklanır ve her hayvanın bir nüfus kâğıdı olursa, kimse istediği gibi hayvan üretemez. Zaten bir sokak hayvanının ömrü topu topu bir buçuk yıl. Sokakta zaten hayatta kalamıyorlar, bırakalım bari ecelleriyle ölsünler. Bir şey yapamazsam, bu vicdanla yaşamamam.”

Total
0
Shares

Bir cevap yazın