Etkinlikler

Out of office: Ekim’ de bilgisayar başından kalkıp nereye gidiyoruz ve neden?

Out of office: Ekim’ de bilgisayar başından kalkıp nereye gidiyoruz ve neden?

Sonbahar, İstanbul’da resmi olarak kültür-sanat etkinlikleriyle başlıyor; galeriler, salonlar, festivaller aynı anda açılıyor ve herkes kendi seçkisi içindekiler hakkında ‘Bunu kaçırmayın!’ diyor. Ben de bu sezon kaçırmayacaklarımı sebepleriyle yazayım istedim.

212 Photography Istanbul: 26 Eylül–11 Ekim

Festival bu yıl fotoğrafın 200. yılını kutluyor ama benim sebeplerim başka. Frank Horvat’ın Gülümseme Lütfen’i, moda fotoğrafçılığını 1950’lerde stüdyodan çıkarıp Paris sokağına indiren ve modellere, ‘Gülümsemeyin’ diyen yeteneği anlatıyor. Yan salonda Martin Parr var; geçen Aralık ayında hayatını kaybetti, bu sergi onun İstanbul’daki ilk büyük sergisi oldu ve şehre bakışını kaydettiği Parrjektif serisi de içinde yer alıyor. Eski Posta Han’da ise 1939-64 arası Brezilya modernistleri sergileniyor: São Paulo’da amatör bir fotoğraf kulübü, Niemeyer’le aynı yıllarda fotogram ve montaj yapıyormuş. Bir de 8 Ekim’de Pera’da Burcu Böcekler’in konuşması var, kamerasız fotoğraftan yapay zekaya uzanıyor. Birkaç sayfa önce diş fırçasıyla fotoğraf çekme üzerine yazdığım makaleyi okuduktan sonra gitmenizi önereceğim.

Çatıya Tıklatma, Moda Sahnesi: Prömiyer 5 Ekim’de

Khawla Ibraheem’in İsrail işgali altındaki Gazze’deki bir anneyi anlattığı tek kişilik oyunu, Edinburgh’da, New York’ta ve Royal Court’ta sahnelendi. Burada Nihal Yalçın oynuyor, aynı zamanda ortak yapımcı; oyunu Ali Haydar Çataltepe yönetiyor. Annenin oyun boyunca yaptığı tek şey, evi terk etmesi gerektiğinde ne kadar hızlı koşabileceğini hesaplamak. Sebebini yazmama gerek olduğunu düşünmüyorum.

Filmekimi, Salon İKSV & Babylon: Ekim–Kasım

Filmekimi 9–18 Ekim arasında yapılıyor; keşke Nerdesin Aşkım? bölümü de geri dönse… Açılışı Mungiu’nun Altın Palmiyeli Fjord’u yapacak, listede Almodóvar, Nemes ve James Gray de var, biletler 29 Eylül’de satışa çıkmıştı. 16 Ekim’de iki seçenek var: Salon’da Kiss Facility, Babylon’da Kelly Lee Owens DJ set çalıyor; ben ikinciye gidiyorum. 4 Kasım’da Grouper geliyor, açılışı Ekin Fil yapıyor; bu ikili için bilet almayı bekletmek riskli olabilir. 6 Kasım’da ise Circuit des Yeux ve Alan Sparhawk sahnede, 1922 tarihli Nosferatu’yu canlı müzikle çalıyorlar. Spooky season is so on!

İstanbul Tiyatro Festivali: 22 Ekim–3 Aralık

Festival, Zorlu PSM’de Caroline Guiela Nguyen’in Lacrima’sıyla açılıyor: Bir İngiliz prensesi Paris’ten gelinlik sipariş ediyor, biz üç saat boyunca Alençon’un dantelcilerini ve Mumbai’nin nakışçılarını izliyoruz; yalnızca birkaç saat giyilecek bir elbise için. Oyun dört dilde oynanıyor. Kasım sonunda Alan Kadıköy’de Marah Haj Hussein, Filistinli ailesinin Arapça ve İbranice üzerine kayıtlarını Belçika’da bir tren yolculuğuna bindiriyor; oyunun adı Dil Broblem Değil.

Semiha Berksoy, İstanbul Modern ve Galerist’te

Aynı şahane kadının işleri, aynı ay iki mekanda ziyaret edilebiliyor. İstanbul Modern’de 200’den fazla yapıt ve Türkiye’nin ilk sesli filmi İstanbul Sokaklarında’dan görüntüler 22 Kasım’a kadar gösterimde; Galerist’in 25. yıl sergisi Gönül İşi ise, 7 Kasım’da kadar sürüyor ve Berksoy, Nil Yalter’in yanında, elli sanatçıyla birlikte duruyor.

Mehtap Baydu’dan Seni Sevmek Çok Zor!, Arter: 15 Kasım’a kadar

Sanatçının Türkiye’deki ilk kurumsal solosunun kürasyonunu Selen Ansen üstleniyor. Bir performansında galerinin hacmi kadar bir balonu sadece nefesiyle şişiriyor; bu yapıt ise yolculuğuna Berlin’deki bir vitrinde başlamış. Dört metrelik Wirbelsäule ise kendi bedeninin kalıplarından örülmüş bir omurga. Performans tarihlerini Arter’den takip edin, ben o güne göre gidiyorum.

Silinmenin Manzaraları, Depo: 21 Kasım’a kadar

Sena Tural’ın küratörlüğünde yedi sanatçı, silinen coğrafyaları anlatıyor. Zilan İmşik 1980 sonrasının kayıplarını, Marina Papazyan 1910’lar Kilikya’sının sıtma sivrisineklerini mitolojik yaratıklara çevirerek işliyor. Depo’nun Tophane’de hala bu işleri yaptığını hatırlatmak bile bana yetiyor.

Fatoş İrwen’den Rû Bi Rû, Zilberman: 21 Kasım’a kadar

Serginin adı Kürtçede ‘yüz yüze’ anlamına geliyor. Diyarbakırlı sanatçı, 2016’da uçağa binerken gözaltına alındı ve üç yıldan fazla içeride kaldı. Sergide galerinin ortasından dikenlerle çevrili kuru bir dere yatağı geçiyor, saç telleri duvarlara tırmanıyor. Galeri metni, işleri ‘Tanıklık görüntüsü değil, yaşanmışlığın izi’ diyerek tarif ediyor; ben o dere yatağını görmeye koşarak gidiyorum.

Yoko Ono’dan İçses ve İçyapı, Sakıp Sabancı Müzesi: 27 Aralık’a kadar

Sergide 67 iş var, küratörlüğünü Ahu Antmen ile Yoko Ono Stüdyosu birlikte üstlenmiş. Dilek Ağacı’na not asıyorsunuz, Mend Piece’te kırık fincanı yapıştırıyorsuz yani bir şey yapmadan seyirci kalınca deneyimi tamamlamış sayılmıyorsunuz. Küratör Jon Hendricks’in cümlesi şöyle: ‘Palet yerine kavramsallığı tercih ediyor.’ Ono’yu ‘Lennon’ın eşi’ cümlesinden kurtarmak için bir öğleden sonra yeter de artar.

Fotoğraf: Frank Horvat

Marie Claire Bülten

Stil ve düşüncenin buluştuğu bu evrende; sezonun öne çıkan görünümleri, radarımıza giren kitaplar, editörden notlar ve kültürel dünyamıza heyecan katan detaylar e-posta kutunda seni bekliyor. Marie Claire evrenine katıl, kendine iyi gelenleri kaçırma.